Geçtiğimiz aylarda Black Mirror‘ın yeni serisi, Netflix üzerinden interaktif dizi olarak yayınlanmıştı. Film, 1984’te 19 yaşındaki Stefan isimli bilgisayar mühendisi bir gencin Bandersnatch isimli romanı bir bilgisayar oyununa çevirmek istemesiyle işe başvurmasını ve ardından o dönemin en ünlü bilgisayar oyun programcısı Colin Ritman‘la tanışmasıyla hayatının değişmesini konu ediniyor.

Kitaptaki gibi bir sürü tercih hakkına sahip olacağınız bu dizide, asıl sonu belirlerken altta yatan hikâyeyi fark etmek adına Colin karakterine kulak verdik. Her söylediği hayatımızla bağlantılı olmasa da, gerçek cümleleri ayıklamamız zor olmayacaktır.

1. Asıl karakterler gizlidir.

Böyle bir dizide her şeyin apaçık olarak verildiğini düşünmek büyük bir hata olurdu. Ve tabii ki Stefan’ın tüm kararları kendisinin verdiğini düşünmek de. Zihnimiz sistem, çevre, kaygılar kısacası bilinçaltımız tarafından yönlendiriliyor. Ana karakter olarak görünen Stefan’ın arkasından tüm dizinin aslında Colin karakteri üzerinden kurgulandığını anlamamız mümkün.

2. Gerçeklik algısını ve paralel gerçekliği sorgula.

İnsanlar tek bir gerçeklik var sanır ama bir sürü var, kökler gibi büyüyüp ayrışıyorlar. Bir yolda yaptığımız, diğerinde olanları etkiliyor.

Bu evrende yapmadığımız her seçim, vermediğimiz her karar, diğer bir evrende gerçekleşir ve gerçeklik kazanmış olur. Verdiğimiz her karara özgür irade denir, bunun tam tersi ise olasılıktır. Tüm olasılıklar bizim ait olduğumuz bütünü oluşturur. Black Mirror’ın arka planda Colin yardımıyla bize sorgulattığı diğer bir konu da çoklu evren teorisinden türeyen paralel gerçekliktir.

3. Zamanı inşa et.

Zaman, inşa edilmiş bir şeydir. Geçmişi değiştiremeyeceğini sanırlar. Ama yapabilirsin, flashback tam da budur. Geçmişe dönüp başka seçimler yapmak için davetiyedir onlar.

Filmin kurgusu üzerine ortaya atılan bir görüş de flashback yaparak geçmişe dönüp kararlarımızın değiştirilebileceğidir. Yani her flashback anı, aslında bize hatalarımızdan dönmemiz için bir kapı açar. Bu da geçmişin değiştirilemezliğini ortadan kaldırır.

4. Özgür iradeye sahip olduğundan kuşkulan.

Seçimi yapanın sen olduğuna inanırsın ama değildir. Dünyamıza bağlı olan bir ruh var. Ne yapacağımıza o karar veriyor, bizim de akışa kapılıp gitmemiz gerekiyor.

Politik, ekonomik, bazen de dinî bir otoritenin var olduğunu kabullenirken biz, hâlen kendi kararlarımızı verdiğimizi düşünüyoruz. Buna inandırılıyoruz. Stefan’ın kararlarını dizinin başından beri izleyicinin vermesini sağlayan Netflix’te, isterseniz karakterin de bunun farkına varmasını sağlıyorsunuz. Yani özgür irade diye bir şey yok, varsa da ne kadar özgür olduğu sorgulanmalı. Kendi yaşantımıza bu aynayı tuttuğumuzda afallayabiliyoruz. Oysa ki bunu çoktan kabullenmemiş miydik?

5. Sonu “şimdi” belirler.

Şu anda bir yolun üzerindeyiz. Şu anda, sen ve ben. Ve bir yolun nasıl bittiği önemsiz. Önemli olan o yolda aldığımız kararların bütünü nasıl etkilediğidir.

Geçmiş sadece zihninin geçici belleğinde, gelecekse şimdiki kararlarındadır. Yolun sonunda ölürsün, bu hayatın kuralıdır. Tıpkı Pacman ve diğer bilgisayar oyunlarındaki gibi. Bu yüzden de üzerinde bulunduğun yolun sonu önemsizdir. Gelecek, henüz yaşanmamışken sürekli duyulan bir sancıdan ibarettir.

6. Pes etme.

Her seferinde dizi, tercihlerin sonucunda kötü bir sona ulaştığında seyirciye geri dönmesi için bir şans veriyor. Bir kere deneyip yanılman, bu dizide kaybettiğin anlamına gelmiyor. Asıl yapmamız gereken, gerçek hayatta da bu durumun böyle olduğunun farkına varmamız gerektiğidir.

Samuel Beckett‘in de dediği gibi: “Hep denedin. Hep yenildin. Olsun. Yine dene. Yine yenil. Daha iyi yenil.” 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here