Atatürk’ü anlamaya çalışmak, onun nasıl biri olduğunu kavramak kolay bir iş değil. 57 yıllık kısa yaşamında çok büyük işler yaptı ve öylesine erişilmez bir entelektüel zekaya sahipti ki, onu kısacık bir yazıyla tanımayı/tanıtmayı düşünemeyiz. Yine de onun hakkında fikir edinebilir, ülkemizin kurucusunu ve onun devrimlerini/ülküsünü öğrenebiliriz.

Atatürk’ün Şahsiyeti

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi
Hepimiz az çok onun çok çalışkan biri olduğunu hatta küçüklüğünden beri böyle bir kimliğe sahip olduğunu biliriz. Yaşıtlarının oynadığı oyunları oynamaz, genelde onlarla muhattap olmaz ve “Benim kaybedecek zamanım yok, ben önemli biri olmak istiyorum.”¹ Diyerek kendini soyutlardı. Biraz asabi ve kendini beğenmiş bir çocukluk döneminden geçiyordu. Asabi olmasının sebebi, çok küçük yaşlarda babasını kaybetmesinden dolayıydı elbet. Henüz 7 yaşındaki Mustafa’yı onu “Bozkurt’um” diyerek seven, her an koruyup kollayan annesi bile teselli edemiyordu. Babasının ölümünden sonra fazlasıyla hırçınlaşmıştı Mustafa. Bu nedenle dayısının fikri ile asker ocağında pişmesi ve sakinleşmesi için Selanik Askeri Rüştiyesi’ne kaydolmuştu. Oldukça da çalışkan bir öğrenciydi. Gittiği askeri okullarda da matematik ve yabancı dilde (bu sırada Fransızca öğreniyordu) kendini gösteriyordu.

“Mesuliyet yükü her şeyden, ölümden de ağırdır.”

Ondaki “büyük işler yapma arzusu” nasıl oluşmuştur bilinmez ancak Mustafa Kemal’i incelersek bütün hayatını bir vazife yapma duygusu ile idame ettirdiğini görürüz. Bu vazife yapma duygusundan dolayı sadece bir Mustafa Kemal’den fazlasıdır o. Asker, fikir adamı, devlet adamı, eğitimci ve sanatsever olan Mustafa Kemal gibi farklı yönleri ele alınarak incelenirse gerçekten doğru bir analizden ve onu tanıyabilme durumundan bahsedebiliriz.

“İki Mustafa Kemal vardır; biri ben fani olan Mustafa Kemal, öteki milletin daima sinesinde yaşattığı Mustafa Kemal. Ben onu temsil ediyorum. Herhangi bir tehlike anında ben zuhur ettim ise, beni bir Türk anası doğurmadı mı? Türk anaları daha Mustafa Kemaller doğurmayacak mı? Feyiz(verimlilik) milletindir, benim değil.”

Asker Olarak Mustafa Kemal

Askerlik ve subay olmak, Osmanlı’nın son dönemlerinde oldukça revaçtaydı. Dönemin çocukları askerlik oyunları oynar, rüyalarını asker olmak süslerdi. Çünkü son dönem Osmanlı Harpleri, bütün imparatorluk topraklarında halkın ilgili olduğu başlıca konuydu. O renkli üniformayı giymek ve kılıç kuşanmak gururun, şerefin ve haysiyetin göstergesiydi. Zaten Mustafa Kemal’in babası Ali Rıza Efendi’nin de oğluna bırakabildiği yegane hatıra 1877 Harbinde ve Mülkiye Gönüllü Taburunda kuşandığı kılıçtı. Daha sonra Makbule Atadan’ın anlattığına göre, Mustafa doğduktan sonra babası, bu kılıcı bebeğin beşiğinin yanına asarak, kılıca saygısını göstermişti. Küçük Mustafa da daima bu kılıç ile oyunlar oynayarak büyümüştü.²

İlgili resimMustafa Kemal, devam ettiği Askeri İdadi’de ve Rüştiye’de halinden o kadar memnundu ki mektebin resmi üniforması, kendi deyimi ile benliğine hâkim olmuştu.³

“Subaylık demek can ve tüm varlığını kesinlikle göze almış olmak demektir. Bir subay askerlik sanatı adına yaşam ve varlığına hiç önem vermeyecektir.”

