İnsanın anlam arayışı ve sanat arasındaki bağın sorgulandığı noktada akla gelebilecek ilk isimlerdendir Andrei Tarkovsky. İnsanları gerçekle karşı karşıya getirmenin, var oluş sorununa tek açıklama olacağını öne süren Tarkovsky, bu anlayışını filmlerine de yansıtmıştır. Yönetmene göre hakikat, öznel deneyimler sonucunda elde edilebilir. İnsanın özünün maneviyat olduğunu ve hayatın anlamının da bu maneviyatın geliştirilmesinde yattığını söyler. Bu bağlamda umut ve inancın olduğu kadar trajedi sonunda doğan katharsisin de insanı arındırdığını söyler. Filmlerinde belirleyici olan etik, düşünsel amaçlar ve dünya görüşünü şiirsel bir dille ekrana yansıtır. Solaris, Mirror, The Sacrifice, Nostalghia gibi çoğu filminde işlediği bu felsefi görüşlerinin en iyi örneklerinden biri de Andrei Rublev‘dir. 1966’da çektiği ikinci filmi olan Andrei Rublev (Andrey Rublyov), 15. yüzyılın ikonu hâline gelen Rus ressam Andrei Rublev’in yaşamının bir dönemini konu alır. Sanatçının rolünü sanat, politika, tarih, din gibi ögeler üzerinden anlatan film, hem Rusya hem ABD’de, dönemin mevcut siyasi durumu hakkında olumsuz bir yorum sergilediği gerekçesiyle sansürlendi. Fakat 1973’de uluslararası gösterimini yaptıktan hemen sonra bir çok eleştirmen ve yönetmen tarafından övgüyle karşılandı. Tarkovsky, röportajlarından birinde insanlığın kardeşliğini hissettirebildiğini göstermek için bu filmi çektiğini söylemiş, bu film aracılığıyla ressamın salt yeteneğini ortaya koymaya çalıştığını ifade etmiştir.

The Last Judgement, 1408, Andrei Rublev

Andrei Rublev’in gerçek hayatına dair bilgi yok denecek kadar azdır. Unutulmaya yüz tutmuş bu Orta Çağ ressamına Tarkovsky yeniden hayat vererek, bir keşişten daha fazlası olduğunu göstermiştir. Ressam 1360-1370 arasından doğmuş 1427-1430 yılları arasında ölmüştür. Adı ilk defa Yunanlı Theophanes ve Gorodetsli Prokhor ile 1405’te Moskova’daki Annunciation Katedrali’nin boyanmasına yardım etmesiyle kayıtlara geçmiştir. Sonrasında filmin de bir bölümünde geçen Assumption Katedrali’nin boyanmasında Daniil Chyornyy ile birlikte çalıştığı bilinmektedir. Hayatının sonlarına doğru Venedik’e seyahat ettiği ve ölmeden kısa bir süre önce görme yetisini kaybettiği iddia edilir. Çoğu eseri de bunun sonucunda yarım kalmıştır. Tarkovsky tüm bu rivayetleri sanata dönüştürmüş, 15. yüzyıl Sovyet’inin hakim olduğu ruhu sorgulama ve arayış içinde yaşayan bir ressamın gözünden anlatmıştır. Yönetmene göre Rublev, dünyayı acı verici bir keskinlikle görmüş, karşılaştığı her şeye büyük bir duyarlılıkla tepki vermiştir. Rublev bir sanatçı olarak, kendi çevresiyle verdiği mücadelenin yanında kendini arayışı da bu mücadele de ona eşlik etmektedir.

Sekiz bölümden oluşan film yönetmenin tasvirine göre, Rublev’in kişiliğinin ve sanata bakışının aşamaları niteliğindedir. Bölümlerin birbirinden bağımsız olduğunu belirterek, izleyicinin bu akışı takip ederek kendi kafasında bir bütün yaratmasını amaçlamıştır. Dünyayı din, felsefe ve sanat olarak üç kaideye ayıran yönetmen, birer sonsuzluk tasavvuru olarak aşkın ve ilahi olanı insanlığın bu kaidelerle ortaya koyduğunu savunur. Rublev bu zamansızlığı maddiyat ve maneviyatın kesiştiği bir nokta olarak aktarmasını sağlamıştır. Karakterin filmdeki amacı dini ve inancı rekabet, baskı ve sömürü temsiliyetinden kurtarıp, umutlu ve imalı bir üslupla bu kavramlara daha tinsel anlamlar katmaktır.

Filmde tecrübesiyle karamsarlık kazanan, dönemin önde gelen sanatçılarından biri olarak yer alan Theophanes de görülür. Rublev ise manastırda aldığı din ve sanat eğitimine duyduğu bağlılığın sonucu olarak iyi niyetini korumaya devam eden biridir. Kötülüklerin Tanrı yolunda bir mutluluk getiremeyeceğini düşünürken Theophanes’in dünyasını anlamakta zorluk çeker.

“Bugün saygı duyulan, yarın suçlanacaktır. Seni, beni, her şeyi unutacaklar. Her şey kibir, her şey kül. En kötüler şimdiden unutuldu. İnsanlık zaten aptallığa ve alçaklığa teslim edildi ve şimdi her şey sadece kendini tekrar ediyor. Her şey başladığı yere geri döner, kendini tekrar edip durur. Eğer İsa dünyaya dönseydi, onu yeniden çarmıha gererlerdi.”

Theophanes’in bu sözleri Tarkovsky’nin günümüze yönelik öngörüleri açısından düşündürücüdür. Yaşamın bu döngüselliğini kabul etmeyen Rublev ise, çatışma yaşayan karakterlerden biri olarak tarihin devinimini dile getirilmesine yardımcı olur. Düşüncesine ters düşen bir görüşü özümsemeye çalışan ressam için Orta Çağ, tutku ve mücadelenin yanında politik ayaklanmalarla beslenen, akabinde ulusal kaygılar büyüten bir döneme dönüşür.

Andrei Rublev, 1966, Andrei Tarkovsky

Andrei Rublev; insan, doğa ve Tanrı ilişkisini mistik bir dille izleyiciye anlatır, yaşatır, deneyimletir. Dinin sembolik boyutlarını sanata ve gündelik yaşama yönetmenin bakış açısıyla işler. Sanatçının ve sanat için adanmış olanların ahlaki zorluklarla dolu dönemlerde yaşayışlarının, bu yaşayışın doğurduğu adanmışlığın hikâyesidir. İnsanlık var olduğu sürece kaybolmayacak olan bu duygular Tarkovsky’nin felsefi, psikolojik ve sosyolojik analiziyle evrenselliği görsele taşımıştır.

Kaynak: 1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here