Floransa’da sanat dendiğinde akla ilk gelen isimler Leonardo, Michelangelo, Sandro Botticelli olsa da; şehrin ikonikleşmesini sağlayan isimlerden biri de Filippo Brunelleschi’dir. Floransa’yla özdeşleşmiş olan ve artık bir ikon haline gelen Santa Maria del Fiore Katedrali’nin kubbesini ve hikayesini anlatmadan önce sanatçıdan bahsetmek gerekirse; Brunelleschi 1377’de İtalya’da doğmuş bir kuyumcudur. Mimari dehasının ortaya çıkmasını sağlayan ve günümüz mimarlarını bile kendisine hayran bırakan eseri Santa Maria del Fiore Katedrali için inşa ettiği kubbedir. Peki, nasıl oldu da hiçbir mimari eğitimi olmayan bir kuyumcu Rönesans’ın en ihtişamlı, ikonik yapılarından birini inşa etti?

Resmi olarak Santa Maria del Fiore Katedrali olan, ancak “Duomo” diye tanınan Floransa Katedrali, 1296 yılında Arnolfo di Cambio tarafından Gotik bir katedral olarak planlanmıştır. Santa Maria del Fiore, 1296’da inşa edilmeye başlandığında, uzun yıllar süren savaşlar ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle kubbesi tamamlanmamış, yani yarım kalmıştı. Floransa’nın ileri gelenleri, 1418’de kubbenin tamamlanması için bir yarışma düzenledi ve kazanan isme 200 altın florin gibi kayda değer bir ödül ile sonsuz şöhret şansı vaat etti. Dönemin önde gelen mimarları Floransa’ya akın edip fikirlerini sundu. Proje baştan sona şüphe, korku, yaratıcılık sırları ve şehrin gururu ile öylesine yüklüydü ki, efsanelere konu oldu. Kubbenin hikâyesi, Floransalıların becerisine dair bir ibret öyküsüne ve İtalyan Rönesansı’nın ortaya çıkış destanına dönüştü.

Network Turistico Culturale “Itinerari Scientifici in Toscana”
“originaFileType: srgb1.1 jpg bestfit 600px”

Adaylar arasında bulunan Filippo Brunelleschi adlı kısa boylu, gösterişsiz ve asabi bir kuyumcunun karmaşık ve pahalı bir iskele olmadan, sadece bir değil, iç içe geçen iki adet kubbe inşa etme fikrini sunması, dikkatleri üzerine çekmeye yetti. Brunelleschi ağırlığı taşıması için bir kaburga inşa etti. Aşağı ve yanlara doğru uygulanan basınçla başa çıkacak bir diğer planı da kubbe içindeki ahşap ve taş malzemenin birbirlerine demir zincirlerle sabitlenerek ağırlığı dengelemesiydi.

Brunelleschi, balıksırtı deseni ve yatay bir taş zinciri olan tuğladan yapılmış iç kabuktan oluşan, basıncı azaltan ve ağırlığın eşit bir şekilde dağılmasını sağlayan ustaca bir tasarım sayesinde, desteksiz muazzam bir kubbe yaratmayı başardı. Kubbedeki en önemli detaylardan biri Pantheon’un kubbesi gibi küresel değil sivri formda olmasıydı.

İnşaat başladığında hem Floransalıların hemde işçilerin kafalarında büyük bir sorun vardı. 114 metre yükseklikte, 55 metre çapında olması planlanan kubbenin yapımı için kullanılacak malzemeler inşaat alanına nasıl taşınacaktı? Brunelleschi’nin tasarladığı sistem sayesinde, bu soruna da çözüm bulunmuş oldu. Malzemeleri kubbeye taşımak için bir kaldıraç sistemi geliştirdi. İnşaatın aksamaması ve iş kazalarının önlenmesi içinse kubbenin inşaatının sürdüğü yerlere platformlar yerleştirdi.

Katedralin kubbesi zamanla ikonikleşti, ama içi de en az dışı kadar dikkat çekici hale geldi. Kubbenin iç kısmında; İtalyan sanatçıların biyografilerine ilişkin yazdıklarıyla ünlü olmasının yanı sıra, sanat tarihçiliğinin de kurucusu sayılan Giorgio Vasari’den “Last Judgement” (Kıyamet Günü) freski bulunmaktadır. Bu freskler Vasari’nin öğrencisi Zuccari tarafından boyanmıştır.

1436’ya, yani Papa IV. Eugune tarafından kutsanana kadar inşaat devam etti. Başlangıçta planlanan Gotik ön cephe gerçekleştirilememişti. Bugün gördüğümüz muhteşem mermer kaplama, 1871 ve 1887 yılları arasında, neo-Gotik tarzda renkli desenlerle daha sonra eklenmiştir.

Mimar olsun olmasın, Filippo Brunelleschi tüm dünyada adının duyulmasını sağlayacak “mimari” bir başyapıta imzasını attı, yüzyıllardır konuşulan ve konuşulacak olan Rönesans ruhu için ölümsüz bir miras bıraktı.

KAYNAK : 1, 2, 3

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here