Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
41

Asıl ismi Ahmed Önal, tanıdığımız hali ile Ahmed Arif; 1927 Diyarbakır doğumlu. Hasretinden Prangalar EskittimTerketmedi Sevdan Beni şiirleri ile geniş kitlelere ulaşmış şair. Hatta bazıları his dünyamıza tercüman yazılardan kalbimize dokunan melodilere dönüşmüş. Fikret Kızılok, Zülfü Livaneli, Ahmet Kaya parçalarında şairin kelimelerine başvurmuş sadece birkaç isim. Gelin hangi şiirler hangi şarkıların ilham kaynağı ve parçası olmuş bir göz atalım.

1 . Zülfü Livaneli: Kirvem / Onur Akın: 33 Kurşun

 (Ahmed Arif: Otuzüç Kurşun)

OTUZÜÇ KURŞUN

 1.

   Bu dağ Mengene dağıdır
   Tanyeri atanda Van’da 
   Bu dağ Nemrut yavrusudur 
   Tanyeri atanda Nemruda karşı 
   Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur     
   Bir yanın seccade Acem mülküdür 
   Doruklarda buzulların salkımı
   Firari güvercinler su başlarında 
   Ve karaca sürüsü, 
   Keklik takımı…
   
   Yiğitlik inkar gelinmez 
   Tek’e – tek döğüşte yenilmediler 
   Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
   Gel haberi nerden verek 
   Turna sürüsü değil bu 
   Gökte yıldız burcu değil 
   Otuzüç kurşunlu yürek 
   Otuzüç kan pınarı 
   Akmaz, 
   Göl olmuş bu dağda… 

   2.

   Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
   Sırtı alaçakır 
   Karnı sütbeyaz
   Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı 
   Yüreği ağzında öyle zavallı 
   Tövbeye getirir insanı 
   Tenhaydı, tenhaydı vakitler 
   Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı
   
   Baktı otuzüçten biri 
   Karnında açlığın ağır boşluğu 
   Saç, sakal bir karış 
   Yakasında bit, 
   Baktı kolları vurulu, 
   Cehennem yürekli bir yiğit, 
   Bir garip tavşana, 
   Bir gerilere. 

   Düştü nazlı filintası aklına, 
   Yastığı altında küsmüş, 
   Düştü, Harran ovasından getirdiği tay 
   Perçemi mavi boncuklu, 
   Alnında akıtma 
   Üç topuğu ak, 
   Eşkini hovarda, kıvrak, 
   Doru, seglavi kısrağı. 
   Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

   Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı, 
   Böyle arkasında bir soğuk namlu 
   Bulunmayaydı, 
   Sığınabilirdi yüceltilere… 
   Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,      
   Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı, 
   Yanan cıgaranın külünü, 
   Güneşlerde çatal kıvılcımlanan 
   Engereğin dilini, 
   İlk atımda uçuran 
   Usta elleri… 

   Bu gözler, bir kere bile faka basmadı 
   Çığ bekleyen boğazların kıyametini 
   Karlı, yumuşacık hıyanetini 
   Uçurumların, 
   Önceden bilen gözleri… 
   Çaresiz
   Vurulacaktı, 
   Buyruk kesindi, 
   Gayrı gözlerini kör sürüngenler 
   Yüreğini leş kuşları yesindi…

   3.

   Vurulmuşum
   Dağların kuytuluk bir boğazında 
   Vakitlerden bir sabah namazında 
   Yatarım         
   Kanlı, upuzun… 

   Vurulmuşum 
   Düşüm, gecelerden kara 
   Bir hayra yoranım çıkmaz 
   Canım alırlar ecelsiz 
   Sığdıramam kitaplara 
   Şifre buyurmuş bir paşa 
   Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız 

   Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki… 

   4.

   Ölüm buyruğunu uyguladılar,
   Mavi dağ dumanını 
   ve uyur-uyanık seher yelini 
   Kanlara buladılar. 
   Sonra oracıkta tüfek çattılar 
   Koynumuzu usul-usul yoklayıp 
   Aradılar. 
   Didik-didik ettiler 
   Kirmanşah dokuması al kuşağımı 
   Tespihimi, tabakamı alıp gittiler 
   Hepsi de armağandı Acemelinden… 

   Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız 
   Karşıyaka köyleri, obalarıyla 
   Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, 
   Komşuyuz yaka yakaya 
   Birbirine karışır tavuklarımız 
   Bilmezlikten değil, 
   Fıkaralıktan 
   Pasaporta ısınmamış içimiz 
   Budur katlimize sebep suçumuz, 
   Gayrı eşkiyaya çıkar adımız 
   Kaçakçıya 
   Soyguncuya 
   Hayına… 

   Kirvem hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki… 

  
   5.
 

