Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
3

Hayatta başımıza gelen şeylerin birçoğu aslında seçimlerimizin doğurduğu sonuçlardır. “Karma” olarak da nitelendireceğimiz bu durumu atalarımız: “Ne ekersen onu biçersin” diye açıklamışlar. U.S.S. Callister bölümünün alt yapısı da bir noktada bu düşünceye dayanıyor.

Öncelikle söylemeliyiz ki Black Mirror’ın oyuncu kadrosu açısından en iyi bölümlerinden birisi kesinlikle U.S.S. Callister olmuş. Breaking Bad ve Fargo dizilerinden tanıdığımız Jesse Plemson‘ı, Robert Daly olarak, How I Met Your Mother dizisindeki karakteri ile hafızalarımıza kazınan Cristin Millioti‘yi Nanette Cole olarak ve Westworld, House of Cards gibi dizilerden tanıdığımız Jimmi Simpson‘ı ise bu bölümde Walton olarak izleme şansı buluyoruz.

Öncelikle itiraf etmeliyiz ki U.S.S. Callister bizi şaşırtan bir bölüm oldu. Fakat yaşamaya alıştığımız “Black Mirror gerilimi”ni bu bölümde neredeyse hiç yaşayamamış olmak bizi hayal kırıklığına uğrattı. Ama bu U.S.S. Callister kötü bir bölümdü anlamına gelmiyor. Anladığımız kadarıyla dizinin yapımcısı olan Charlie Brooker bu bölümü biraz “kendisi için” yapmış. U.S.S Callister tamamen bir “Star Trek” parodisi. Elbette bu durumun en büyük nedeni Charlie Brooker’ın Star Trek hayranlığı.

Ayrıca sanıyoruz ki bu bölümü izlerken bizim gibi sizinde aklınıza yalnızca Star Trek değil, “Turist Ömer Uzay Yolunda” filmi de gelmiştir!

Sezonun ilk bölümü olarak U.S.S. Callister bölümünün seçilmiş olması çok büyük bir risk. Bize göre bu bölüm, Star Trek tarzı yapımlardan hoşlanmayan veya Black Mirror’ın karanlık tarafını sevenlere pek hitap etmeyen bir bölüm olmuş. Açıkçası biz de U.S.S. Callister bölümü için sezonun en iyi bölümü diyemeyiz.

Uzun bir bekleyişin ardından geri dönen Black Mirror’ın yeni sezonunun ilk sahnesinin bir uzay gemisinde geçiyor olması bizi biraz heyecanlandırdı ve hoşumuza gitti. Dahilik ile delilik arasında bir yerlerde kalmış olan Daly’nin kendine yarattığı dünyada geçen bölümün başlarında, Daly için gerçekten üzülüyorduk. Haksızlığa uğradığını toplum tarafından yok yere dışlandığını düşünüyorduk.

Fakat bir “DNA hırsızı” olduğunu asla tahmin edemezdik! Aslında oldukça masum duran sanal gerçekliğin ileri bir boyutu olan oyunu, normal bir insanın yapacağı bir şey kesinlikle olamaz. Daly’e bir lakap verecek olsaydık bu kesinlikle “sosyopat” olurdu, nitekim kendisi gerçek bir sosyopat!

Sahibi olduğu ofiste insanlarla iletişim kuramayan, şirketin CTO’su olmasına rağmen sıradan bir çalışan muamelesi görmek Daly’i oldukça kızdırmış. İnsanlarla iletişim kuramamasının acısını yine iletişim kuramadığı insanlardan çıkartma kararı almış. İnsanların DNA’larını çalan Daly bu DNA’ları bilgisayar ortamına kopyalayarak “dijital klonlar” elde ediyor. Sonra bu klonlarla “Infinity” adını verdiği bir nevi sanal gerçeklik oyunu diyebileceğimiz oyunda istediği gibi oynuyor.

Her ne kadar dijital birer klon olsalar bile duyguları olan bu DNA’lar aralarına Cole’ün katılmasıyla Daly’e baş kaldırıyorlar. Aslında Daly’nin zekasına hayran olan ve “Callister” şirketine Daly’e olan hayranlığı yüzünden katılan Cole’ün, Daly’e karşı “romantik” duygular beslemediği için DNA’sı sonsuz bir dijital evrene hapsoluyor. Fakat en az Daly kadar zeki olan Cole, -yani Cole’ün DNA’sı- kelimenin tam anlamıyla kendi kendini tehdit ederek bir şekilde Daly’nin yarattığı sınırlı dünyadan kurtularak gerçek sonsuzluğa ulaşıyor. Ve dizinin sonunda Breaking Bad dizisinin hayranlarını sevindirecek ufak bir detay var! Jesse Pinkman olarak tanıdığımız Aaron Paul‘un sesini dizinin son kısımlarında duyuyoruz.

Bir olaydan çok durum üzerine kurulu olan U.S.S. Callister her ne kadar kötü bir bölüm olmasa da üzerine çok konuşulacak bir bölüm de olmamış. Black Mirror dizisinin büyük hayranları olarak bölümü severek izledik fakat bölüm hakkında yapabileceğimiz en geniş ve kapsamlı değerlendirme: “Tatsız, tutsuz” bir bölüm olmuş, olabilir.

Fakat elbette yine de bölümün vermek istediği mesaj hem çok netti hem de çok etkileyiciydi. Aslında “gerçek dünya”da oldukça içe dönük, iletişim problemleri yaşayan insanlar özellikle sosyal medyada kendine bambaşka bir dünya yaratabiliyorlar. Kendilerini farklı bir insan olarak lanse edip insanları hoyratça aşağılayabiliyorlar. İnsanların yüzlerine söyleyemeyecekleri şeyleri kendi yarattıkları bir dünya olan sosyal medyada rahatlıkla söyleyebiliyorlar. Bu cesaretten çok “kompleks” hatta bir noktada bir “hastalık” belirtisi. Bu durumun bizdeki kaba tabiri ise “klavye delikanlılığı”.

Bir “klavye delikanlısı” olan Daly, yaptığı kötülüğün bedelini en acı şekilde ödüyor. Geleceğe dair umudu olmayan, teknolojinin kötü yanlarını yüzümüze vurmayı kendine görev edinen Black Mirror bu sezon beklenmedik bir şekilde oldukça “pozitif” sayılabilecek yönde ilerliyor. Kötülerin cezalarını çektiği, iyilerin kazandığı bir distopya olma yolunda ilerleyen Black Mirror umuyoruz ki en yakın zamanda titreyip kendine gelir ve en “karanlık” haliyle beşinci sezonda yeninden karşımıza çıkar!

Ayrıca; buradan “Hang The DJ” bölümüne dair yaptığımız incelememize buradan ise “Black Museum” bölümüne dair yaptığımız incelememize ulaşabilirsiniz.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here