Toplumda seni bu kadar hayal kırıklığına uğratan şey nedir?

“Bilemiyorum. Çocukların sırtından milyarlar kazandığını bilmemize rağmen Steve Jobs’ın harika biri olduğuna inanmamız mı? Ya da belki tüm kahramanlarımızın sahte olduğunu hissetmemizdir. Dünyanın kendisi bile büyük bir aldatmaca. Birbirimizi fikir gibi maskelediğimiz saçmalıklarla doldurmaktan, sosyal medyada samimiyet taklidi yapmaktan başka ne yapıyoruz? Yoksa buna oy verdiğimiz için mi? Hileli seçimlerimizden değil, mal, mülk, paramızdan bahsediyoruz. Yeni bir şey söylemiyorum. Bunu neden yaptığımızı biliyoruz. Açlık Oyunları romanı bizi mutlu ettiği için değil. Uyuşturulmak istiyoruz. Çünkü bu gerçek bir acı, kendimizi kandırmayalım. Çünkü biz korkağız.”

Teknoloji ve sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri dünya her geçen gün değişmeye devam ediyor. Bunun yaşamımızı kolaylaştıran ve kalitemizi fazlasıyla arttıran getirilerini hepimiz biliyoruz. Peki bu süreçte ne kadar kendimiziz, ne kadar kendimizdeyiz? Hızına yetişmenin neredeyse imkânsız olduğu, birkaç ay içinde tüm trendlerin değişebildiği, değişmediğinde de saldırgan bir tavırla taşa tutulup cezalandırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Siyaset, spor, ekonomi ve sanat bile sosyal medya aracılığı ile yönetiliyor artık. Oy verdiğimiz partinin kendimizi sevmeye zorladığımız liderini, muhtemelen şifresini bile bilmediği, alanında uzman kişiler tarafından yönetilen sosyal medya hesaplarından paylaşılan ateşleyici içerikler sayesinde daha fazla kucaklıyor, iyice bağrımıza basıyoruz. Tuttuğumuz takımın Twitter hesabından gelen günaydın mesajını görmeden güne başlayamıyoruz. Hislerimizi paylaşmak için hayran olduğumuz sanatçılara attığımız mesajlara aslında menajerleri aracılığıyla gelen cevaplar bizi mutluluktan havaya uçurmaya yetiyor. Gittiğimiz konserlerde, en sevdiğimiz şarkı çalmaya başladığında telefonlarımızı çıkarıp çektiğimiz hikâyeyi, evlerinde merakla bekleyen 500 kişiyle paylaşmayı da ihmal etmiyoruz. 5 yıl önce Facebook’ta olmamak bir suç iken, bugün Facebook kullanan arkadaşlarımızı aşağılıyoruz. Zamanında herkesin gözdesi olan Starbucks’ı artık sevmek değil eleştirmek moda. Kapitalizme sonuna kadar karşı çıktığına şüphe duymadığımız toplumumuz karşısında, bu duruma bir daha düşmemek için kendimize kahve alacak yeni duraklar bulmak ise yeni görevimiz. Reklamın iyisi kötüsü olmaz sözündeki iyi reklamlar kimsenin işine gelmiyor çünkü TrendTopic olmak için bundan daha fazlasına ihtiyaç olduğu aşikar. Unutturmak istedikleri skandallarla gündeme gelen ünlülerimiz, hayır kurumlarına yaptıkları bağışları bas bas bağırarak gözümüze sokarken bizden tam puan almasını biliyorlar. İşimizi kaybettiğimiz günün akşamı, ekonomik krizin olmadığı haberine rastladığımız televizyonumuza sarılarak adeta yeniden doğuyoruz. İzlediğimiz dizinin yayından kalkacağını öğrendiğimizde ise hiç tereddüt etmeden sokağa çıkıp açlık grevine başlıyoruz. Peki ne kadar kendimiziz, ne kadar kendimizdeyiz?

Bahsettiğim günümüz teknoloji çağını, akla gelebilecek en teknolojik yoldan ele alarak eleştiren, başladığı günden itibaren gündeme oturan, tüketim çılgınlığının hızına zamanla yenik düşen, anlatım tarzıyla Taxi Driver’ı, hikâye gelişimiyle az da olsa Breaking Bad’i, ideası itibariyle ise Fight Club’ı örnek alan Mr. Robot, 4. ve son sezonu için hazırlanıyor. Freddie Mercury’yi canlandıracağını öğrendiğimde anlam veremediğim, filmi izledikten sonra da oyunculuğundan tatmin olamadığım Rami Malek’in, oynamak için doğduğu Elliot Alderson rolüyle vedalaşacak olmama mı üzülsem, dizinin yaratıcısı Sam Esmail’in, son dönemlerde iyice alıştığımız kalitesiz ve tutarsız son sezonları ile hayal kırıklığına uğratan dizilere bir yenisini eklememesi için dualar mı etsem, yoksa dizinin final bölümünün hayalleriyle uykularımı mı kaçırsam, emin olamıyorum.

Gündüzleri bir siber güvenlik şirketinde çalışarak kendisini normalleştirmeye çalışan, geceleri ise Dünya’yı kurtaramayacağını düşünse bile bu konuda elinden geleni yapan, amansız bir siber korsana dönüşen bir asosyal olan Elliot Alderson’ın zamanla Dünya’yı değiştirme hayallerine adım adım yaklaşmasını konu alan, yeri geldiğinde seyirciyi suç ortağı yapan, pek çok kez iç hesaplaşmalarla boğuşarak güçlü bir karakterizasyon örneği sunan, senaryosu ve oyunculuklarıyla şov yapan Mr. Robot’un 4. sezonu nasıl olursa olsun; Fsociety’yi, Evil Corp’u, Rami Malek’i, Christian Slater‘ı, Martin Wallstörm‘ü, Carly Chaikin’i ve bize yaşattıkları tecrübeyi asla unutmayacağım.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here