Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
42

“Santiago Nasar, öldürüleceği gün, piskoposun geldiği vapuru beklemek için sabah saat beş buçukta kalkmıştı”

Kolombiyalı ünlü yazar Gabriel Garcia Marquez’in en iyi romanı olarak tanımladığı Kırmızı Pazartesi, işleneceğini herkesin bildiği ama önlemek için kimsenin bir şey yapmadığı bir namus cinayetinin öyküsü. Yukarıda ilk cümlesini verdiğimiz kitabın henüz başında okur, bir cinayetin işleneceğini ve bu cinayeti kimin işleyeceğini öğrense de bu durum kitabın sürükleyiciliğinden bir şey kaybettirmez aksine heyecanı daha da arttırır. Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık ve Kolera Günlerinde Aşk adlı kült romanlarında da başvurduğu bu yöntem, yazarın ustalığıyla harmanlanınca ortaya bir spoiler kavramından çok romanın tekdüzeliğini kıran bir detay olarak göze çarpıyor.

Kitabın konusuna tekrar dönersek; Santiago Nasar, piskoposun kasabaya geleceği gün öldürülür. Bunun sebebi ise bir gece önce evlenen ve bakire olmadığı gerekçesiyle baba evine geri gönderilen Angela Vicario’nun, kendisini sorgulayan ağabeylerine Santiago Nasar’ın ismini vermiş olmasıdır. Bunun üstüne ellerine bıçaklarını alıp Nasar’ı bulmak için yola koyulan kardeşler, bir yandan Nasar’ı ararken öte yandan da piskoposu karşılamaya giden halka Nasar’ı bulur bulmaz öldüreceklerini söylerler. İşlenecek cinayeti açıklamalarına ve herkesin bundan haberi olmasına karşın kimse Nasar’a haber vermez. Kimisi kardeşlerin böyle bir cinayeti işleyeceğine inanmadığı için, kimisi Nasar’ın bunu hak ettiği için, bazıları üstüne vazife olmadığını düşündüğü için, hatta bazıları ise Nasar’ın zaten bundan haberi olduğu sandığı için susmayı tercih eder. Bunun sonucunda da herkesin bildiği cinayet gerçekleşir ve kardeşler bir din görevlisinin yanına giderek teslim olurlar.

Kitapta yaşanan olayın başlangıcı ve bitişi arasında bir buçuk saat gibi kısa bir zaman olmasına karşın yazar, röportaj tekniğini kullanarak zamanda yatay ve dikey hareket eder. Bu sayede olayı birden çok kişinin gözüyle anlatır. Bu tekniği kullanmasının sebebi ise okuyucunun, Nasar’ı başkalarının bakış açısıyla tanıması ve değerlendirmesidir. Olay örgüsünün fiziki zamanı bu bir buçuk saate sığmasına rağmen psikolojik zaman yoğun ve uzundur. Bu sebeple de Kırmızı Pazartesi görünenden çok görünmeyeni, buz dağının saklı kısmını anlatır.

Marquez’in kısa sayılabilecek bir romanda bu kadar fazla konuya derinlemesine değinip bakış açılarını net bir şekilde yansıtmasında şüphesiz kullandığı röportaj tekniği ve imgelemeler büyük rol oynamakta. Olayın bir buçuk saat içerisinde geçmesine rağmen okuyucuya çok daha uzun bir zaman diliminden söz ediliyormuş gibi gelmesi de bu anlatım tekniğinden kaynaklanmaktadır.

gabriel garcia marquez ile ilgili görsel sonucu

Töre cinayetlerinde namusuna geçilen kızın ailesinden önde gelen erkekler, kendilerini suçluyu bulup cezalandıracak bir merci olarak görürler. Böyle bir anlayışın hakim olduğu bir ortamda ise en büyük sorun cezayı kesecek kişilerin yanlış seçilmesidir. Kitapta olduğu gibi kardeşlerin Angela’nın verdiği bilgiden yola çıkarak hiçbir araştırma yapmadan Nasar’ı öldürmeleri, bu en büyük sorunun bir örneğidir.

Namus cinayetlerinin bir diğer büyük sorunu ise namussuzluk yaptığı belirtilen kişinin başına gelen her şeyin toplum nezdinde meşru görülmesidir. Kitapta da insanların cinayeti meşru görmeleri mahkemeyi bile etkilemiştir. Halk etkisinin daha fazla görüldüğü ve halkın değerlerine yapılan en büyük yanlışlıklardan birisi olarak görülen namus kavramının mahkemelere kadar etki etmesi, bu kavramın etkilerini ortaya koymaktadır.

“Avukat, cinayetin namus uğruna meşru müdafaa olduğu tezini savunmuş, bu da mahkeme heyeti tarafından kabul edilmişti; davanın sonunda da ikizler bu suçu aynı nedenlerle bin kez de olsa yeniden işleyeceklerini beyan etmişlerdi.”