Ona göre subaylık ulvi bir iştir ve bu uğurda asker tüm hayatını bir kenara koyarak yalnızca üstüne düşeni yani vatanı koruma vazifesini yerine getirmelidir. Nitekim onun Çanakkale Savaşı’nda Arıburnu Kuvvetleri Komutanı olarak askerlere vermiş olduğu: “Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum!” emrinde onun askerlik müessesi hakkındaki düşüncelerini net şekilde görebiliriz.

İlgili resim

Ayrıca ona göre, her asker “milli tarih bilincine” sahip olmalıdır. Nitekim, “Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” 

Fikir Adamı Olarak Mustafa Kemal

Mustafa Kemal askeri okula devam ettiği sırada Fransızca eğitimi de alıyordu. Fransızca’yı öğreten hocası, Fransız mecmualarını ve kitaplarını okuması için ona getiriyordu. Belki de bu nedenledir ki Fransız İhtilali’nden ve J.J. Rousseau’dan etkilenmiş olan Mustafa Kemal, arkadaşlarına daha önce farkında olmadıkları bazı kavramlardan bahsediyordu. Bu sırada Ziya Gökalp, Namık Kemal gibi edebiyat adamlarını da takip ediyor ve Türklük bilinci oluşuyordu. Sınıf arkadaşı Asım Gündüz’ün anlattığına göre, arkadaşlarını etrafında toplayan Mustafa; defterine yazdığı tüm Namık Kemal şiirlerini onlara okuyordu. Arkadaşları, vatan, millet gibi fikirleri ilk kez ondan duymuşlardı. Ayrıca okul yıllarında, her cuma akşamı arkadaşları ile toplanıyor, kürsüye çıkıyor ve onlara adeta konferans veriyordu.

İlgili resim

“Bütün ulusların böylesine çırpınan ulusunu uyandırmak isteyen ulusal ozanları, aydınları vardır. Başka ulusların ozanları, aydınları böyle çalışıp uluslarını uyandırırken nerede bizim düşüncelerimiz? Nerede bizim düşünürlerimiz? Nerede bizim ozanlarımız? Evet, Namık Kemal’imiz var. O, Türk ulusunun yüzyıllardan beri beklediği sesi verdi. Ama ne şiirlerini okuyabiliyor, ne konuşmalarını duyabiliyoruz. Bu ulusun tarihinin bir yönünü belirten “Vatan yahut Silistre” oyununu bile temsil ettirmediler.

Arkadaşlar! Bizlere büyük görevler düşüyor. Yarın görev alıp gittiğimiz her yerde ulusumuzu yetiştirmek için subaylarımızın öğretmenleri olacağız. Gittiğimiz yerlerde aydın gençlerle arkadaşlık ederek onları bu yola yönelteceğiz. Yurdumuzu ve İmparatorluğu büyük tehlikelerin beklediğini hatırdan çıkarmamak durumundayız.”

atatürkün konuşması ile ilgili görsel sonucuİşte hem bir fikir adamı hem de hatip olan bu genç çocuk ileride meclis kürsüsüne çıkacak ve sınıf arkadaşlarına değil, silah arkadaşları olan milletvekillerine seslenecekti. Peki ama tüm bunları nasıl başarmıştı?

Mustafa Kemal’in, Fransız düşünür Rousseau’dan etkilendiğini söylemiştik. Rousseau’nun özgürlükçü ve cumhuriyetçi yönünün onun üzerinde oldukça tesiri olmuştu. Rousseau’nun devlet yönetimi ve toplum hakkındaki fikirlerini yazdığı “Toplumsal Sözleşme” adlı yapıtını dikkatlice okumuş ve “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.” sözünün temel fikri bu etkilenmeler sonucu oluşmuştu.

Aynı zamanda bir diğer Fransız düşünür Voltaire’den de etkilenmiş, onun bilim ve akıl alanındaki düşünceleri de fikirlerine katkıda bulunmuştu. Ancak bu noktada Atatürk’ün en örnek alınası özelliğinden bahsetmek gerekir. O da hiçbir şeyi direkt benimsememesidir. Fanatizm yapmadan yalnızca düşüncelerden etkilenerek kendi bilinçsel düşüncelerini oluşturmuştur. O nedenle o, devrimlerini yaparken Batı kaynaklı yenilikleri körü körüne almamış, benimseme ve sahiplenme hali olarak değil yalnızca etkilenme ve baz alma olarak bu fikirleri uygulamıştır.

atatürk görülmemiş fotoğrafları ile ilgili görsel sonucuKuşkusuz; cumhuriyet, laiklik, özgürlük gibi geniş alanlarda Fransız düşünürlerden feyz almıştır. Türklük bilinci ve milliyet kavramlarında da öncelikle Namık Kemal ardından ise Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul gibi yazarlardan etkilenmiştir. Ayrıca özgürlükçü düşünce alanında kendi dönemini aşan bir diğer Türk yazardan daha etkilenmiştir, o da Tevfik Fikret’tir.

