The Matrix, Cloud Atlas gibi çok ses getiren filmlerin de yönetmenleri Wachowski kardeşlerin elinden çıkan bir iş Sense8. Bu bile dizinin kalitesine dair bir ipucu veriyor. Bir Netflix orijinal yapımı. İlk sezonu 2015’te yayınlananan dizi, ikinci ve maalesef son sezonunu ise 2017’de yayınlayarak sevenlerine veda etti. Son yılların en çok olay yaratan dizilerinden biri olmasının yanı sıra, belki de son yılların en kaliteli işi. İsmini efsaneler arasına yazdırması işten bile değil.

Sense8, dünyanın apayrı yerlerinde yaşayan, ortak bir bilinç paylaşan, zamanla aralarındaki saf sevgiyle birbirine tutunup aile olan 8 yabancının hikâyesi. Bu sekiz kişi, aynı gün dünyanın bambaşka yerlerinde dünyaya gelmişler. Bir evrimsel farklılaşma sonucu “sensate” olarak varolmuşlar. Bir gün birbirlerini hissedebildiklerini, birbirlerinin bilinçlerine, yeteneklerine, dillerine erişebildiklerini fark ediyorlar ve bu yabancı sekiz kahraman, bir anda birbirlerinin hayatlarına dahil oluyor.

Bizim ‘cluster’ımız Lito, Wolfgang, Kala, Riley, Will, Capheus, Nomi ve Sun‘dan oluşuyor. Hepsi inanılmaz güzel işlenmiş derin karakterler. Hepsinin izlemeye değer bir hikâyesi ve tanıdıkça daha da çok seveceğiniz bambaşka karakterleri var. Sadece ilişkileriyle değil, bireysel olarak da hepsinin ince ince işlenmiş oluşu seyir zevkini arttırıyor.

Lito, kariyerine zarar vermemek için cinsel yönelimini saklamak zorunda kalan Meksikalı bir aktör. Wolfgang, Alman bir hırsız. Kala dinine düşkün, Hintli bir bilim kadını. Riley, İzlandalı bir DJ. Will grubun çocukluğundan beri sensate deneyimini yaşayan tek üyesi, Amerikalı, başarılı bir polis. Capheus, tek derdi hasta annesine ilaç bulabilmek olan Kenyalı bir otobüs şoförü. Nomi, transeksüel oluşundan ötürü ailesiyle sorunlar yaşayan Amerikalı bir hacker. Sun ise erkek egemen iş dünyasında kendi babası ve erkek kardeşi tarafından aşağılanan Koreli bir dövüşçü.

İşin başarılı ve dozunda aksiyonu, bilim kurgu tarafı, inanılmaz çekimleri türün sevenlerini oldukça tatmin edici nitelikte ancak her şey bir kenara, dizi sevgi ve aile kavramlarını, birbirini koruma içgüdüsünü öyle duygu yüklü işliyor ki, bazen üzücü bir olay olmamasına rağmen sadece aralarındaki o güçlü bağ nedeniyle ağlarken buldum kendimi.

Hemen hemen her sahnesiyle görsel bir şölen sunuyor Sense8. Her bölümü, bir diziden çok uzun uğraşlarla çekilmiş bir film havası veriyor. Şarkı seçimleri, o şarkıları sahnelerle harmanlayışları tüyleri diken diken ediyor.

İçinde barındırdığı harika diyaloglarsa sahneyi durdurup bir yerlere not etmek isteyeceğiniz cinsten. Sense8’i bir dizi olmaktan çıkarıp hayat değiştiren bir tecrübe haline getiriyor. İşte o repliklerden benim aklıma kazınan birkaçı:

“The real violence, the violence I realized was unforgivable, is the violence that we do to ourselves, when we’re too afraid to be who we really are.”

“Gerçek şiddet, affedilemez olduğunu farkettiğim şiddet, gerçek kimliğimizi sergilemekten korkarak kendimize gösterdiğimiz şiddet.” -Nomi

“Death doesn’t let you say goodbye. It just carves holes in your life, in your future, in your heart.”

“Ölüm veda etmene izin vermez. Sadece hayatında, geleceğinde, kalbinde delikler açar.” -Riley

“This is what life is. Fear, rage, desire, love. To stop feeling emotions, to stop wanting to feel them is to feel death.”

“Hayat bu işte. Korku, öfke, arzu, aşk. Duyguları hissetmeyi bırakmak, onları hissetmeyi istemekten vazgeçmek, ölümü hissetmekle eş değer.” -Sun

“That day, I learned life and death are always so mixed up together, in the same way some beginnings are endings, and some endings become beginnings.” 

“O gün, yaşamın ve ölümün her daim iç içe olduğunu öğrendim. Bazı başlangıçların son, bazı sonların ise başlangıç olabilmesi gibi.” -Capheus

“For a long time, I was afraid to be who I am because I was taught by my parents that there’s something wrong with someone like me. Something offensive, something you would avoid, maybe even pity. Something that you could never love. I was afraid of this parade because I wanted so badly to be a part of it. So today, I’m marching for that part of me that was once too afraid to march. And for all the people who can’t march… the people living lives like I did. Today, I march to remember that I’m not just a me. I’m also a we. And we march with pride.” 

“Uzun süre, kendim olmaktan çekindim çünkü ailem bana benim kişiliğimde bir terslik olduğunu öğretmişti. Kaçınman gereken, belki acıman gereken bir şey. Asla sevilemeyecek bir şey. Bu yürüyüşten korkuyordum çünkü bir parçası olabilmeyi çok istemiştim. O yüzden bugün, bir zamanlar yürümeye çok korkan parçam için yürüyorum. Ve yürüyüşe gelemeyen bütün o insanlar için, hayatını bir zamanlar benim yaşadığım gibi yaşayanlar için… Bugün sadece ben olmadığımı hatırlamak için yürüyorum. Ben aynı zamanda bizim. Ve biz onurla yürüyoruz.” -Nomi

Dizi, farklı cinsel yönelimlerin, ilişkilerin, ırkların temsilini göstermesi açısından da çok önemli bir yere sahip. İzlediğim en ‘diverse‘ dizi kesinlikle.

İkinci sezonun ardından çok masraflı olması sebep gösterilerek Netflix tarafından iptal edilen dizi, haranlarının yoğun baskısı ve #BringBackSense8 etiketiyle dünya çapında günlerce konuşulması üzerine sadece sevenleri içilen yapılan iki buçuk saatlik final bölümüyle yarım kalan hikâyesini tamamladı.

İzlediğim en kaliteli, en unutulmaz dizilerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Görüp görebileceğiniz en değerli dizilerden biri, Sense8.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here