“Çocuklara işkence yapılan bu dünyayı sevmeyi ölene kadar reddedeceğim.”

-Albert Camus

7 Kasım 1913 yılında Cezayir’de dünyaya gelen yazar, yoksul bir baba ve okuma yazma bilmeyen bir annenin tek çocuğuydu. Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1914’te babasını kaybetmesinin ardından annesi hizmetçilik yaparak oğlunun iyi bir eğitim alması için çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı.

Cezayir Üniversitesi’nde Felsefe eğitimi gören Albert Camus, varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır. Her ne kadar kendini bir akıma bağlı olarak görmese de insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan “absürt” fikrini ortaya atarak fesefeye büyük bir katkıda bulunmuştur. Filozof bu felsefesini “Sisifos Söyleni”nde açıklayıp “Yabancı” ve “Veba” gibi romanlarında da işlemiştir. Varoluşçuluk hakkındaki görüşlerini ise şu şeklide açıklamıştır: “Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi’dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.”

Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: İntihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.

Nobel ödüllü yazar, edebiyat kariyerine ise İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler’e karşı oluşmuş Fransız Direnişi’ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak “Combat” adında bir gazete yayımlayarak başladı. Toplamda beş tane romanı olan yazarın romanlarının isimleri ise şöyledir: Yabancı, Veba, Düşüş, Mutlu Ölüm, İlk Adam. Bu eserleden “Mutlu Ölüm ve İlk Adam” Camus’nün ölümünden sonra yayınlanmıştır. Yazarlığın yanı sıra tiyatroyla da ilgilenen Camus, 1935 yılında İşçinin Tiyatrosu adıyla bir tiyatro kurmuş ancak Théatre du Travail, 4 sene sonra kapanmış. İlk tiyatro eseri 1938 yılında kaleme aldığı Caligula olan Albert Camus, tiyatronun sahibi olduğu yıllarda sahnede rol almış, yönetmiş ve oyunlar yazmış.

Camus’nün filozof, yazar ve tiyatrocu gibi birçok sıfatına dahil olan bir başka sıfat da futbolcudur. Futbol, onun hayatında her zaman önemli bir yere sahip oldu. Bir süre Cezayir Üniversitesi’nde genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet tiyatroyu mu yoksa futbolu mu tercih edeceğini sorduğunda, tereddütsüz bir şekilde “futbol!” cevabını vererek futbola ne kadar tutkuyla bağlı olduğunu kanıtlamıştır.

İlk kez 1934 yılında, 21 yaşındayken evlenen Camus’nün karısı varlıklı bir göz doktorunun kızıydı. Aynı zamanda bir morfin bağımlısıydı. Fakat bu evlilik, karısı Simone’nun sadakatsizliğine bağlı olarak kısa sürede son buldu. Albert Camus ikinci eşiyle 1940 yılında evlendi. Piyanist ve aynı zamanda matematikçi olan eşi Francine Faure’den, Catherine ve Jean isimli ikiz çocukları dünyaya geldi.

Camus, 4 Ocak 1960’ta, Sens yakınlarında bulunan küçük Villeblevin kasabasında “Le Grand Fossard” isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonrasında ise mantosunun cebinde bir tren bileti bulundu. Muhtemelen Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı ama daha sonra kararını değiştirerek arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Aslında, bakıldığı zaman absürdizmin öncüsü olan Albert Camus’un kendisinin “absürt” olarak nitelendirdiği bir biçimde hayata gözlerini yummuş olması çok da şaşırtıcı bir durum değil; zaten Camus’nün hayatı absürtlükler içerisinde geçmişti; sık sık intiharı düşündüğünü söylemesine rağmen, hayatın yaşanılmaya değer olduğunu savunmuştur, önceleri bir komünist, sonra da koyu bir milliyetçi olmuştur.

İnsanın her gün yaptığı en iyi şey, intihar etmemeye karar vermektir.