Atatürk’ün olaylara geniş bir perspektiften bakabilmesi, onun tarihten, sosyolojiye, felsefeden ekonomiye kadar pek çok alanda okuduğu bu kitaplar sayesinde edindiği zengin bilgi birikimi ve entelektüelliği ile alakalıdır. Atatürk bu yazarlardan ve elbette nicesinden okuduğu eserleri kendisi bir sistematik haline getirerek kendi düşünce yapısını oluşturmuştur. Oldukça geniş bir yelpazede okumalar yapmış olan Mustafa Kemal’in devrimlerini ve inkılaplarını nasıl yaptığını anlamak ve “neyi düşündüğünü” değil de “nasıl düşündüğünü” görmek istiyorsak, onun yaptığı okumaları takip etmeliyiz. Okumayı ve araştırmayı yani öğrenmeyi çok seven bir insan olması, onun fikir adamı olarak uygulayacağı eylemlerini de oldukça etkilemiştir.

Aslında Mustafa Kemal, gençlik döneminde “self-portrait” dediğimiz kendi kendini arama çabaları ile disiplinli ve asker olan Mustafa Kemal’in üzerine çok şey katmış böylelikle Atatürk’e doğru evrilmiştir. Onun kendini arama ve geliştirme çabaları sonucunda oluşan fikirleri ile bir ‘Cumhuriyet’ kurulmuş, kurmak ile kalmayıp hem fikir adamı hem de eğitim adamı olarak dönemine damgasını vurmuş ve yeniliklerin öncüsü bir devrimci olmuştur.

atatürkün çalışkanlığı ile ilgili görsel sonucuDevlet Adamı Olarak Mustafa Kemal

Mustafa Kemal’i devlet adamı olarak ele aldığımız zaman onun ileri görüşlü ve yenilikçi özelliklerini de beraberinde almamız gerekir. O, mükemmel askeri dehası ile kazanılması zor savaşlarda savaşmış ve komutanlık yapmıştır. Devlet adamı olarak da başarılması zor birçok yeniliğe de öncülük etmiştir. Şüphesiz bunda ileri görüşlü ve yenilikçi, aynı zamanda korkusuz, kendine oldukça güvenen bir adam olmasının etkisi vardır. Mustafa Kemal, zamanın koşullarına göre çok büyük işler yapmak istiyordu. Ancak o, asla bir hayalperest değildi. Gerçekleştirebileceği şeylerin hayalini kurar, yapamayacağı şeyin lafını etmezdi. Atatürk gerçekçi bir devlet adamıydı, onun döneminde parlayan “Nazizm” ve “Faşizm” bir şekilde çökmüş ve ayakta kalamamış iken onun faşizme kaymayan milletçiliği, aynı zamanda eylemci yönü olan devrimciliği ve yenilikçi yönü olan inkılapçılığı çökmemiş bilakis sonuçta bu özelliklerinin bir meyvesi olan Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur ve halen de varlığını bu ilkeler ile devam ettirmektedir.

“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

İlgili resimAtatürk; bütün bunları, dozunda ve gerçekçi duruşu ile sağlayabilmiştir. O gerçekleştiremeyeceği hiçbir şeyin peşine düşmediği gibi, ardında gelen insanları da hayal kırıklığına uğratmamıştır.

Onun devlet adamı olarak incelersek iktisadi yönden de ele almamız gerekir. Atatürk bir iktisatçı değildi elbet ancak çok iyi bir plancı idi. Devlet ekonomisinin yönetiminde, kendi içimize dönme ve savaşlardan sonra uzun yıllar çorak ve fakir kalmış olan Anadolu’yu canlandırma eğilimi içerisindeydi. İzmir İktisat Kongresi’nde, Atatürk yabancı sermaye için şöyle demektedir:

