”Neden çadırda yaşıyorsun” diye soruyor Gregus ateşin yanında kahvaltımızı ederken.

 

”Ben de tam olarak bilmiyorum. Ama uzaklaşmam gerektiğini hissettim. Biraz kendimle kalmaya ihtiyacım vardı. Bunu en son, çok eskiden yapmıştım” diyorum.

 

Merhaba Doppler ve fantastik mizahı!

Norveç yapımı ”The Square”i izledikten sonra, seni okumak ne güzel gidiyor öyle, çok keyif aldık, gerçekten teşekkür ederiz.

İnsanlar seni Amerikan edebiyatındaki kitaplarla, klişe başka yapımlarla kıyaslayacaklar, hiç aldırma. Yolda olmak deyince aklına Jack Kerouac – On the Road’ dan başka kitap gelmeyen insanlar onlar. Doğa, toplumdan kaçış deyince de akıllarına bahsettikleri yapımlar gelebiliyor sadece, ne yaparsın?

Bir şeylerle kıyaslayarak çalışıyor zihinlerinin mekanizması, durumları kendi içinde değerlendirmeyi beceremiyorlar falan. Boş ver.

 

Bir sürü şey yaptım.

Çok başarılı oldum.

Bok gibi başarılıydım.

Yuvada başarılıydım. İlkokulda başarılıydım. Ortaokulda başarılıydım. Lisede iğrenç bir şekilde başarılıydım; yalnızca derslerde değil sosyal olarak da. İneklemeden, bütün ders kitaplarını hatmetmeden başarılıydım; biraz isyankar ve küstahtım, hocalara tavrım, izin verilenin sınırındaydı ama yine beni diğerlerinden daha çok severlerdi; bunu becerebilmenin şartı, insanın sevimsiz bir şekilde çok başarılı olmasıdır, diye düşünüyorum bugün. Başarılı bir öğrenciydim, süper başarılı bir sevgilim oldu, diğer bütün işlere on basan bir iş teklifi aldıktan sonra başarılı dostlarımın arasında, başarılı bir şekilde evlendim. Sonra başarıyla büyüttüğümüz çocuklarımız oldu, başarılı bir şekilde elden geçirdiğimiz bir ev aldık. Bütün bu başarıların ortasında yıllarca dolanıp durdum. Başarılarla yattım, başarılarla kalktım. Başarılarla uyudum. Başarı soludum ve yavaş yavaş yaşamımı yitirdim. Şimdilerde olan bitene böyle bakıyorum. Allah çocuklarımı benim kadar başarılı olmaktan korusun.

 

Yukarıdaki alıntıyı okuduğumuzda dudağımız uçukladı. Orman yaşamı, başarı ve aile kavramı hakkında pek kimselerin hakkında yazmadığı şeyleri tüm cesaretinle eleştirdiğin bir kitap olabilirsin özetlersek.

 

 

Küfür etmekten kaçınmadığın komikliklerle de sık sık güldürüyorsun okurunu. Hatta toplu taşımada okuyunca otobüste kahkaha krizlerine bile yakalanabiliyor insan, kısa süreli paniklere yol açılabiliyor bir kitapla, çok yaşa.

 

Yalnız doğar, yalnız ölürüz. Buna bir an evvel alışmak lazım. Yalnızlık yapının temeli. Yani taşıyıcı kolonun ta kendisi. İnsan başkalarıyla bir arada yaşayabilir, ancak ‘bir arada’ demek, kural gereği yan yana olmak anlamına gelir. Bu da iyi sayılır. İnsanlar yan yana yaşar, şanslarının yaver gittiği anlarda belki bir arada bile olabilirler. İnsan aynı arabada oturur, aynı yemeği yer, aynı noel’i kutlar. Ama birlikte araba kullanmaktan, yemek yemekten ya da noel’i kutlamaktan başka bir şey bu. İşin iki yönü var. İki gezegen

 

Çok şey bildiğimizi inanıyoruz ama aslında neyin gezegen olduğundan, hatta ve hatta babamızın kim olduğundan bile haberimiz yok.

 

Gibi bir bölüm var mesela, güzel güzel eğlenirken bir anda ciddileşebiliyorsun da. Yormadan bir şeyleri anlatan bir arkadaş gibi, komikliklerin içerisinde çok iyi noktalara da dokunabilmek gibi bir şey bu.

Gerçekten, bazen ağır kaçtığını senin de kabul etmen lazım. Hem okur bir anda yavaş bir akışa çakılıyor hem de garip sorgularda buluyor kendini.

Bazen sıkıyorsun uzun uzun anlatırken son olarak, haberin olsun.

Devamı niteliğinde bir şeyler daha yazmışsın galiba, onu da okumak gerekiyor…

Sevgiler

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here