Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
131

‘bu sonsuz gök…
bizden midir değil midir?
bu yıldızlar…
canlı mıdır cansız mı?

dostlar olmalı
bu göğün içinde,
düşmanlar olmalı.’

Gazeteci, şair, yazar, siyasetçi… Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirmiş olduğu en büyük değerlerden biri olan Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1925 yılında dünyaya geldi. Ölümüne kadar beş kez başbakanlık görevini yürütmüş olan Ecevit, adli tıp profesörü bir babanın ve ressam bir annenin çocuğuydu. Lise hayatını Robert Koleji’nde sanat ile iç içe geçiren eski başbakanımız, meslek hayatına çevirmenlik yaparak başladı. Daha sonra belli başlı gazetelerde yazılar yazmaya başlayan Kenya Kahramanı, zaman zaman yazıları yüzünden cezaevine de girdi. Uzun yıllar boyunca gerçek anlamda başarılı şiirler yazan Karaoğlan, siyasetçi kişiliğinin ona kattıklarının üstüne yeni bir şeyler eklemeyi hiçbir zaman ihmal etmedi. Kültürel faaliyetlere başbakanlık döneminde de gerçek anlamda önem veren Bülent Ecevit, bir siyasetçinin sanattan uzak kalmadan da siyasi arenada başarılı olabileceğinin bir sembolü oldu adeta. Ve biz de Wannart ailesi olarak sizleri, Kıbrıs Fatihi’nin kaleminden çıkmış 10 iç ısıtıcı şiirle baş başa bırakıyoruz, iyi okumalar!

1-  El Ele Büyüttük Sevgiyi

(Rahşan Ecevit Hanım’a)

Birlikte öğrendik seninle
avcumuzda yüreği çarpan
kuşa sevgiyi

el ele duyduk kumsalda denizin
milyon yılda yonttuğu
taşa sevgiyi

tırtılları tanıdık seninle baharda
tırtılken daha sevmeyi öğrendik
sevgiden üreyen kelebeği

toprağı evimiz gibi sevdik seninle
birlikte sevdik kuru toprakta
ev küren köstebeği

köstebeğinden toprağına taşına
tırtılından kelebeğine kuşuna
el ele sevdik bu dünyayı

acısıyla sevinciyle sevdik
yazıyla kışıyla sevdik
köy-köy, ülke-ülke

gökler gibi sardı dünyayı
yağmur gibi sızdı dünyaya
dünya kadar oldu sevgimiz

el ele büyütüp el ele derdik
el ele derip insana verdik
verdikçe çoğalan sevgimizi

2- Yapamadığımız

(Rahşan Ecevit Hanım’a)

akşam kapı eşiğinde bir terli giysi gibi
soyunmak vardı derdinden evrenin
bir entari serinliğini giyinmek
kendi derdini tespih gibi çekmek elinde

yün örmen vardı akşamları koltuğa gömülü
karşında polisiye roman okumak vardı
sorgusuz bakışmak yoruldukça gözlerimiz
sevinçsiz gülmek üzüntüsüz ağlamak

oturmağa konuklar gelmesi bazen
çevresinde bir masanın kaygısız
sıcacık konularda bir demli çay gibi
bilmedik komşularla konuşmak

dünyamızla uyuşmak vardı
oyunda sonunu görmeden oynamak
sevinebilmek kazandığına
yitirdiğine yerinebilmek

düşünmeyebilmek yoruldukça düşünmekten
kamaştıkça örtebilmek gözlerini
düşlerde bile ışıktan sakınarak kendini
uyayabilmek vardı vaktinde rahat

3- İnsan

elbette senden güzel olacaktı
çizdiğin resim
yaptığın heykel
senden büyük olacaktı
senden yakışıklı

elbette senden doğru söyleyecekti
yazdığın şiir

elbette senden çok duyacaktı
söylediğin türkü

sen olduğundan büyüksün
sen olduğundan iyisin
sen olduğundan güzel

4- Göçmen

Sevdiklerimin başında bir bilmediğim
Görmediğim özlemediğim özlediklerimin başında