“Efendiler, iktisat sahasında düşünürken ve konuşurken zannolunmasın ki, biz ecnebi sermayesine hasım bulunuyoruz, hayır, bizim memleketimiz geniştir, çok emek ve sermayeye ihtiyacımız vardır. Binaenaleyh kanunlarımıza riayetkar olmak şartı ile ecnebi sermayeye lazım gelen teminatı vermeye hazırız. Ecnebi sermayesi bizim sanayimize ve sabit servetimiz katılsın. Ancak eskisi gibi değil. Geçmişte ve bilhassa Tanzimat Devrinden sonra, ecnebi sermayesi memlekette müstesna bir mevkiye sahip oldu ve ilmi manasıyla denilebilir ki devlet ve hükümet ecnebi sermayesinin jandarmalığından başka bir şey yapmamıştır. Artık her medeni devlet gibi, millet gibi, yeni Türkiye daha muvafakat(razı olma) edemez. Burasını esir ülkesi yaptıramaz.

atatürkün devlet adamlığı ile ilgili görsel sonucu

Ayrıca Atatürk bir devlet adamı olarak oldukça yerinde bir dış politika sürdürmüştür. Onun dış politikası aynı zamanda “Milli Siyaset” politikasıdır.

“Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim kendi benliğimiz ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen bütün iş ve hareketlerimizle gösterebilmeliyiz. Bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır.”

Az önce de söylediğimiz gibi Atatürk milli bir politika ve devlet yönetimi çizgisinde ilerlemiş ancak bu millilik aşırıya kaçılmadan, ırkçılığa yol açmayacak şekilde hayata geçirilmiştir. Atatürk kendini geliştirdiği yıllarda iki şeyi gerçekleştirmişti. Birincisi “kendi kendinin farkına varmak” idi. Bir diğeri ise kendinin ve potansiyelinin farkına varan kişinin “büyük işler yapma” mesuliyeti altına girmesidir. Aynı şekilde Atatürk belki de kurduğu bu ülkeyi bir bireymişçesine ele alıyor ve ona bu iki adımı uygulatmak istiyordu. Milli tarih/dil bilincini, kendini tanıma şuurunu ortaya çıkartmaya çalışıyor ve buna bağlı olarak da kurduğu ülkenin büyük işlere imza atmasını istiyordu. Atatürk’ün genel hatları ile devlet yönetimindeki politikası bu idi. Kendinin farkına varıp, potansiyelini ortaya çıkarmak ve hayata geçirmek.

Eğitimci Olarak Mustafa Kemal

İlgili resim

Yukarıda açıkladığımız gibi, büyük işlere imza atmak eğitime de bağlıydı elbette. Buraya kadar bahsettiğimiz her şeyde Mustafa Kemal’in eğitimci bir kişiliği olduğunu görebiliyoruz. Hatta onun 57 yıllık hayatı boyunca belki de en fazla haz duyduğu şey halkına bir şeyler öğretebilmekti. Başöğretmen olarak anılması da bundandır.

atatürk kitap okurken ile ilgili görsel sonucuMustafa Kemal; eğitime, kendini geliştirmeye çok önem vermiştir. Cephede iken okumalarını sürdüren, en ağır şartlardayken bile öğrenmekten kaçmayan bir insandır. O, okuduğu askeri okullarda da kuvvetli bir eğitim almıştır ancak bu bilgileri kendi edindiği kitaplar ile de desteklemiştir. Okuduğu kitaplar(Anıtkabir’de bulunan kütüphanesine göre) 3.000’in üzerindedir. Okuma biçimi ise gelişigüzel değil, notlar çıkararak, altlarını çizerek düzenli bir şekildedir.

Milli Mücadele devam ederken 15-21 Temmuz 1921’de Mustafa Kemal, tüm zorluklara rağmen ilk Milli Maarif Kongresi’ni toplamıştı. O, yeni bir devlet kurma fikri içindeydi. Bu devlet ise eğitim ile varlığını teminat altına alacaktı. Bu noktada eğitimin önemi paha biçilemezdi. Madem ki Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdü o halde bu devlette yetişecek nesillere de insanın en önemli vasfı aşılanmalıydı.

Mustafa Kemal, 1911 yılında Bingazi’de henüz bir binbaşı iken şöyle demişti: “Bir gün Türkiye’nin kaderinde rol alırsam, sosyal bir darbe yapacağım. Ama, ben halkın seviyesine inmeyeceğim. Onu kendi seviyeme çıkaracağım.” 

