Sinemaseverler tarafından yılın en çok beklenen filmlerinden olan ”Justice League Part One” nihayet vizyona girdi. Zack Snyder etkisinin açıkça belli olduğu film takdir edeceğiniz şekilde görsellik açısından oldukça zengin. Batman v Superman faciasından sonra kabul edelim içimizde büyük bir korku vardı. Korkularınızdan arının, film açılıştan itibaren sizi içine çekiyor peki kusursuz diyebilir miyiz? Elbette hayır.

Öncelikle yıllarca okuduğumuz çizgi romanlardaki kahramanları sinema ekranında görmek harika bir deneyim, özellikle Flash’ın başını çektiği esprili fragmanlar bizi gerçekten heyecanlandırmıştı.

Çizgi roman demişken Justice League’in Bilinmeyenleri  isimli içeriğimize göz atmayı unutmayın!

Gelgelelim, Justice League klasik bir süper kahraman takımı toplama fikrinden ortaya çıkmış bir film ve açıkçası pek özel hissettirmedi. Marvel’ın Avengers filmlerinden farkı tahmin edilebilirliğin zor olması ve kahramanlarımızın daha iyi mizah anlayışına sahip olması  bu sebeple içinde çok eğlenceli sahneler ve uzun süredir bir araya gelmesini beklediğimiz kahramanlar elbette bizi ekstra motive ediyordu.

Filmde Superman’in olduğunu herkes biliyordur zira afişlerde ve fragmanda bu bilgiye yer verildi, okuyucularımız bunu herhangi bir sebepten ötürü görmediyse lütfen bize kızmasınlar ama üzülmeyin geri dönüş biçimi ve olayların aksettirilmesini izledikten sonra bu bilginin bir önemi olmadığı konusunda bize hak vereceğinizi düşünüyoruz.

DC’nin sinema evreninin son üç filmi Batman v Superman, Suicide Squad ve Wonder Woman arasında en sevilen filmin Wonder Woman olduğu otoritelerce kabul edilen bir gerçek ve hasılatı da bu gerçeği pekiştirmişti, Justice League’de Diana’nın kabuğunu kırıp artık gerçek bir savaşçıya evrildiğini kolayca anlayabiliyorsunuz ama liderlik hususunda hala sıkıntıları var.

Aquaman, Flash ve Cyborg ilk kez sahne aldıkları bu DC evreninde iyi iş çıkarttıkları bir gerçek fakat filmin süresinin kısa olması sebebiyle karakterlerimizi tam olarak tanıyamıyoruz. Mesela Aquaman’in Atlantis’li olduğundan başka, karakterle ilgili hiçbir bilgimiz yok ki Jason Momoa gerçek hayatta kişilik olarak fazlasıyla eğlenceli birisi Aquaman’i daha yakından tanımak isterdik. Solo filminin yolda olduğunu düşünürsek şimdilik buradan puan kırmayalım.

Bizi en çok hayal kırıklığına uğratan ise Batman’in dur durak bilmeyen karamsarlığı içine kapanıklığı hiçbir şeyden tatmin olmayan havasıydı, sanki bu işi 20 yıldır yapmamış süper kahraman kostümü yeni giymiş ergen bir havası vardı, ekibin ”liderinin” böyle bir halet-i ruhiyeye sahip olması açıkçası filmin temposunu biraz düşürüyor.

Yan rollerden bahsetmek gerekirse Batman’in uşağı Alfred gerçek bir İngiliz beyefendisi bir rol bir adama ancak bu kadar uyar. Gelelim J. K. Simmons’a, kusursuz bir Gary Oldman’dan sonra Simmons’ın Gordon karakteri merak konusuydu fakat Simmons karizmasıyla bu açığı kapatmış. Dahası Ben Affleck ile Simmons’ın kimyalarının uyuştuğunu söyleyebiliriz zira ”Accountant” filminde beraber çalışmışlardı.

Ve son olarak kötü adamlarımız  Batman V Superman filminde Batman’in rüyasından hatırlayacağınız Parademon’lar ve onlara hükmeden Steppenwolf. Steppenwolf karakterine Harry Potter, Game of Thrones gibi başarılı işlerde rol almış Ciaran Hinds hayat veriyor. Wonder Woman filmindeki Ares gibi süper kötü tanrı imajı çizen Steppenwolf bizim için klasikten öteye geçemedi ama Ares’ten daha güçlü bir karakter olduğu aşikar.

Sevgili dostlar biz bu filmi yerden yere vursak da çoğunuz filme gitmek için fırsat kolluyorsunuz, kestirmek güç değil ki fikrimiz asla bu yönde değil. Filme gidin ve birliğe katılın,çünkü dünyayı tek başınıza kurtaramazsınız.

2. film için sabırsızlanıyoruz!

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here