Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4

Günümüz ana akım rapi çok farklı dallara ayrılmış durumda bir yandan kalite olarak sürekli yükselen yaratıcı rapperlara sahipken; diğer yandan da sex,drug and rock’n roll felsefesini benimsemiş müzisyen kimliği olmayan rapperlar ile rap kültürü kirleniyor. 26 yaşındaki Travis Scott ise şu sıralar bu kültürün en üst seviyedeki isimlerinden biri. 2015 senesinde Rodeo albümü ile ilk kez büyük kitlelere kendini kanıtladı. Bu albümden itibaren her albümde Travis Scott’dan beklenti gitgide artmaya başladı. Bir sene sonra Birds in the Trap Sing McKnight albümünü çıkararak beklentilerin haksız olmadığını kanıtladı. Ancak bu albüm Travis’in hayalinde olan albüm değildi. 2015 senesinden beri Astroworld albümünü planlayan Travis bu albüm ile beraber farklı şeyler denemek istediği için albümü ertelemiş ve Birds in the Trap Sing McKnight’ı çıkarmıştı. Geçtiğimiz günlerde ise Travis Scott uzun zamandır planladığı Astroworld albümünü yayınladı.

Albümün teması olarak kendi hayatını işlemeye karar veren Travis Scott, albümü büyüdüğü yer olan Teksas’a adarken albümün ismini ise yine Houston/Teksas’da olan Astroworld Eğlence Merkezi‘nden geliyor. Müzik yapmaya yeni başladığı zamanda yıkılan Astroworld Eğlence merkezi onun için büyük bir önem taşıyor. 17 parçadan oluşan albüm pek çok farklı ismin buluştuğu bir albüm.

Albümde bulunan parçalar üzerinden gidecek olursak eğer Astroworld, çoğu kişiye göre albümün en iyi parçası olan Stargazing ile başlıyor. Stargazing bize, parçanın ortasındaki beat değişiminden dolayı çok farklı bir deneyim sunuyor. Stargazing sanki iki ayrı parçaymış gibi geliyor kulağa. Albümde bundan başka çoğu parçada da var ve bunun nedeninin kapatılan eğlence merkezi Astroworld‘ü yeniden canlandırmak olduğu speküle ediliyor. Bu yüzden albümde Stargazing’de olduğu gibi “rollercoaster effect” etkisini görüyoruz.

Stargazing’den sonraki parça ise Carousel. Carousel’de albümdeki ilk sürpriz konuk sanatçı olan Frank Ocean‘a rastlıyoruz. Parçada Ocean ve Travis Scott bir günü uyuşturucu etkisinde geçirmekten bahsediyor. Carousel’i takip eden parça ise Drake‘in konuk olduğu Sicko Mode. Üç farklı bölümden oluşan Sicko Mode, bir yandan “beast mode” referansı kullanılarak öne çıkıyor. Parça ne kadar iyi olsa da Drake‘in “I did half a Xan, thirteen hours ’til I land” sözleri yüzünden de büyük tepki topladı. Rap kültüründe büyük etkisi olan Xanax dalgası Lil Peep‘in overdose sebepli ölümünden sonra belki de Rap’den çıkarılmaya çalışılırken Drake’in Xanax isimli antidepresanı albüm içinde kullanması büyük tepki almasına yol açtı.

Sonrasında albümün 4. parçası olan R.I.P Screw‘e geçiyoruz. Travis, Houston‘ın ünlü DJ’i DJ Screw‘u anmak ve onure etmek için yazılan parçada bulunan autotune tekniği, autotune’den nefret edenlerin bile sevebileceği cinsten kullanılmış. Bu parçayı ise Stop Trying To Be God takip ediyor. Bu parçada ise Stevie Wonder armonika çalmasının yanında James Blake ve Kid Cudi‘nin vokalleri dikkat çekiyor. Sonrasında gelen parça No Bystanders. No Bystanders, Juice WRLD ve Travis’in ilk düeti oluyor. Bu ikiliye parçada Sheck Wes de katılıyor ve tam bir kulüp parçası desek yanlış olmaz.

Albümün 7. parçası Skeletons, müzisyen anlamında ciddi isimlerin bulunduğu bir parça. Parçanın prodüktörlüğünü Tame Impala üstlenirken The Weeknd, La Flame ve Pharrell şarkıya eşlik eden diğer isimler. Sonraki parça  Wake Up. Bu da The Weeknd ile olan ikinci parça oluyor ve belki de albümün en zayıf parçası. Lirikal olarak çok alt bir seviyede olan ve dağınık bir şekilde sunulan parçayı The Weeknd‘in mükemmel vokali dahi kurtaramıyor.

5% TINT‘le devam eden albüm bu kısımda yine biraz canlanmaya başlıyor. Akılda kalıcı bir nakarat ve akıcılıkla Travis bu beati iyi taşıyor ve akıp götürüyor. Sıradaki parça 21 Savage’in eşlik ettiği, albümün belki de en garip temaya sahip parçası, NC-17. Travis burada “Shawty came my way, she brought the same sex” sözleriyle Kylie Jenner ile threesome yaptığı dedikodularına yol açtı. NC-17‘i Astrothunder takip ediyor. Astrothunder ise gitar riffiyle kafanızı koyup rahatça dinleyebileceğiniz bir şarkı. Albümün en güçlü parçalarından. Astrothunder‘dan sonra Yosemite parçasına sıra geliyor. Astrothunder bir gitar riffiyle biterken; Yosemite de bir gitar riff’iyle başlıyor. Yine albümün iyi kısmında bulunan Yosemite’de Nav‘ın kısmında bir mixing hatası var ve Nav’ın sesi dolayısıyla çok az geliyor. Gunna da bu parçanın nakaratında Travis’e eşlik ediyor.

Can’t Say albümün 13. parçası. Bu şarkı Don Tolliver‘ın çıkış parçası diyebiliriz. Çoğu Travis Scott fanı tarafından benimsenen Don Tolliver’ın sesi Travis’i çok andırıyor ve lirikal olarak da Travis’i geride bıraktığını söylebiliriz bu şarkı için. 14. parça olan WHO? WHAT! ise Travis Scott’ın ondan hoşlanmayanlara bir cevabı. Parçada ona Quavo ve Takeoff eşlik ediyor. Sonraki parça da çoğumuzun bildiği Butterfly Effect. Çok uzun süredir piyasada olan bu single Spotify’da birkaç rekora da imza atmıştı ve yine albümün hareketli kısmında boy gösteriyor.

Albümün son iki parçası da Houstonfornication ve Coffee Bean. Houstonfornication, lirikal açıdan albümün en iyi parçası. Houston’ın muhteşemliğiyle alakalı olan şarkıyı indie/rock esintileriyle dolu Coffee Bean takip ediyor. Coffe Bean de tüm albümün “rollercoaster effect”ini yansıtarak yavaş bir şekilde albümü bitiriyor.

Travis Scott bize bu albümde güzel konuk sanatçılar, iyi bir prodüksiyon, akıcılık ve müzikalite sunarken bir yandan da çoğu zaman olduğu gibi çok büyük bir lirikal içerik sunduğu söylenemez. Albüm genel olarak Travis’in son albümüne göre çok daha deneysel ancak bir Rodeo değil. Ancak zaten bu albümün ertelenme sebebi de bu deneyselliğiydi ve bu yüzden değişik seslerle denemeler yapan Travis’in doğru noktayı bulduğunu düşünebiliriz. Gelecekte hangi doğrultuda ilerleyeceğini ise zamanla göreceğiz.

 

 

 

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
4

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here