Buda ve Peşte.. Bu iki sihirli kelime bir araya geldiğinde Orta Avrupa’nın en büyüleyici şehirlerinden birisi olan, Tuna Nehri’nin ortadan ayırdığı şehir Budapeşte’yi meydana getiriyor. Kimisine göre “Doğu’nun Paris’i’” olarak adlandırılan bu şehri, kimisi de şehirde bulunan yüksek sayıdaki hamamlardan dolayı “Hamamlar Şehri” olarak adlandırıyor. Kanal turlarına katılarak bir elinize şehrin Buda kısmını diğer elinize de Peşte kısmını alıp anın tadını çıkarabilecek olduğunuz ve her bir köşesinde adeta tarihin derinliklerinde kaybolmanızı sağlayacak bu şehirde ulaşımın da çok pahalı olmadığını belirterek sizler için çok faydalı olabilecek bir yazı derledik. Keyifli okumalar dileriz!

Zincir Köprü

Yukarıda da belirttiğimiz gibi üzere şehir aslında Buda ve Peşte olmak üzere iki kısımdan meydana gelmekte. Şehrin Buda kısmı genel olarak tarihi yapılara ev sahipliği yaparken; Peşte kısmında ise gezip görebileceğiniz, eğlenebileceğiniz bir çok mekan bulunmakta. Biz ikisini de gördük, sevdik ancak sizlere “İkisini de dene; tarafını seç.’’ tavsiyesinde bulunmadan geçmek istemedik doğrusu. Bu iki kısım birbirinden Tuna Nehriyle birlikte ayrılmakta olup aralarında şehrin ikonik simgelerinden birisi olan “Zincir Köprü” ile yine birbirlerine bağlanmaktadırlar. 

Zincir Köprü’ye dair birçok efsane bulunmakta ancak bizim en sevdiğimiz hikaye olan “Lion’s Tongue” hikayesini sizlerle paylaşmak istiyoruz. Köprünün girişinde bulunan devasa aslan heykelleriyle ilgili olan bu efsaneyi dinlemeden önce tarihte kısa bir yolculuk yapalım dilerseniz. Şöyle ki; 1849 yılında inşaatı biten Zincir Köprü’nün girişinde bulunan ve oldukça kaliteli bir yapıya sahip olan aslan heykellerinin yapımı ise 1852 yılında sona ermiştir. Heykeltraş János Marschalkó, tasarlamış olduğu başyapıtından büyük bir gurur duyuyordu ve hatta heykelini hatasız bir şekilde tasarladığını her fırsatta dile getirmekten çekinmiyordu. Günlerden bir gün, Jakab Frick adındaki ayakkabı satıcısı olan küçük çocuk “Aslanların dilleri yok, aslanların dilleri yok!” diyerek bağırmaya başlamış ve böylelikle o ünlü “Lion’s Tongue” efsanesi böylelikle başlamış. Dedikodular kısa sürede tüm Budapeşte’ye yayılmış ve o dönemde kelimenin tam anlamıyla tüm Budapeşte halkı, heykeltraşın aslanların dillerini tasarlamayı unuttuğunu konuşmaya başlamış. Bu iddialara ise heykeltraş Marschalkó; aslanların dillerinin kasıtlı olarak yapılmadığını, bir aslanın yakınından baktığınızda da dillerini göremeyeceğinizi belirterek karşı durmuştur. Ve hatta ona inanmayanlarla birlikte dönemin seyahat eden hayvanat bahçelerinden birine sırf bunun için gidip iddiasını doğrulamıştır. Ancak buna rağmen, dedikodular hala devam etmiş ve Chain Bridge Aslanları’nın yanı sıra birçok önemli eserin de tasarımını yapmış olan Marschalkó’nun itibarı günden güne düşmüş. O ise tüm bu dedikodulara yine ikonik bir şekilde: “Would that your wife had such a tongue as my lions!” diyerek hoş olmayan bir cevap vermiş Marschalkó. Peki “Marschalkó’ya ne oldu?” diye soracak olursanız eğer dedikoduların aksine kendini köprüden atıp intihar etmedi. 59 yaşında hayata arkasında ikonik bir cümle bırakarak gözlerini yumdu.

Parlamento Binası

Parlemento Binası, Dünyanın en büyük 3. Parlemento Binası özelliğini taşımasının yanı sıra sahip olduğu 691 odası ve 96 metre yüksekliğiyle birlikte Budapeşte denilince akla ilk gelen simgelerden sadece bir diğeri. Uzaktan bakılmasıyla birlikte muhteşem bir görüntüye tanık olabileceğiniz bu bina şehrin Peşte kısmında yer alıp Tuna Nehri kıyısında bulunmaktadır. Şehirde bulunan bir diğer simgelerden biri olan Saint Stephen Bazilikası ile aynı yüksekliğe sahiptir. İki bina arasında bulunan bu eşitlik ise “Din ve Devlet İşleri” arasındaki eşitliği simgelemekte. Tepeden tırnağa tüm detaylarıyla birlikte harika bir görüntüye sahip olan bu binanın tüm güzelliklerini yazıya dökmeye sayfalar, satırlar bile yetersiz kalıyor bir noktada. Bu yüzden tüm okurlarımıza bu görkemli binayı ziyaret etmeyi şiddetle tavsiye ediyoruz. 

Ruin Pubs 

Budapeşte’ye özgü olan bir diğer güzellik ise şehrin sahip olduğu “rocksamma” yani “Ruin Pub” kültürü. 

İsminden de anlaşılacağı üzere gerçekten harabe şeklinde olan binaların içerisinde yapılan dekorasyonlar ve düzenlemelerle birlikte içerisinde muhteşem bir atmosfer oluşuyor. Bu noktada Macaristan insanlarının gerçekten nasıl eğlenmesini bildiklerini belirtmemizde kesinlikle büyük bir fayda var. Çünkü şehirde geceleri genelde iç içe olan publar arasında yapılan “Pub Crawling” gibi etkinlikler ile birlikte hayatınız boyunca unutamayacağınız anılar biriktirebilirsiniz. Budapeşte’ye gittiğiniz takdirde mutlaka uğramanız gereken Ruin Barları sıralamak gerekirse eğer:

  • Szimpla Kert
  • Instant
  • Fogas Haz
  • Csendes Vintage Bar
  • Mazel Tov

Gidin, görün ve sevdiklerinizle birlikte hayatınız boyunca unutulmayacak anılara sahip olun!

Dünyanın En Uzun Tramvay Hattı

Dünyanın en uzun tramvay yoluna sahip olan bu şehirde dilediğiniz her noktaya tramvay ile seyahat etmek mümkün. Şehre renk ve hareket katan bu tramvayların ise fotoğraflarınızı bombalama ihtimali oldukça yüksek. Budapeşte’nin her köşesine uzanan bu tramvay yolunu kullanarak da Budapeşte’nin derinliklerini keşfedebilirsiniz. 

 

Sizler için hazırlamış olduğumuz bu yazıyı ise aşağıya bıraktığım ve bizim de gerçekten çok sevdiğimiz bir şarkı olan George Ezra – Budapest eşliğinde okuyabilirsiniz. Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle, hoşça kalın! 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here