Bu içeriğimizde sizlere Türk edebiyatının üç büyük yazarından, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Sait Faik Abasıyanık ve Sabahattin Ali’den üç mektup sunacağız. Güzel olan ise mektupların sahibinin aynı kişi olması. Bu üç isim bir tanecik dostlarına, Yaşar Nabi Nayır’a yazıyorlar dertlerini. Öncelikle Yaşar Nabi kimdir buna bakalım.

Yaşar Nabi Nayır Kimdir?

25 Aralık 1908’de Üsküp’te doğdu. Öğrenimine Üsküp Mahalle Mektebi’nde başladı; Balkan Savaşı dolayısıyla annesiyle zaman zaman İstanbul’a gidip gelmeleri nedeniyle, ilk öğrenimini bu iki kentte sürdürdü. Ailesi, 1924’te kesin olarak İstanbul’a yerleşti. 1929’da Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu.Bir süre Ziraat ve Merkez Bankalarında çalışan Yaşar Nabi, 1934-1940 yılları arasında Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde çevirmen ve yazar olarak görev yaptı. Daha sonraki yıllarda Türk Dil Kurumu’nda (1940-1943) , Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda (1943-1946) çalıştı. Yaşar Nabi Bey, 15 Temmuz 1933’te Ankara’da Varlık Dergisi’ni yayımlamaya başladı. Dergiyi 1946’da İstanbul’a naklettikten sonra kendisini tümüyle yayıncılığa verdi; Varlık Yayınevi’ni kurarak binden fazla kitap yayımladı. Ayrıca 1966-1969 arasında dünya edebiyatından örnekler veren Cep Dergisi’ni 29 sayı çıkardı. Uluslararası P.E.N Yazarlar Derneği’nin Türkiye Başkanlığını da yapan Nayır’a, Türk kültür yaşamına yaptığı katkılardan ötürü Kültür Bakanlığı 1979 yılında Büyük Ödül vermiştir. Evli ve iki çocuk sahibi Yaşar Nabi Nayır, ölümüne kadar P.E.N Yazarlar Derneği’nin Türkiye başkanlığı görevini sürdürdü. 1981 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti.

Sait Faik Abasıyanık (1906 – 1954)

YAŞAR NABİ NAYIR’A

“Çok aziz kardeşim,

Size bu mektubumla beraber bir hikâye de gönderiyorum. Bu hikâyenin macerası biraz garip. İhsan Aygün bey denilen bir zat benden bin rica ile bir hikâye istemişti. Ben de kendisine “Stelyanos Hrisopulos Gemisi” diye bir hikâye vermiştim. Yücel mecmuasına konacaktı. Geçen hafta İhsan Aygün beyden öğrendim ki, mecmua sahipleri yazımı kozmopolit bulmuşlar. Halbuki yazım, siz de takdir edeceksiniz ki, çok humain bir yazıdır. Ve hatta mahalli renkli bir yazıdır. Bir adanın sakinleri Rum olmakla Türk olmamaları ve isimleri Hrisopulos olmakla insan yerine konmamaları lâzım gelmeyeceğini benden âlâ takdir edersiniz. Hâlâ ilân etmelerine ve yazımı koymamalarına karşın ben de kendilerine bir mektup yazarak bir küçük adanın balıkçılarını ve beni rahat bırakmalarını teklif ettim. Yazımı neşretmemelerini bilhassa rica ettim. Demek ki yazım mecmua sahiplerinin yahut mecmuanın karakteriyle imtizaç edemiyor ki iki aydan beri verildiği halde neşredilmiyor. Varlık’ın bu seferki nüshasına bu yazıyı behemahal koymanızı ve Yücel mecmuasının bu suretle bir emrivaki karşısında kalıp yazımı neşretmemesini istiyorum. Bana bunu yapınız. Bilhassa rica ederim.

Bu yazının bu nüshada çıkması benim için bir izzetinefis meselesi oldu- Su kadar çok şiddetli bir arzudur da… Çünkü bu hikâye ithafiyesiz olmakla beraber yaşayan birisine ithaf edilmişti. Ve derhal ona gönderilmesi lâzımdır. Bunu benden esirgemeyeceğinizi ve bu nüshaya bu yazımı muhakkak . yetiştireceğinizi bana vadediniz, çok rica ederim. Baki muhabbet ve selâm kardeşim…

Kitap çıkarmaktan şimdilik sarfınazar ettim.

                                                                      Sait Faik

Yakında Gothar Cambazhanesi ismindeki hikâyemi de temize çekip göndereceğim. Andre Gide’den yapmış olduğum tercüme hoşa gitti ise birkaç tane daha tercüme edeyim.

