Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları (BÜO), geçtiğimiz 26 Nisan akşamı ODTÜ Tiyatro Şenliği kapsamında, bir Bertolt Brecht metni olan Sezuan’ın İyi İnsanı adlı oyunu sahnelediler. ODTÜ Mimarlık Amfisi’nde gerçekleşen oyun, seyircisi için bu mor Ankara akşamını sihirli kıldı. Başından sonuna, harcadıkları vakit ve sarf etikleri emek dolayısıyla dile getirilmesi gereken ilk unsur, işin faili, işlerine dört elle sarılmış bu genç oyuncu topluluğu. Geçtiğimiz Aralık ayında sahneledikleri, oryantasyon oyunları olan Lorca’nın Acıklı Güldürüsü ile birçok Ankara seyircisini oldukça etkilemiş, sonraki oyunlarını sabırsızlıkla beklemelerine neden olmuşlardı. İşlerini kuramsal ve yöntemsel açıdan doğru kaynaklarla destekleyen topluluk, ele aldıkları tiyatro metnini hem daha önce farklı gruplar tarafından oynanmış alternatiflerini hem de kendi topluluklarının geçmiş yorumlarını göz önünde bulundurarak sonuçta da kendi yorumlarını katarak oluşturmaya özen gösteriyor.

Gözlerimizi oyunculardan ayırarak bir süreliğine Sezuan’ın İyi İnsanı’na çevirince Bertolt Brecht’in, kurallarla birlikte sık sık insanların güvensizlikleri dolayısıyla umutsuz oluşlarını, zorda kalınca iyi olmaya devam etmek yerine kurnazlığa yönelmelerini eleştirdiğini görüyoruz. Devamında, yalnızca insan yönelimleriyle kalmayıp bünyesine Tanrılar tarafından konduğu söylenen kuralların defolarını da katan metin, yoluna trajik dokuyu katarak devam ediyor. İoanna Kuçuradi’nin tanımıyla trajik karakter, iki erdemli davranış arasında kalarak bocalayan, bunlardan birini seçendir. Burada, tek kişiyi aşan tipte bir trajik karakter olan Shen Te’nin istekleri, yönelimleri ve davranışları ile Brecht’in, bireye çelişkilerin ürünü olarak bakmasından hareket edildiğinde kavram oldukça netlik kazanacaktır. Mekân, yoksulluktan kırılmakta olan Sezuan kentidir ve karşımıza çıkan ilk kişi, Tanrıların buraya geleceği haberini alarak onları beklemeye başlayan sucu Wang olur. Olay örgüsü böylece başlangıç alan metnin özünü ise bir yanda daha üst bir makamın temsilcisi olarak dünya üzerinde onlara umut olacak “iyi insanı” arayan Tanrılar, diğer yanda ise bu kurallar içerisinde komşusunun iyiliğini düşünürken kendi iyiliğinden vazgeçmek, kendi çıkarını düşünürken de diğer insanların çıkarlarına duyarsız kalmak zorunda kalan, kısacası iyi kalabilmek için savaşan insan oluşturur. Shen Te’nin sesinden işittiğimiz şu cümleler, insanın arada kalışını oldukça açık özetliyor: “Şu eski buyruğunuz var ya ‘iyi ol ve yaşa’ işte bu yıldırım gibi böldü beni ikiye. Bilmiyorum neden, başkalarına iyilik ederken kendime kötülük ediyorum. Çok zor, insanın hem kendine hem de başkasına yardım etmesi çok zor.” İşte o tam da bu yüzden sık sık seçimler arasında gidip gelmek durumundadır. İşin içinden çıkamayınca başvuracağı yol ise yıldırımla ikiye bölündüğü yerden iki farklı karakterini birden yaşatmaya çalışmak olacaktır. Oyunun hâlen devam ettiğini düşünürsek, olay örgüsünü oyuncuların kendilerinden izlemesi ve Bertolt Brecht’in metnine mutlaka göz atması için, alınacak tadı doğrudan seyirciye bırakmak daha doğru olacaktır.

