Blu Tv özel yapımı olarak izleyicinin beğenisine sunulan 7 Yüz isimli diziyi geçtiğimiz günlerde izleme fırsatı buldum ve konuyla ilgili birkaç kelam etmek istedim. Çünkü Türk dizi tarihinin bu tarz farklı projelere ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Yayınlandığı günlerde Black Mirror dizisini taklit etmekle suçlanan dizi, eleştirilerin hedefi olmuştu. Black Mirror’ın yayınlanan tüm bölümlerini izlediğim için bu diziye de bir şans vermeye karar verdim. Aralarında benzerlik olduğu yadsınamaz bir gerçek ama ortada bir taklit olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü bizi, bizlere farklı bir bakış açısıyla anlatmış. Yedi bölümden oluşan dizinin bölüm sayısına bakıldığında ismiyle bir uyum yakalanmaya çalışıldığını görüyoruz. Yedi Yüz, yedi farklı hikâye. Peki neden yedi yüz? Burada aklıma yedi büyük günahtan ilham alınmış olabileceği geliyor. Senaristin bu tarz bir açıklaması olmamasına rağmen özellikle ilk bölümü izleyince bu düşüncemin üzerine gitmeye karar verdim. Çünkü ilk bölümün adı Büyük Günahlar.

Yedi büyük günah: öfke, kıskançlık, şehvet, kibir, açgözlülük, oburluk ve tembellik.

“Büyük yüzleşmeye hazır mısın?” mottosuyla yola çıkan dizinin nereye varmak istediğini son bölümlere geldikçe daha iyi anlıyoruz. Aslında yüzleşmemiz gereken kişinin kendimiz olduğunu görüyoruz. Farklı senaryoları ile bize küçük bir ayna tutuyor dizi. Bir anda gerçekleri yüzümüze çarpmak yerine düşünmemiz için bir fikir veriyor. Aynanın kenarında gözümüze çarpan o küçük fikir… Dizinin genelini derinlemesine anlayabilmek için her bölümü ayrı ayrı değerlendirmek daha doğru olacaktır. Sizler için faydalı olacağını düşündüğüm bir liste yaptım. Keyifli okumalar.

Bölüm 1: Büyük Günahlar

Bölüm, bir lise bahçesinde başlıyor. Üç genç kızın sohbetine tanıklık ediyoruz. Makyaj, erkekler, hocalar… Sonra okulun bahçesinde bir kavga kopuyor ve jenerik giriyor. Sonrası günümüz. Yeni yıl kutlaması için toplanan arkadaşlar bir oyun oynamaya karar veriyor. Kirli bir oyun. Herkes sırayla en büyük günahını anlatıyor. Masum yalanlar, sevgilisini aldatanlar, küçük hırslar. Sonra ilginç bir hikâye başlıyor. Olay bir lisede geçiyor. Tanıdık geldi değil mi?

Bir günahı günah yapan nedir? Kimin suçlu olduğuna nasıl karar verebiliriz? Asıl suçlu kim? gibi soruları sıkça kendimize soracağımız bir bölüm olan Büyük Günahlar, kendini zevkle izleten bir bölüm. Av ve avcının sıklıkla yer değiştirdiği olayları izliyoruz ve izlerken sürekli düşünüyoruz. Gerçekten buna gerek var mıydı? İlk başta şehvet günahının sonuçlarını izlediğimizi düşünürken bölüm sonunda asıl tetikleyici olanın öfke olduğunu görüyoruz. En büyük yanılgılardan biri adaleti kendimiz sağlayalım yanılgısı. Burada da kibir ile karşılaşıyoruz. Kendimiz için adaleti sağlarken diğer herkes görünmez ve önemsiz olur. Peki bu nelere sebep olur?

Bölüm 2: Prosedür

Gelecek zamanda geçtiğini düşündüren konusuyla ilk bölüme göre biraz daha yavaş bir tempoda ilerleyen bir bölüm. Eternal Sunshine of the Spotless Mind filmine selam duran bu bölümde, sevdiği adam tarafından artık sevilmeyen kızımızın son çare olarak anılarını sildirmesi işleniyor. Acı çekmemek için anılarınızdan vazgeçer miydiniz? Hissiz yaşamak mı? Hislerinle acı çekmek mi? gibi soruları merkezine alan bölüm, izlenilebilir kalitede ama tekrar tekrar izlemek isteyeceğimi düşünmüyorum.

Bölüm 3: Hayatın Müziği

Başrolde Damla Sönmez’i izlediğimiz bu bölümde özgüven işleniyor. Özgüveni parayla satın alabilseydik nasıl olurdu? Yapmak isteyip de yapamadığımız şeylerin önündeki engel ya kendimiz isek? Bir de bu şekilde düşünmemizi istiyor bu bölüm. Serinin en özgün ve en güzel bölümü olduğunu düşünüyorum. Kafamızın içindeki seslere kulak veriyoruz: yapabilirsin diyen, yapamazsın diyen, yüreklendiren. Sonra bir gün o ses dayanılmaz bir hal alıyor. İşte o zaman esas kız kendi şarkısını yazıyor.