Halikarnas Balıkçısı (1886 – 1974)

YAŞAR NABİ NAYIR’A

“Merhaba Nabi Bey Merhaba!

Dün bir resimle bir yazı gönderdim. Bugün iade ettiğiniz hikâyeleri aldım. Yirmi üç tane alakoymuşsunuz! Merhaba. Helâl olsun! Çabuk yazıyorum. Bizim hikâye kitabı var ya. Onun baş tarafındaki sayfasına “Musikisini duyduğum Cemal Reşit Rey’e ithaf ederim”. Merhaba. Allahaısmarladık. Bugün niyetim fena, yaradılışın verdiği koca sevinç yetmiyor, hani ya Nesimi’nin meyhaneye giderim dem çekerim aşk için gibi bir şeyler olacak, Allah safra kesemizi, böbreklerimizi, vesair aksamımızı korusun. Hiç sebepsiz yere sanki içimde  -hiç aşağıya değil – bir milyon kuş birden ötüyor. Merhaba ve yine merhaba.

                                                                    Cevat Şakir

Bizi akıllı sayanlara Allah akıl versin! Odanızdaki çocuğa candan selâm. Başım isim tutmuyor, bir tarafı çatlamış olacak. Yahu ses sanatkârı diye Türkiye’nin her tarafında sükütun ırzına geçenlere inat Reşit Rey’e dah ediyorum.”

Sabahattin Ali (1906 – 1948)

YAŞAR NABİ’YE

” İki gözüm Yaşar,

Askere geldim geleli bizi unuttun. Adres bıraktığım halde mecmua göndermiyorsun, ara sıra yazı ile yoklar, ekmeğimizi hakkederiz. Yeni adresim şudur:

Pangaltı, Bilezikçi Sokak, 131/2.

30 eylül perşembe günü akşam saat sekize çeyrek kala bir kerime cariyeniz dünyaya geldi. Karının ve senin ellerinden öpüyor. Gelelim Varlık ceridesine: Son sayılarda, görebildiğim bazı yazılar hakikaten güzel. Burhan Belge’nin, senin makalelerin ve bilhassa edebi tercümeler (George Sand’dan, Bunin’den, London’dan) hakikaten okunmağa değer. Mecmua Türkiye’de benzerini aratacak bir edebi organ olmakta berdevam. Sen yalnız mayıs başından itibaren bana bir takım kolleksiyon ayır, askerden gelince alırım. Gönderdiklerini de toplarım.

Bizim şu genç şairlerin yani Orhan Veli ile Oktay Rifat’ın başlarına gelene pek müteessir oldum. Zavallı çocukların genç yaşta cinnet getirecekleri hiç tahmin edilemezdi. Acaba onların şiirlerini neşre delâlet ettiğim için bu hazin âkibetten ben de mesul muyum ? diye vicdanen pek muazzep oluyorum. Bilhassa edebi cinnet, muşaplarını sadece akraba ve tanıdık muhitlerinde , değil nisbeten geniş ve daha merhametsiz bir kalabalık muvacehesinde de gülünç edegeldiğinden merhamet ve esef duygularım bu nisbette şiddetli oluyor. Bu patolojik âsarın mütehassısı bir kalem (mesela Abdülhak Şinasi bey) tarafından yapılacak “ruhi edebi, tıbbi” bir tahlilini bütün kariler beklemekte ve o şiirleri zaten sırf böyle bir etüdün mukaddemesi telâkki etmektedirler. Nahit Sırrı bey müvesvis ve vehham bir zattır. Bu delikanlıların âni bir buhran neticesinde kendisine saldırıvermelerinden korkmuyor mu? Neyse şimdilik bu kadar: Teessürlerim samimi ve hakikidir. Gözlerimi kapadıkça muhayyelemde canlanan bu müstait gençlerin üç dört ayı bulmayan bir zamanda katettikleri bu asırlık mesafe başımı döndürüyor.

Ben ve karım sana ve karına selâmlar ederiz. Mektubunu bekler gözlerinden öperim.

                                                          Sabahattin Ali

Orhan Veli ile Oktay Rifat’ın arkadaşı bir de Mehmet Ali Sel var ki şahsen tanımıyorum. Yalnız sari olduğu anlaşılan bu yeni cinnete o da musab görünüyor. Tanıdıklarına ve akraba, taallükatına geçmiş olsun. Sinir ve akıl doktoru Şükrü Hâzım bu hususta bir şey neşretti mi? Etti ise çıktığı yeri lütfen bildir.

Bedrettin de selâm ediyor. O da aynı teessür ve merak içindedir. “

Kaynak: Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Mektup Özel Sayısı, Temmuz,1974

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here