   Vurun ulan, 
   Vurun, 
   Ben kolay ölmem. 
   Ocakta küllenmiş közüm, 
   Karnımda sözüm var 
   Haldan bilene. 
   Babam gözlerini verdi Urfa önünde 
   Üç de kardaşını 
   Üç nazlı selvi, 
   Ömrüne doymamış üç dağ parçası. 
   Burçlardan, tepelerden, minarelerden 
   Kirve, hısım, dağların çocukları 
   Fransız Kuşatmasına karşı koyan da

   Bıyıkları yeni terlemiş daha 
   Benim küçük dayım Nazif 
   Yakışıklı, 
   Hafif,    
   İyi süvari 
   Vurun kardaş demiş
   Namus günüdür 
   Ve şaha kaldırmış atını. 

   Kirvem hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki…

 2. Fikret Kızılok: İki Parça Can / Ahmet Kaya: Suskun

     (Ahmed Arif: Suskun)

SUSKUN

Sus, kimseler duymasın.
Duymasın ölürüm ha.
Aydım yarı gecede
Yeşil bir yağmur sonra…
Yağıyor yeşil.

En uzak, o adsız ve kimselersiz,
O yitik yıldızda duyuyor musun?
Bir Stradivarius inler kendi kendine,
Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
Önce bendim diyor ve sonra benim…
Ölümsüz, güzel ve çetin.
Ezgisidir dolaşan bütün evreni,
Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.
Canımı, tüylerimi sarmada şimdi
Kendi rüzgarıyla vurgun…
Sarıyor yeşil.

Rüya, bütün çektiğimiz.
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram…
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik,
İki yitik hasret,
İki parça can.
Çatladı yüreği çakmaktaşının,
Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde
Çağlardır boğulmuş bir su…
Ağıyor yeşil.

Yivlerinde yeşil güller fışkırmış,
Susmuş bütün namlular…
Susmuş dağ,
Susmuş deniz.
Dünya mışıl-mışıl,
Uykular derin,
Yılan su getirir yavru serçeye,
Kısır kadin, maviş bir kız doğurmuş,
Memeleri bereketli ve serin…
Sağıyor yeşil.

Aydım yarı gecede,
Neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat,
Ve Sezarsa, bir ad, yıkıntılarda.
Ama hançer taşı sanki
Koca Kartaca!
Hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne
Bak nasıl alıyor, yigit,
Binlerce yıl da sonra
Alıyor yesil.

Vurur dağın doruğundan
Atmacamın çalkara,
Yalın gölgesi.
Kuş vurmaz, tavşan almaz,
Ama aç, azgın
Köpek balıklarıydı parçaladığı
Bak, Tiber saygılı, suskun.
Bak nilüfer dizisi zinciri.
Bunlar bukağısı, kolbağlarıdır,
Cihanın ilk umudu, ilk sevgilisi,
Ve ilk gerillası Spartakus’un.
Susuyor yeşil.

Sus, kimseler duymasın,
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra.
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğurur bizi?

Ruhum…
Mısra çekiyorum, haberin olsun.
Çarşıların en küçük meyhanesi bu,
Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
Derimizin altında o ölüm namussuzu…
Ve Ahmed’in işi ilk rasgidiyor.
İlktir dost elinin hançersizliği…
Ağlıyor yeşil.

3. Grup Baran – Onur Akın: Unutamadığım

(Ahmed Arif: Unutamadığım)

UNUTAMADIĞIM

Açardın,
   Yalnızlığımda
   Mavi ve yeşil,
   Açardın.
   Tavşan kanı, kınalı – berrak.
   Yenerdim acıları, kahbelikleri…       

   Gitmek,
   Gözlerinde gitmek sürgüne.
   Yatmak,
   Gözlerinde yatmak zindanı
   Gözlerin hani?

   “To be or not to be” değil.
   “Cogito ergo sum” hiç değil…
   Asıl iş, anlamak kaçınılmazı,
   Durdurulmaz çığı
   Sonsuz akımı.

   İçmek,
   Gözlerinde içmek ayışığını.
   Varmak,
   Gözlerinde varmak can tılsımına.
   Gözlerin hani?

   Canımın gizlisinde bir can idin ki
   Kan değil sevdamız akardı geceye,
   Sıktıkça cellat,
   Kemendi…

   Duymak,
   Gözlerinde duymak üç – ağaçları
   Susmak,
   Gözlerinde susmak,
   Ustura gibi…
   Gözlerin hani?