Bölüm 4: Eşitlik

Bir ilişkide eşitlik ne kadar önemlidir? Bu soruyu cevaplayabilmemiz için öncelikle hangi açıdan eşitlik olduğuna karar vermemiz gerekiyor. Maddi açıdan eşitlik, fiziksel eşitlik, fikir eşitliği? Bu bölümde bahsedilen hiçbiri değil. Ama bence konu edilmesi gereken asıl şey eşitlik de değil. Asıl konu edilmesi gereken şey toplumun düşünce yapısının ne kadar yanlış olduğu. Günlük hayatta da karşılaşabileceğimiz bir olay işleniyor bölümde. Okuldaki öğrencisinden mahalledeki komşusuna kadar herkesin tepkilerini görüyoruz. Değiştirilmesi gereken böyle tepkiler olmasına rağmen ilişkide taraflardan biri diğeri için kendinden fedakarlık ediyor. Neden? Toplumun gözündeki yerleri eşitlensin diye. İşlediği konu açısından biraz düşündürücü bir bölüm olmakla birlikte izleyene kendini sorgulatıyor. Benim başıma gelseydi ne yapardım?

Bölüm 5: Refakatçiler

Bu bölüm 7 Yüz Apartmanını kanlı canlı gördüğümüz ilk bölüm. Takip eden iki bölümde de bu bina ve hatta daire konu olarak kullanılıyor. Biraz ağır duyguların hakim olduğu bir bölüm. Başrolde Genco Erkal’ı izlemek inanılmaz bir zevk veriyor. Senaryo ve oyuncu uyumu muntazam. Bu bölümde de yedi büyük günahın ögeleri bolca kullanılmış. Ama en hakim olanı kibir. Hayatın sonuna geldiğimizde, geç kaldığımız şeyleri fark etmenin hiçbir önemi kalmıyor. Hayata geç kalmamak için, yaşamın tadını çıkarmak için kibrimizden, öfkemizden kurtulmamız gerektiğini anlatıyor.

Bölüm 6: Karşılaşmalar

“Kendi olarak sana gelen, sana gereksinimi olmadan seni isteyen, sensiz de olabilecekken senin ile olmayı seçen.”

Oruç Aruoba‘nın Hani isimli kitabında denk geliyoruz bu cümleye. Bazı cümleler çok şey anlatır dedikleri bu belki ama aslında öyle olmadığını görüyoruz. Karşılaşmalar isimli bir uygulama üzerinden ilerliyor konumuz. Yine sahnede 7 Yüz Apartmanını görüyoruz; aynı bina aynı daire. Duvar kağıdının altından martılar bize göz kırpıyor. Özgürlüğü mü simgeliyor desem yoksa başka bir anlamı mı? Ya da hiç anlam aramasak mı? Bahsettiğimiz uygulama önce kulağa çok tehlikeli geliyor. Yıllar yılı nereden nereye gittiğimizi izliyor çünkü. Bir makine tarafından izlenmek insanı tedirgin ediyor.

Konusuyla ilgi çekici olabilecekken çok hızlı bitirildiğini düşündüğüm bir hikâye olmuş. Olayların biraz daha yoğun anlatılması iyi olabilirdi. Son iki bölümden biri olmasına rağmen beklentiyi karşılayamadı ne yazık ki.

Bölüm 7: Biyolojik Saat

“Peki ya erkeklerin çocuk yapabilmesi biyolojik bir saate bağlı olsaydı?”

Bölümün tanıtımını okuduğumda çok farklı bir kurgu beklemiştim. Beklentileri karşılayan bir bölüm olduğunu düşünmüyorum. Kötü mü? Kesinlikle değil ama farklı bir proje yapmaya çalışırken bu kadar klasik bir senaryoyu hem de final bölümünde kullanmak çok doğru bir tercih olmamış diye düşünüyorum. Serinin tümüne hakim olan ilahi adalet anlayışı bu bölümde de bolca kullanılmış.

Tüm bölümleri genel olarak değerlendirecek olursak ortaya başarılı bir iş çıkarıldığını söyleyebiliriz. Ama aşılması gereken daha çok yol var. İşin uzmanı olmasam da bir izleyici olarak kaliteli işler izlemek bizim de hakkımız diye düşünüyorum. Hele de bunların kendi topraklarımızdan çıkması inanılmaz gurur verici.

Farklı tatlar olsun ama bizden olsun diyenler için hazırladık. Yorumlamak bizden, destek sizden.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here