Bugün binlerce gerçek hayattan esinlenen bilgisayar oyunları piyasa sürülmekte ve biz de bu bilgisayar oyunlarındaki karakterleri yönetmekteyiz. Peki ya bizler de birer bilgisayar oyunu karakterinden ibaret isek? En son Elon Musk’ın, nam-ı diğer Lex Luthor‘un, gündeme getirmesiyle birlikte simülasyon teorisi tekrar konuşulmaya başlandı. Bilmeyenler için basitçe özetlersek simülasyon teorisi; yaşadığımız dünyanın bir simülasyondan ibaret olduğunu ve bizim de bu simülasyon içinde yer alan birer karakter olduğumuzu varsaymaktadır. Günümüzdeki teknolojik gelişmeler ve yeni çıkan bilgisayar oyunlarının giderek gerçeğe daha yakın grafiklere sahip olması da bu teoriyi destekleyenleri arttırmıştır.

Bahsettiğimiz teknolojik gelişmelere gelecek olursak; en yakın örneği birçok firma tarafından da çıkarılan Virtual Reality Türkçesiyle Sanal Gerçeklik teknolojisidir. Bu teknoloji sayesinde VR gözlük ile birlikte sanal bir ortamda var olabilmekteyiz. Bu teknoloji  şuanda eğlence amaçlı kullanılsa bile zamanla gelişerek  yeni sanal ortamlarda bulunmamıza kapı açacağını söyleyebiliriz. Örneğin evinizde otururken VR gözlükler sayesinde dışarıda arkadaşlarınızla bir kafede oturup sosyalleşebileceksiniz. Peki bu anlattığımız örnek size tanıdık geldi mi? Evet, VR Chat oyunundan bahsediyoruz. Bunu düşününce aslında yavaş yavaş bu ortama farkında olmadan adapte olduğumuz gerçeği sizi korkutmaya başladı mı? Öyleyse devam edelim.

Ready: Player One filmini izlemiş miydiniz? İzlememiş olanlar için filmin içeriğine spoiler vermeden değinelim. Filmde sanal bir dünyaya bağlanmak için insanlar gelişmiş VR teknolojisini kullanarak canları ne istiyorsa yapabiliyorlardı. Daha fazla örnek mi istiyorsunuz? Peki ya Suretler filmini izlemiş miydiniz? Bu filmde de insanlar evlerinin rahat ve güvenli ortamından çıkmadan her daim genç ve sağlıklı görünen robot versiyonlarını uzaktan kumanda ile kontrol etmekteydi.  Şimdi giderek daha korkutucu geldiğini biliyorum. Hele ki yeni çıkan bilgisayar oyunlarının grafikleri, sorsak birkaç tane de siz sayarsınız, giderek gerçeğe daha çok yaklaşıyor.  Ama  teknoloji bu hızla gelişmeye devam ettikçe Matrix filmine konu edilen simüle edilmiş dünya fikri oldukça olası görünüyor.

Uzun yıllardır yapılan bilimsel çalışmalar beş duyu organımızla algıladığımız dünyanın, elektrik sinyallerinin beynimiz tarafından yorumlanmasından ibaret olduğunu göstermektedir. Simülasyon teorisine göre bir bilgisayar ile beynimize benzer sinyaller göndererek sanal dünyayı salt gerçeklik gibi algılamamız sağlanabilir. Yine son günlerde piyasaya sürülen titreşimli yelekler bu varsayımı doğrular niteliktedir. Oyunlarda kullanılabilen bu yelekler oyun esnasında karakterin içinde bulunduğu ortamı gerçek oyuncuya titreşimler  göndererek  yaşatmayı hedeflemektedir. Gün geçtikçe bizleri  sanal bir dünyada yaşatabilecek teknolojiler yavaş yavaş hayatımıza girmektedir. Bu gelişmeleri hayret ile takip ederken aslında çoktan gelişmiş olan bir sanal ortamın parçası olmadığımızı kim söyleyebilir? Ya da teknolojinin gelişmesiyle beraber gerçeğe yakın bir sanal dünyanın inşa edilemeyeceğini  kim iddia edebilir? Peki siz Neo’nun yerinde olsaydınız mavi hapı alıp hayatınıza devam mı ederdiniz yoksa kırmızı hapı alıp bu gerçeklikle yüzleşmeyi mi tercih ederdiniz?

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here