4.  Grup Ekin: De Be Aslan Karam

(Ahmed Arif: Kara)

KARA

 Çarpmış,
Paramparça etmiş,
Kara sütü, kara sevdayla seni…
Ve kara memelerinde dişlerin asi,
Karadır, upuzun yattığın gece,
Felek, ah ettirir, boynun kıl – ince…
Cihanlar, çocuklar, kuşlar içinde
Sızlar bir yerlerin
Adsız ve kayıp
Sızlar, usul-usul, dargın,
Ve kan tadında bir konca,
Damıtır kendini mısralarınca…

   De be aslan karam,
   De yiğit karam,
   Hangi kalemin yazısı,
   Zorlu yazısı,
   Belanda?

   Anadan doğma nişan mı,
   Sütlü barut damgası mı,
   Bir gece parçası mı kaburgandaki?
   Kız kakülü, ne hal eylermiş teni,
   Ellerin, deli hoyrat,
   Ellerin, susuz, yangın.
   Ellerin ooooy alarga…

   De be aslan karam,
   De yiğit karam,
   Hangi güzelin diş yeri,
   Mavi diş yeri,
   Sevdanda?

   Vurmuş,
   Demirlerin çapraz gölgesi,
   Alnın galip ve serin.
   Künyen çizileli kaç yıldız uçtu,
   Kaç ayva sarardı, kaç kız sevişti,
   Gelmemiş, kimselerin…

   De be aslan karam,
   De yiğit karam,
   Hangi zehirin meltemi,
   Saran meltemi,
   Hülyanda?

   Hakikatli dostun muydu,
   Can koyduğun ustan mıydı,
   Bir uyumaz hasmın mıydı,
   “Ooooof” de bunlar olsun muydu?

   De be aslan karam,
   De yiğit karam,
   Hangi kahpenin hançeri,
   Saklı hançeri,
   Yaranda?

5. Ahmet Kaya: Hasretinden Prangalar Eskittim

(Ahmed Arif: Hasretinden Prangalar Eskittim)

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM 

Seni, anlatabilmek seni.
   İyi çocuklara, kahramanlara.
   Seni anlatabilmek seni,
   Namussuza, halden bilmeze,
   Kahpe yalana.

   Ard arda kaç zemheri,
   Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
   Dışarda gürül gürül akan bir dünya…           
   Bir ben uyumadım,
   Kaç leylim bahar,
   Hasretinden prangalar eskittim.
   Saçlarına kan gülleri takayım,
   Bir o yana 
   Bir bu yana…

   Seni bağırabilsem seni,
   Dipsiz kuyulara,
   Akan yıldıza,
   Bir kibrit çöpüne varana,
   Okyanusun en ıssız dalgasına
   Düşmüş bir kibrit çöpüne.

   Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
   Yitirmiş öpücükleri,
   Payı yok, apansız inen akşamlardan,
   Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
   Seni anlatabilsem seni…
   Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
   Üşüyorum, kapama gözlerini…

6. Grup Baran: Seni Sevmek Felsefedir

(Ahmed Arif: Vay Kurban)

VAY KURBAN

Dağlarının, dağlarının ardı,
Nazlıdır.
Uçurum kıyısında incecik bir yol
Gider dolana – dolana,
Bir hastan vardır, umutsuz,
Belki Ayşe, belki Elif
Endamı kuytuda başak,
Memesinin, memesinin altında,
Bir sancı,
Bir hayın bıçak…

Ölüm bu,
Fıkara ölümü
Geldim, geliyorum demez.
Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü,
Ya da seher, mahmurlukta,
Bakarsın, olmuş olacak.
Bir hastan vardı umutsuz,
Hasreti uykularda,
Hasreti soğuk sularda.
Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
İki mavi, kocaman korku çiçeği,
Açar, derin kuyularda…

Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur.
Hiç akıl edip de düşünen var mı?
Gün kimin hesabına tutar akşamı,
Rahmetinden kim demlenir bulutun,
Hayırlı evlat makina
Nasıl canavar kesilir.
Kurdun, karıncanın rızkını veren
Toprak nasıl ayartılır,
Yüz vermez topal öküze,
Ve almaz koynuna kara sabanı.

Sepetçioğlu’m kömür işçisidir,
Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif
Mal, haraç – mezattır,
Can, pazar – pazar.
Kırmızı, ak ve esmer,
Yumuşak ve sert buğdaları
Yaratan ellerin sahibidir bu,
Kör boğaz, nafaka uğruna,
Haldan düşmüş, tebdil gezer…

Dağlarının, dağlarının ardı
Nasıl anlatsam…
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
Çırılçıplak,
Vay kurban…
“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda.”
Yiğitlik, sen cehennem olsan bile
Fedayı kabul etmektir,
Cennet yapabilmek için seni,
Yoksul ve namuslu halka.
Bu’dur ol hikayet,
Ol kara sevda.