Her zaman, kendi gelişimini milletinde de görmek istemiştir. Hemen her fırsatta Türk milletinin bulunduğu cehaletten kurtarılması gerektiği ile ilgili sözler sarf etmiş ve bu uğurda çalışmalar yapmıştır. Ona göre bağımsızlık, kendini geliştirip diğer toplumların önüne geçerek kazanılırdı. Savaş ile kazanılmış bağımsızlık değerliydi ancak geçici olabilirdi. Asıl olan bağımsızlık, eğitimde, bilimde ve kültürde dünyaya fark atmak ve değişen dünya koşullarına ayak sağlamaktı. Ancak o şekilde bir millet, kimseye bağlılığı olmadan mevcudiyetini gerçekleştirebilirdi.

Mustafa Kemal, eğitimi ve eğitimciliği o denli seviyordu ki “Eğer Cumhur Reisi olmasam, Maarif Vekili olmak isterim.” demişliği bile vardı.

Bu “Uygarlaşma Savaşı’nda” da başka bir husus daha göze çarpmaktadır. Eğitimin tarafsız ve laik olması yanı sıra (Laiklik devlet yönetiminin esas unsuru olduğu için her kuruma da sirayet etmek zorundaydı.) bir diğer önemli nokta ise kız ve erkek çocuklarının aynı eşitlikte okutulması durumudur. Zaten ona göre, eğer uygarlaşmadan bahsetmek istiyorsak, bu gibi gereksiz tartışmaları bırakıp bir an önce işe koyulmalıydık.

İlgili resim

“Erkek ve kız çocuklarımızın aynı surette, bütün tahsil derecelerindeki öğretim ve terbiyelerinin ameli olması mühimdir.” 

Eğitimde eşitlik önemliydi. Bu nedenle sözlerine şu şekilde devam ediyor Mustafa Kemal:

“Bu memleketin sahibi içtimaiyemizin unsuru esasisi köylüdür. İşte bu köylüdür ki bugüne kadar maariften uzakta kalmıştır. Köylüye okuma, yazma, vatanını, milletini ve dinini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafi tarihi, dini ve ahlaki malumat vermek ve amal-i erbaayı öğretmek, maarif programımızın ilk hedefidir.”  ¹⁰

Atatürk, bu konuyla ilintili olarak bilime de oldukça önem vermiştir. O her defasında hiçbir dogma, yerleşik kural/kalıp bırakmadığını belirtmiş ve milletin çocukları olan bizlerin bilimin yolunu izlememiz gerektiğini öğütlemiştir. O nedenle Türk çocuğuna verilecek eğitim mutlaka “lâik” olmalıdır.¹¹

Son olarak, Atatürk’ün eğitim alanındaki en büyük ve etkili işi Latin alfabesinin kabulüdür. %3 olan okuma-yazma oranı bu alfabenin kabulü ile artmaya başlamış, bizzat Atatürk açılan okuma-yazma kurslarına katılarak, halkına bu yeni harfleri öğretmiştir. Kuşkusuz onun en mutlu olduğu yegane an, başöğretmen olarak halkını eğittiği andır.

Sanatsever Mustafa Kemal                       

“Sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Herhalde bu sözden daha güzel bir açıklama yapılamaz sanat üzerine. Mustafa Kemal, insan olabilme vasfını sağlayan her özelliğe sahipti. Akıllıydı, analitik düşünürdü, gerçekçiydi, okumayı ve araştırmayı/sorgulamayı severdi. O aynı zamanda sanata da oldukça düşkündü.

 “Efendiler, siz hayatınızda mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta Cumhur Reis’i olabilirsiniz fakat hiçbir zaman sanatkar olamazsınız.”

atatürk ve sanat ile ilgili görsel sonucu
Atatürk’ün çağdaşlaşma anlayışını bütünü ile ele alırsak güzel sanatlar, Türk İnkılâbı’nın tamamlayıcı bir unsurunu ve önemli bir noktasını teşkil eder. Atatürk, ancak güzel sanatlarda ilerleyen ve eser veren milletlerin asrın ileri medeniyetleri arasında yer alabileceklerini belirtmiştir.¹²

“Bir millet ki resim yapmaz, heykel yapmaz, bilimin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. Oysaki bizim ulusumuz, gerçek nitelikleriyle uygarlığa erişmeye lâyıktır, uygarlığa erişecektir ve ilerleyecektir.”

Çağdaşlaşmaya giden yol uzun ve zahmetli bir yoldur ve bu yolda ilerleme kaydetmek de milletin sanat ile haşır neşir olmasından geçmektedir. Atatürk’e göre güzel sanatlarda hakim olmak, diğer bütün alanlarda/inkılaplarda başarılı olunduğunun göstergesidir.

