Yaklaşık 2.500 yıllık bir geçmişe sahip olup fazlasıyla geniş bir coğrafyaya yayılan Türk kültürünün, halı dokumacılığı sanatına çok ayrı bir değer verdiğini biliyoruz. Türk toplumundaki çeşitli kademelerde; taht örtüsü, eyer, üzerine oturulan nesne ve süs eşyası işleviyle kullanılan halı, bütün bunların yanı sıra bir öz kimlik yansıtma hedefini de içerisinde barındırıyordu. Şöyle ki, halılardaki motiflerin hiçbirisi öyle alelade veya sıradan işlenmiş motifler değildi.

Türkler, bu sanatı ifa ederken mutlaka kendi imzalarını taşıyan bir iz bırakarak derin imgesel anlatımlar oluşturmaya özen gösterirler ve özellikle tarihlerinden ilham alırlardı. İşte tam da burada incelenmesi gereken çok önemli bir sanat eseri çıkıyor karşımıza: Dünyanın en eski halısı olma özelliğini taşıyan Pazırık Halısı! Gelin, detaylara hep birlikte göz atalım.

Pazırık Halısı

Pazırık halısı, 1949 yılında Rus arkeolog Sergei Rudenko tarafından Altay Dağları eteklerindeki 5. Pazırık Kurganı’ndan çıkartıldı. Bu kurganın içerisinde bir kadın ve bir erkek mumyasıyla birlikte bulunan onlarca sanat eseri, hala daha insanlık tarihine ışık tutmaya devam ediyor. Ama biz esas konumuza dönecek olursak eğer, Pazırık Halısı’nın M.Ö. 5. yüzyıldan kalma bir Türk halısı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Tarihçiler bu şaheserin İskit Türkleri’ne mi yoksa Hun Türkleri‘ne mı ait olduğu konusunda pek çok anlaşmazlık yaşadılar ancak yapılan radyokarbon testleri neticesinde eserin yaşı net olarak belirlendiği için, ibre tamamen İskitler’e döndü. Peki Pazırık Halısı’nın bir Türk topluluğu tarafından yapıldığı görüşüne nasıl ulaşılmıştı? Anlatalım.

Halı ilk keşfedildiği zaman bulunduğu bölge itibariyle; Persler’e (Fars), Asurlular’a, Ahamenişler’e veya Ermeniler’e ait olabileceği iddiaları atıldı ortaya. Fakat motiflerin üslup ve kompozisyonu incelendiğinde bunun ancak Türkler ile ilişkilendirilebileceği kabul edilecek, özellikle dokumada karşılaşılan “Gördes Düğümü (Türk Düğümü)” çok önemli bir ipucu olarak görülecekti. Ayrıca kurgandaki koşum takımlarının üzerinde yer alan Türkçe kelimeler de hiçbir tartışmaya mahal vermeksizin kimliğini kanıtlıyordu. Pazırık Halısı’nın günümüze kadar zarar görmeden gelebilmesi ise mezar odasına dolan suyun buzlaşarak onu korumasından kaynaklanıyor.

183 X 200 cm boyutunda olup 1 dmsine toplam 3.600 düğüm düşen bu halının motiflerini inceleyecek olursak eğer, ilk etapta merkezde yer alan dörtgenler çarpıyor gözümüze. Bu dörtgenlerin etrafında da 5 adet bordür olduğunu görüyoruz. En dıştaki bordürün içinde grifon adı verilen kartal başlı aslan vücutlu hayvan figürleri yer alıyor. Bir sonrakinde ise atlı süvariler çıkıyor karşımıza. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi atlarda tahta eyer yerine süslü halıların kullanılması geleneği Türklere aittir. Yani sadece bu küçük detay bile bizi sonuca ulaştırabilecek cinsten…

Atlı süvari figürü

Diğer bir bordürde karşılaştığımız geyik figürleri de Türk toplumlarında yaygın bir şekilde kullanılan “Hayvan Üslubu” nu temsil ediyor. Halıya neresinden bakarsanız bakın motifler sizin bakış açınızı karşılayacak tarzda yerleştirilmiş. Merkez kısmında bulunan şekil ise hem Türk damgalarıyla hem lotus çiçeğiyle hem de Türk halılarındaki göl motifi ile özdeşleştiriliyor.

Lotus figürü

Tarihçiler ve arkeologlar Pazırık Halısı’nın tam olarak ne amaçla yapıldığı konusunda ortak bir fikir oluşturmuş değiller. Kimilerine göre ortadaki kareler nedeniyle bu bir oyun halısıdır. Kimilerine göre bir eyer örtüsü, kimilerine göre ise sadece ölen kişinin mezarına konmak üzere dokunmuş bir süs eşyası…

Bu son derece değerli Türk kültür mirasına günümüzde, Rusya’nın St. Petersburg şehrinde bulunan Leningrad Hermitage Müzesi ev sahipliği yapılıyor.

 

Kaynak: 1, Haluk Berkmen, “Pazırık Halısının Şifreleri”,
Oktay Aslanapa, “Türk Halı Sanatının Tarihi Gelişmesi”,
Harun Ürer, “Pazırık Halısı Işığında Orta Asya’dan Anadolu’ya Halı Bölgeleri”

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here