Seni sevmek,
Felsefedir kusursuz.
İmandır, korkunç sabırlı.
İp’in, kurşun’un rağmına,
Yürür pervasız ve güzel.
Sıradağları devirir,
Akan suları çevirir,
Alır yetimin hakkını,
Buyurur, kitabınca…

Gün ola, devran döne, umut yetişe,
Dağlarının, dağlarının ardında,
Değil öyle yoksulluklar, hasretler,
Bir tek başak tanesi bile dargın kalmayacaktır,
Bir tek zeytin dalı bile yalnız…
Sıkıysa yağmasın yağmur,
Sıkıysa uyanmasın dağ.
Bu yürek, ne güne vurur…
Kaçar damarlarından karanlık,
Kaçar, bir daha dönemez,
Sunar koynunda yatandan,
Hem de mutlulukla sunar
Beynimizin ışığında yeraltı.

Her mevsim daha genç, daha verimli,
Sunar, pırıl – pırıl, sebil,
Ömrünün en güzel aşk hasadını,
Elimizin hünerinde yeryüzü.
Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar,
Bir’e on, bir’e yüz’le akşama gebe
Şafakla doğan işgücü.
Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür,
Ol kitapta böyle yazılıdır,
Ol sevda, böyledir çünkü.

7. Ahmet Kaya: Oy Havar

(Ahmed Arif: Uy Havar!)

UY HAVAR!

Yangınlar kahpe fakları korku çığlıkları 
Ve irin selleri aç yırtıcılar
Suyu zehir bıçaklar ortasındasın 
Bir cana bir başa kalmışsın vay vay 

Pasatsız duldasız üryan
Bir cana bir de başa
Seher vakti leylim leylim
Cellat nişangahlar aynasındasın

Oy sevmişem ben seni 
Üsküdar’dan bu yana lo kimin yurdu 
He canım çiçek dağı kıtlık kıran 
Gül açmaz çağla dökmez

Vurur çakmak taşı kayalarıyla 
Küfrünü medetsiz Munzur 
Sahmurat suyu kan akar 
Ve ben şairim

Namus işçisiyim yani yürek işçisi 
Korkusuz pazarlıksız kül elenmemiş 
Ne salkım bir bakış resmin çekeyim 
Ne kinsiz bir rüzgar mısra dökeyim 

Oy sevmişem ben seni
Ve sen daha demincek 
Yıllarda geçse demincek 
Bıçaklanış dal gibi ayrı düştüğüm

Ömrümüm sebebi ustam sevgilim 
Yaram derine gitmiş
Fitil tutmaz bilirim 
Ama hesap dağlarladır umut dağlarla 

Düşün uzay çağında bir ayağımız
Ham çarık kil çorapta olsa da biri 
Düşün olasılık atom fiziği 
Ve bizi biz eden amansız sevda

Atıp bir kıyıya bir zamanı 
Yarının çocukları gülleri için 
Herbirinin ayva tüyü için çilleri icin 
Koymuş postasını görmüş restini 

He canım sen getir üstünü 
Oy Havar Muhammed İsa aşkına 
Yattığım ranza aşkına
Deeey dagları un eder ferhadin gürzü 

Benim de boş yanım hançer yalımı 
Ve zulamda kan ter içinde ası 
He desem koparacak dizginlerini 
Yediveren gül kardeşi bir arzu 
Oy sevmişem ben seni

 8. Ahmet Kaya: Maviye Çalar Gözlerin

(Ahmed Arif: Ay Karanlık)

AY KARANLIK

Maviye/Maviye çalar gözlerin, 
Yangın mavisine/Rüzgarda asi, 
Körsem / senden gayrısına yoksam 
Bozuksam / can benim, düş benim, 
Ellere nesi? 
Hadi gel, 
Ay karanlık… 
İtten aç/Yılandan çıplak, 
Vurgun ve bela 
Gelip durmuşsam kapına 
Var mı ki doymazlığım? 
İlle de ille / sevmelerim, 
Sevmelerim gibisi? 
Oturmuş yazıcılar 
Fermanım yazar 
N’olur gel, 
Ay karanlık… 
Dört yanım puşt zulası, 
Dost yüzlü, 
Dost gülücüklü 
Cıgaramdan yanar. 
Alnım öperler, 
Suskun, hayın, çıyansı. 
Dört yanım puşt zulası, 
Dönerim dönerim çıkmaz. 
En leylim gecede ölesim tutmuş 
Etme gel, 
Ay karanlık…

Bir sonraki yazıda görüşünceye dek sanat ile hür, sanat ile özgün kalın.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
41

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here