Bu amaçla da Atatürk, 1924 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı kurdurtmuştur ve bazı yetenekli öğrenciler musiki alanında eğitim almak için Avrupa’ya gönderilmiştir.

Türkiye’deki ilk ciddi opera çalışmaları da yine Atatürk’ün teşviki ile başlamıştır. 1934’te Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefliği’ne getirilen Ahmet Adnan Saygun, Atatürk’ün isteği üzerine “Özsoy” ve “Taşbebek” adlı ilk Türk operalarını bestelemiştir.¹³

Bale ise 1936’da “Millî Musiki ve Temsil Akademisi” içerisindeki Bale Bölümü ile gelişmiş ve bu tarihten itibaren ilerleme göstermiştir.

Atatürk benzer şekilde tiyatroya da oldukça önem vermiş ve Muhsin Ertuğrul başta olmak üzere çevresindeki tiyatrocuları çok kez Çankaya Köşkü’ne davet etmiş, oyunlarını izlemiştir.

İlgili resim

Bunların dışında Atatürk; Türk kimliğini vurgulayan, yiğitlik, mertlik, kahramanlık duygularını yansıtan Türk halk danslarına da oldukça önem vermişti. Atatürk’ün en çok sevdiği halk oyunu da Zeybek’ti.

Resim ve heykel sanatı ise, dini sebeplerden ötürü çok fazla gelişme gösteremeyen alanlardı. 1924 yılında yürürlüğe koyulan “Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu” ile resim, heykel, sanat tarihi eğitimleri ve bu eğitimleri yürüten kuruluşlar da yeniden gözden geçirildi.¹⁴ Ayrıca Milli Mücadele döneminde Türk ressamlar, mücadele ve savaş konulu resimleri ile resim alanına büyük katkılar sağlamışlardı.

“Sanatlar, hürriyet tarafından emzirilince büyürler.” – Friedrich Schiller

Hürriyet ve bağımsızlık için hayatı boyunca savaşmış olan Mustafa Kemal Atatürk, bu savaşların sonucunda kazanılan cumhuriyeti sağlam temellere oturtmak istemiş, yüzyıllar boyu geride kalmış Anadolu halkında farkındalık yaratmaya, yüzyıllık uykusundan uyandırmaya çalışmıştır. Nitekim Atatürk’e göre en büyük savaş, cehalet ile verilen savaştı ki bu savaş halen devam etmektedir. Bu savaşın silahları ise; bilim, akıl, sanat ve elbette çok çalışmaktır. Bu nedenle Atatürk her daim, halkını çalışmaya teşvik etmek için hem sözleri hem de burada yazımızın konusundan sapmamak amacıyla sayamadığımız tüm icraatları ile gerçekleştirmeye çalışmıştır. Atatürk her şeyden önce bir eylem adamıdır. Aklına koyduğu şeyin önce gerçekçiliğini tartar ardından onu uygulamaya sokar. Görüldüğü üzere, Mustafa Kemal Atatürk yalnızca bir devrimci, bir ülkenin kurucusu değil aynı zamanda inkılapçı kişiliği ile de bir milletin rehberidir.

atatürk en güzel fotoğrafları ile ilgili görsel sonucuOnun varlığı 10 Kasım 1938’de fiziken sona ermiş olabilir ancak kalplerde, düşüncelerde hiçbir zaman Mustafa Kemal’in ülküsü bitmez. Onun fikirlerini yaşattığımız, yürüdüğü yolu takip ettiğimiz sürece her daim bizimle yaşayacak ve Türk milletine rehber olmaya devam edecektir.

KAYNAKÇA:

1: Benoist Méchin, Mustafa Kemal Bir İmparatorluğun Ölümü

2: Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam

3: Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, Cumhuriyet Gazetesi’nin Okurlarına Armağanı

4: Mustafa Kemal Atatürk, Zabit ve Kumandan ile Hasb-ı Hal

5: Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler

6: Erol Mütercimler, Fikrimizin Rehberi Gazi Mustafa Kemal

7: Şerafettin Turan, Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar

8: Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler

9: Afet înan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler

10: Selahaddin Demirkan, Bir Milletin Yarattığı Lider

11: Doç. Dr. Yahya Kemal Kaya “Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Eğitim” tebliği

12: Afet İnan, Atatürk’ün Güzel Sanatlara Verdiği Önem

13: Ârif Kaptan, Atatürk ve Sanat

14: Gültekin Elibal, Atatürk ve Resim-Heykel