Paul Delaroche, 1839 yılında kesin olarak söylediğini tam olarak bilemediğimiz, “Bugünden itibaren resim ölmüştür!” cümlesini kurduğu vakitlerde, Fransa hükümetine “daugerreotype” üzerine yazdığı raporu sunmuş ve bu yeni aracı sanata mükemmel bir katkı olarak nitelendirmişti. Delaroche, “Sanatın temel ilkelerini mükemmel sonuçlara ulaştırabilen” bu aracın niteliklerinden bahsederken, dönemin sanat anlayışını; akademik bir tavırla resmedilen yani temelinde sağlam bir teknik ve desen bilgisinin olduğu, neo-klasik ve romantik üslupta oluşturulan, günlük hayatın sahnelerinden kopuk imgelerle donatılmış resimler oluşturuyordu. Delaroche da bu klasik anlayışta resmediyordu, tam da o yıllarda ortaya çıkan daugerreotype, bir akademik ressam olarak kendisinin  de içinde bulunduğu zümrede, oldukça ilgi çekici ve sarsıcı bir icat olarak tanımlandı.

Louis Daguerre 19.yüzyılın henüz başlarında kendisi de resim ve tiyatroyla ilgilenirken, görüntünün zemine, fırça harici, gerçekçi bir biçimde yansıtılması, tüm netliğiyle aktarılması fikri üzerine düşünüyordu. Aynı zamanlarda önce gravür baskı ile uğraşan daha sonra bu uğraşını, fotoğrafik görüntüyü elde etme sürecine dönüştüren Nicaphore Niepce 1826 yılında 8 saatlik bir pozlamanın sonucunda tarihteki ilk fotoğrafı meydana getirmiş oldu. Daguerre’in, Niepce ile iletişime geçerek beraber çalışmayı teklif eden bir mektup yazmasıyla ortak çalışmalara başladılar fakat bu ortaklık çok geçmeden Niepce’in ölümüyle sona erdi. Bu ölümden sonra Daguerre çalışmalarına devam etti, aslında burada biraz magazinsel yorumlar da var; bazı kaynaklara göre Niepce’in erken ölümü üzerine, çalışmalarının büyük bir çoğunluğundan faydalanan ve geliştirerek daugerreotype’ı meydana getiren Daguerre çalışmaların büyük bir kısmını kendine mal etmiştir.

Bu sansasyonel icat, elbette birçok disiplini etkilediği gibi sanat alanında da etkileri oldu ve bilhassa güzel sanatlar alanında değişikliklere sebebiyet verdirecek eylemlerin zeminini oluşturdu.

Nicéphore Niepce, 1826
Nicéphore Niepce, 1826

19.yy ortalarına doğru, yeni bir anlayış ortaya çıkacak, akademik sanatın karşısında, gündelik yaşamın sıradan sahnelerinin yer verildiği resimler yapılmaya başlanacaktır. Bununla birlikte dönemin popüler mesleklerinden portre ressamlığı da tahtını fotoğrafçılığa teslim edecek, aynı zamanda fotoğraflarda da sanatsal bir etki görülmeye başlanacaktır. Buna örnek olarak William Henry Talbot’un ‘The Open Door’ isimli eserini verebiliriz sanıyorum. (1843)

William Henry Talbot, The Open Door
William Henry Talbot, The Open Door

Yine Fransız Klasik sanat geleneğinin etkisindeki ressam Jean Dominique Ingres’in o yıllarda yapay ışık ve fotoğrafta ifadeler üzerine çalışmaları bulunan fotoğrafçı Nadar’ın çalışmalarından faydalanarak üretmiş olduğu resimleri mevcuttur. Fotoğrafın icadını takip eden dönemlerde resim ve fotoğraf ilişkisi çeşitli sanatçılarla örneklendirerek çoğaltılabilir.

Nadar, 1859
Nadar, 1859
E. Manet, 1865
E. Manet, 1865

 

 

 

 

 

 

Gerçek yaşamdandan kopuk akademik sanat anlayışına sırtını dönmüş, gündelik yaşamın kendisini resmine konu alan ve hatta kendi sözleriyle “yaşayan sanat yapmak..Hedefim budur!” diyerek yeni bir dönemi de beraberinde getiren Gustave Courbet, oluşturduğu kompozisyonları resmederken fotoğraftan faydalanmıştır.

W.H.T
W.H.T

Bunun yanı sıra William Henry Talbot daugerreotype’ı ilk duyduğu zaman oldukça şaşırmış, çünkü kendisini bu makineyi ilk icat eden kişi olarak görüyormuş, aslında burada bahsettiğimiz isimler dışında 20’den fazla isim fotoğraf makinesini ilk kez kendisinin icat ettiğini iddia ediyor. Fakat Talbot’un bu isimlerden farkı ‘calotype’ isimli yönteminin diğerlerinin aksine çoğaltılabilir bir seçenek sunuyor oluşu. Elde edilen negatiften çok sayıda kopya elde edilebiliyor, tabi bu da, görüntünün çoğaltılabilir oluşu, kültürün görselleşmesi sonucunu doğuruyor.

Fotoğraf ilk yıllarında entelektüellerin uğraşıyken zaman içinde halk kitleleriyle de buluşacaktır. Hatta bu konu da Baudelaire “…nesneleri sadece konturlarıyla değerlendiren, eğitimsiz ve anlayışsız zihinlerden oluşan ‘bu sınıfın’ meydan okuması için bir bahaneye dönüşüyordu.” “Yani sanattan anlamayan ve yanılsamadan haz alan halkın zevklerini tatmin için kullandığı bir araçtı.” diyor.

Evet, Sanayi Devrimi’nden sonra değişen ve gelişen bir yüzyıl olan 19.yy sanat içinde değişimlere gebe bir yüzyıl olmuştur. Toplumda meydana gelen yenilikler, makineleşme, buna bağlı ortaya çıkan yeni disiplinler, Ahu Antmen’in deyişiyle insanın kendi gerçekliğine dair algılarını dönüştüren bu gelişmeler ışığında meydana gelen özellikle sanat alanında görüntü ve temsil anlamında yaşanan değişikliklikleri, sanatçılarda sanatlarına farklı biçimlerde yansıtmış oldular.

Ve bazı daugerreotype kullanılarak çekilmiş fotoğraflar dizini için tık tık!

 

 

Kaynak: 1, 2, 3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here