Marquez, kitabında sadece namus cinayetinin üzerinde değil, toplumda sıkıntılı gördüğü birçok konu üzerinde eşsiz anlatımıyla durmaktadır. Durduğu başlıca konular; ekonomik farklılıklardan doğan toplum nezdindeki statü farkı ve bu statü farkı sebebiyle gerçekleştirilebileceklerin neler olduğu (Santiago Nasar’ın ekonomik üstünlük nedeniyle Vicario kardeşler tarafından öldürülemeyeceğinin düşünülmesi, Bayardo San Roman’ın Angela ile evlenmek için ailesine gidip onları ikna etmesi, aynı şekilde evini satmak istemeyen kişinin evinin, ederinden çok daha fazla verilerek alınması) gözler önüne seriliyor. Irkından dolayı insanların diğerleri gözünde konumu, dinin toplumdaki yeri ve bozulmuş dinin ona körü körüne bağlanan insanları ne hale getirdiğini (Vicario kardeşlerin cinayet sonrasında papazın yanına gidip masumlukları üzerine yaptıkları sohbetten anladığımız kadarıyla) ve bu bozulmuşluğun dışarıdan bakıldığında ne denli komik bir seviyeye geldiğini görebiliyoruz.

Eserde Marquez, toplumda kadının ve erkeğin rolünün incelenmesine geniş yer vermiş ve söz konusu karakterlerin toplum tarafından kendileri için çizilen kalıba girme riski üzerinde durmuştur. Erkeklerin yapması gerekenler, nasıl davranmaları gerektiği; kadınların toplum içerisinde yapması gereken davranış biçimleri ve olaylara verdikleri tepkilere kadar toplumun çizdiği sınırlar içerisinde olması gerektiği gibi. Toplumun istediği kalıba girmeme durumunda ise toplum tarafından dışlanma, ayıplanma veyahut bir ötekileştirme gibi durumların oluşması muhtemel olmaya başlıyor. Bunun sonucunda da insanlar, toplum tarafından dayatılan normların dışına çıkamıyor. Kitapta bu dayatma, kardeşlerin işlemeyi istemedikleri bir cinayeti işlemeye mecbur kalmalarıyla karşımıza çıkıyor. Kardeşlerin cinayeti herkese duyurarak birisinin kendilerine engel olacağını umması da bunun bir kanıt olarak göze çarpıyor. Buna karşın toplum, cinayete seyirci kalmayı, toplum düzeninin muhafaza edilmesi adına cinayetin engellenmesinden daha faydalı bulmuştur.

Kitapta imgeli anlatımlar da oldukça fazla. Hatta yazar, insanların görüşleri dışında kalan kendi görüşlerini imgelerle okuyucuya ulaştırıyor diyebiliriz. Santiago Nasar’ın vahşice öldürülmesinin Marquez’in gözünden bakıldığında onun masum olduğuna inandırmak için kullanıldığını bile söyleyebiliriz.

“Adını söylemekte bir süre kararsız kalmıştı. Belleğinin karanlıklarında onu aramış, bu dünyada olduğu gibi öteki dünyada da insanın birbirine karıştırabileceği adlar arasında, ilk bakışta onu buluvermişi bir avcı ustalığıyla, alın yazgısı yaratılış gününde belirlenmiş bir kelebek gibi onu duvara çivileyivermişti: Santiago Nasar deyivermişti.”

Marquez Angela’yı bir avcıya benzetip, güçsüz ve kolayca yok edilebilir olan bir kelebeğe benzettiği Santiago Nasar’a iftira attığını düşündürmek istemiştir. Nasar’ın öldürüldüğü kısımdaki imgeleriyle Vicario kardeşlerin vahşetini ortaya koyarak, okuyucuda Nasar’a karşı bir acıma duygusu ve onun masum olduğuna dair bir inanç hissettirmek istemiştir. Burada Vicario kardeşlerin işledikleri cinayetin ardından toplumun her şeyin üstüne koyduğu namus kavramının ve aynı şekilde önem verdikleri din kavramının altına gizlenerek insanlar tarafından haklı görülmesinin önemi büyük olabilir.

Yazının sonuna gelirken kitapta anlatılmak istenenleri özetlemek gerekirse; insanların kendi inandıkları sistemi adaletin önünde görmeleri, suçlu olup olmadığını bile bilmedikleri birisini öldürmelerine yol açıyor. Marquez’in bize Santiago Nasar’ı masum gibi göstermesinin bir numaralı sebebi de işte bu sisteme yapılan bir eleştiri. Bu sistem devam ettiği sürece daha çok Santiago Nasar’lar öldürülecek ve buna engel olunamayacaktır. Bütün bu sebeplerden dolayı da bıçakları Santiago Nasar’a saplayan Vicario kardeşlerin değil, cinayetin işleneceğinden haberdar olmasına rağmen engel olmayan toplumun bütün fertlerinin ortaklaşa işledikleri bir cinayetin portresi aslında Kırmızı Pazartesi.

Peki Santiago Nasar ölmeyi hak ettiği düşünülen ve toplum tarafından suç sayılan şeyi yapmış mıydı yoksa üstüne atılan bir iftira sonucunda mı öldürülmüştü? Bunu hiçbir zaman öğrenemiyoruz.

kırmızı pazartesi ile ilgili görsel sonucu

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
42

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here