Yurdum olmadan sıladayım
Kimsem ölmeden yasta
Yollarda gözlediğim ne
Mektuplarda beklediğim ne

Nereden sürmüşler beni buralar nere
Buralar nere, buralar nere

Bir bildiğim olmalı, bilmez olmuşum
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum
Buralara konmuş göçmen olmuşum
Bir derdim olmalı, gülmez olmuşum

5- Uyum

boşluğa bulut buluta yağmur
yağmura toprak ne güzel uymuş

gündüze güneş güneşe tarla
tarlaya başak ne güzel uymuş

başağa buğday buğdaya insan
insana emek ne güzel uymuş

emeğe eylem eyleme yürek
yüreğe sevgi ne güzel uymuş

6- Yarın

bir şeyler olacak yarın
duruşundan belli
kırdaki atların
bulutların koşuşundan belli
kazışından köstebeklerin toprağı

karıncaların telâşından belli
bir şeyler olacak yarın
belki bir tomurcuk
belki bir ağacın düşen yaprağı
belki de bir çocuk

pek o kadar göremesek de uzağı
kuşların uçuşundan belli
bir şeyler olacak yarın
öbür günden önemsiz
yarından önemli

7- Bach Sonatı

ne ben sorayım seni
ne sen beni sor
soyunmuş seslerimiz tenden
boşlukta bir aşk örüyor

ses olmuş duygular
yaklaşır dalga dalga zamansız
kavuşsa da seslerimiz birbirine
biz kavuşamayız

ne kollarımız var saracak
ne öpecek dudaklar
ne görülecek yüzümüz var
ne görecek göz

biz aşk örüyoruz boşlukta
çizgiden soyut
zerreden öz

8- Türk – Yunan Şiiri

Sıla derdine düşünce anlarsın
Yunanlı’yla kardeş olduğunu
bir Rum şarkısı duyunca gör
gurbet elde İstanbul çocuğunu

Türkçe’nin ferah gönlünce küfretmişiz
olmuşuz kanlı bıçaklı
yine de bir sevgidir içimizde
böyle barış günlerinde saklı

bir soyun kanı olmasın varsın
damarlarımızda akan kan
içimizde şu deli rüzgâr
bir havadan

Bu yağmurla cömert
bu güneşle sıcak
gönlümüzden bahar dolusu kopan
iyilikler kucak kucak

bu sudan bu tattandır ikimizde de günah
bütün içkiler gibi zararı kadar leziz
bir iklimin meyvesinden sızdırılmış
bir içkidir kötülüklerimiz

aramızda bir mavi büyü
bir sıcak deniz
kıyılarında birbirinden güzel
iki milletiz

bizimle dirilecek bir gün
Ege’nin altın çağı
yanıp yarının ateşinden
eskinin ocağı

önce bir kahkaha çalınır kulağına
sonra Rum şiveli Türkçeler
o Boğaz’dan söz eder
sen rakıyı hatırlarsın

Yunanlı’yla kardeş olduğunu
sıla derdine düşünce anlarsın

9- Yargı

öldürenle katiliz çalanla hırsız
tümümüz sanığız tümümüz savcı
tümümüz suçlu tümümüz yargıç

kimi aklar kimi suçlarız
kimi bağışlar kimi asarız
kendimizi başkasında

her gün bıçak saplı
birinin arkasında
vurulan da biziz vuran da

10- Köylü Kadınlar

köylü kadınlar
fistanları güllü kadınlar

topraktan doğup da toprağı yoğurandır onlar
veresiye canlarını doğurandır onlar

köylü kadınlar
fistanları güllü kadınlar

yüzleri güneştir onların yanık
ayakları topraktır onların yarık

doyulmadan güzelliğine
tarlalarda solandırlar

köylü kadınlar
fistanları güllü kadınlar

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
131

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here