Bir bedenden sanatın taşmasının adı Bedri Rahmi Eyüboğlu. Şair, yazar, ressam… Anlatmak istediği çok fazla şey olan biri muhtemelen. Yaşadıklarını ve hissettiklerini sanat yoluyla aktararak diğer insanlara ulaşabilmeyi uman biri.

O dönemki Görele kaymakamının oğlu olarak 1911 yılında Görele’de doğdu. Babasının milletvekili olmasının ardından Trabzon Lisesi’nde okudu ve ilk gençlik yıllarının en zor dönemlerini o okulda geçirdi. Nefret ettiği okulu yüzünden bir buhran dönemi geçiriyordu ta ki ressam Zeki Kocamemi bu liseye atanana kadar. Bedri Rahmi’nin resimle tanışması bu şekilde oldu. Hayatı; resim için çok çalışarak, kendisini geliştirmek için çok uğraşarak geçti.

“Birçokları derler ki:
’Ben çocukluktan beri resim severim, bebek yaşımdan beri resim yaparım, resime çok büyük istidadım vardır.’
Yani birçokları anasının karnından ressam doğar, ben öyle bir şeye şahit olmadım. Ben yüzde yüz zorlayarak, talihimi yenmek için ressam oldum.”

1929’da eğitimine Güzel Sanatlar Akademisi’nde başladı. Sonra İbrahim Çallı’nın babasına önerisi üzerine Fransa’da resim eğitimini sürdürdü. Paris’te çalıştığı atölyede ilerde karısı olacak kadın olan, ressam Ernestine ile tanıştı. Resim eğitimini Fransa’da tamamladıktan sonra İstanbul’a döndü. Ernestine ile bu süreçte ayrı kalsalar da 1936 yılında evlendi. Bedri Rahmi Türkiye’ye yerleşen aşkına bir de isim verdi, Eren.

                                                                              Eren Eyüboğlu

Aynı yıl İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisi’nde asistanlığa başladı, Bedri Rahmi.
Mari Gerekmezyan ile burada tanıştı. Büyük bir aşka doğru sürüklendi Bedri Rahmi, karısına ve oğluna rağmen. Mari Gerekmezyan Ermeni bir heykeltraş. O zamanlar akademide misafir öğrenci. Bedri Rahmi’nin karadutu, çatal karası, çingenesi. Resimler yaptı, şiirler yazdı ona. Mari ise bir büstünü yaptı Bedri Rahmi’nin.

Karadutum, çatalkaram, çingenem,
Daha nem olacaktın bir tanem,
Gülen ayvam, ağlayan narımsın.
Kadınım, kısrağım, karımsın…

                                                                            Mari Gerekmezyan

Mari’nin 1946 yılında ölmesinin ardından Bedri Rahmi için çok ağır ve zor bir dönem başladı.

Bir bulut uçardı
Başı boş bedava
Yandı kül oldu.
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu

Karısı Eren Hanım onu toparlamak için çok uğraştı. Bedri Rahmi 1949 senesinde bir kulüpte Karadut şiirini okudu gözyaşlarıyla, boşuna uğraştığına inanan Eren Hanım büyük bir üzüntüyle oğlunu da alarak Fransa’ya döndü.
Daha sonra Bedri Rahmi kendisini toparladı. Ailesine ve resimlerine döndü.

Sanatçı, resimlerinde belli bir akımın izinden gitmiş değil. Her eseri bir diğerinden çok farklı. Anadolu topraklarının kokusunu duyduğun bir resimle Avrupai bir yalnızlığı sezdiğin resim yan yana.
Bambaşka bir sentezin ürünü tüm resimleri.

Gördüklerini resmetmiş ama hiçbir şeyi herkes kadar basit görmemiş.
Ve bir de hissettiklerini yazmış.

“Seni düşünürken bir çakıltaşı ısınır içimde.”

Bedri Rahmi resimlerine ve şiirlerine birçok insan konuk etmiş bir sanatçı. Eren Eyüpoğlu, Aşık Veysel, Mari Gerekmezyan ve daha birçoklarını resimlerinde görmek mümkün.
Van Gogh hem adına şiir yazdığı hem ilham aldığı bir ressam Eyüboğlu’nun.
Yıllar sonra Zülfi Livaneli tarafından bestelenen şiiri “Yiğidim Aslanım” ise Nazım Hikmet‘e ithafen yazılmıştır.

“Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.”

Fırça ve kalem tutarak koca bir ömür geçirdi. Resim için çok çabaladı şiiri ise bir anlık ilhamlarla yazdı. Yeteneklerle bezeli gerçek bir sanatçı. Takvimler 21 eylül 1975’i gösterdiğinde pankreas kanserinden ötürü hayatını kaybetti.

Ardında resimler, mozaik panolar, şiirler, yazılar, mektuplar ve bir kaset bıraktı. Oğluna ve gelinine saklamalarını tembih ettiği bu kaset; Nazım Hikmet’in sesinden kendi şiirleri. Bedri Rahmi’nin makara bantta kaydettiği bu kaset ölümünden 50 sene sonra ortaya çıktı.

Tüm eserlerinin kıymetini bilmek ve anlayabilmek umuduyla.