Bir Brecht metniyle karşı karşıya olduğumuzu hatırlayınca otoritelere yöneltilen keskin uçlu okları ve onun çok önem verdiği mizah unsurunu göğsümüzde yumuşatmamız kolaylaşıyor. Oyun sonrası gerçekleşen samimi söyleşide oyuncuların da belirttikleri gibi bu oyun, başka gruplarca daha ciddi bir üslupla ele alınarak da yorumlanmıştı. Ancak Brecht’in duruşuna bu tip bir taşlama mizahının daha çok yakışacağını söyleyebiliriz. Bunlar ışığında BÜO’nun yorumunu izleyince üsluplarına dair fikir sahibi de oluyoruz. Ve en sonunda, ortaya konan iş her ne olursa olsun, nitelikli okuma yapmanın, doğru kaynağa yönelmenin ne kadar önemli olduğunun ayrımına tekrar varıyoruz.

Oyun ve oyuncular yanında, insana başka bir boyuttaymış hissi veren ve Behruz – Altuğ Çinici çiftinin mimarlığını üstlendiği ODTÜ Mimarlık Bölümü binasından söz etmek yerinde olacaktır. Kendine has bir ruha sahip olan bu bina, kampüsle birlikte özellikle de yaratıcılarının emeğini yaşatıyor. Tıpkı onların elleri gibi tüm dış cepheyi saran türlü sarmaşıklar, mimarlarının ellerinin binayı kavrayışının sembolü adeta. Sahneye gelince, amfi biçiminde tasarlanan mekân, uzun yıllardır sık kullanılan ve seyirciyi karşısına alan yaygın sahnelerin tersine, seyirciyi çevresine yarım daire biçiminde sıralıyor. Ankara’da 360 derece açılı olabilen bir sahne örneği olan İrfan Şahinbaş Sahnesi’nden hareketle, farklı sahne biçimlerine ihtiyaç duyulduğu ortadayken Mimarlık Amfisi’nde seyircinin tam olarak pasif kalmayacağı, ta sahnenin içine kadar inen koltuklardan anlaşılabiliyor. Amfinin koltukları biraz rahatsız ve yerleşmesi zor da olsa, seyircinin koltuğuna gömülüp başka âlemlere geçmesini engelleyerek onu oyunda tutan nitelikte. Tabii iyi tiyatroya alışkın ve aynı zamanda da aç olan zevkli Ankara seyircisinin performansı da yine gözler önündeydi. Grubun Ankara’ya en kısa zamanda yeniden gelmesini ümit ederken yollarının açık olmasını, ayak seslerininse sahnelerden eksik olmamasını diliyorum.

Son olarak bu çalışkan ve genç tiyatro topluluğuna teşekkür ederken onların Bertolt Brecht ve Sezuan’ın İyi İnsanı’na hazırlanırken yararlandıkları bazı kaynakları da paylaşmanın meraklıları için yol gösterici olacağı kanaatindeyim.

Poetika – Aristoteles

Antigone – Sophokles

Köşebaşı Tiyatrosu – Bertolt Brecht

Arturo Ui’nin Yükselişi – Bertolt Brecht

Küçük Organon – Bertolt Brecht

Galilei’nin Yaşamı – Bertolt Brecht

Cesaret Ana ve Çocukları –  Bertolt Brecht

Materyalist Bir Tiyatro Üzerine Notlar – Louis Althusser

 

KAYNAKLAR

Drama Komisyonu Brecht Okumaları’na Başlıyor!

Kuçuradi, İoanna. (1997). Sanata Felsefeyle Bakmak. Ankara: Ayraç Yayınevi

Akgül, T. Yıldız. (2013). Bertolt Brecht: Toplumsal Olan Değiştirilip Dönüştürülebilendir. Tiyatro Araştırmaları Dergisi. 35/1

And, Metin. (2015). Türk Tiyatro Tarihi Başlangıcından 1983’e. İstanbul: İletişim Yayınları.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here