Hepimizin sevdiği ve hayran olduğu Yunan Mitolojisi’nin belki de bizi en fazla etkileyen hikayelerden biri olan Truva Savaşı’nın baş kahramanlarından biridir Miken Kralı Agamemnon.

Agamemnon, güçlü kişiliği ve yapısı ile yaşadığı hayat boyunca tanrılarla arasını iyi tutmak istemiştir. Öyle ki Agamemnon’un kardeşi Sparta Kralı Menelaos’un karısı Helen, Truvalılar tarafından kaçırılınca ya da o dönemde dönen bazı dedikodulara göre kaçınca, Agamemnon topladığı tüm Yunan ordusu ile Truva’ya savaş açar. Fakat bir sorun vardır. Truva’ya gitmek için gemilere, gemilerin Ege Denizi’ni aşması için de güçlü rüzgarlara ihtiyaç vardır. Agamemnon hızlıca ve çaresizce düşünmeye başlar. Bir şeyler yapmalıdır ki yıllardır sürdürdüğü şanını ve itibarını koruyabilsin. Günler hızla geçerken Agamemnon daha fazla dayanamaz ve Tanrıça Artemis’e yalvarır.

Artemis ise çaresizce yalvaran Agamemnon’a kulak vermez. Bunun üzerine Agamemnon Artemis’e bir kurban vereceğini ve bu kurbanın kendi kızından başkası olmayacağını yani gerekirse Helen uğruna kendi kızını feda edeceğini Artemis’e haykırır. Günler geçe dursun Artemis yine Agamemnon’a bir cevap vermez. Daha fazla dayanamayacak olan Agamemnon öz kızını aldığı gibi Artemis tapınağına götürür. Bu sırada Agamemnon’a büyük bir öfke duyan karısı Clytemnestra’nın elinden bir şey gelmez. Kızını son kez gören Clytemnestra çaresizce beklemeye ve tanrılara dua etmeye başlar. Artemis tapınağında elinde keskin bıçaklarla kızını kurban etmeye hazırlanan Agamemnon, Artemis’e son kez seslenir. Artemis yine cevap vermez. Bunun üzerine Agamemnon elindeki keskin bıçaklardan birini alır ve kızının boğazına dayar. Bu manzaraya daha fazla dayanamayan Tanrıça Artemis ise gökten bir geyik indirir ve kızının yerine bu geyiği kurban etmesini söyler. Agamemnon geyiği Artemis adına kurban eder ve karşılığında Artemis istediği güçlü rüzgarları Agamemnon’a verir. Agamemnon’un kızı Iphigenia ise Artemis tapınağında rahibelik yapmaya başlar.

Agamemnon ordusuyla birlikte Truva’ya doğru yol aldığında karısı Clymtemnestra biricik kızını kurban etmeye teşebbüs eden kocasına karşı içten içe öfkeyle dolmuştur. Uzun bekleyişin ardından Agamemnon’un Truva Savaşı’ndan zaferle ayrıldığı haberi Clymtemnestra’ya ulaşır. Ancak bir haber daha gelir. Agamemnon Truva Prensesleri’nden olan Kassandra’yı da yanında getiriyordur. Üstelik bir cariye olarak! Bunun üzerine Clymtemnestra’nın içi öfkeyle yanıp tutuşur. Clymtemnestra Agamemnon’a karşı bir plan yapar. Plana Agamemnon’a karşı intikam peşinde olan Aigisthos’u da dahil eder. Aigisthos, Agamemnon’un babası Atreus’un yıllar önce önce krallığını elinden aldığı Thyestes’in oğludur.

Agamemnon döndükten sonra bir gece Clymtemnestra sevgilisinin de tetiklemesi ile daha fazla dayanamaz ve kocası Agamemnon’u uykusunda öldürür. Heybetli, ihtişamlı, güçlü Agamemnon’un bu şekilde ölmesi son derece trajikomiktir. Zira bu işlenen cinayet Clymtemnestra’nın yanına kalmayacaktır. Yıllar sonra kendi oğlu Orestes de annesini uykusunda öldürerek babasının intikamını alacaktır.

Clytemnestra ve Agamemnon Tablosu

Guérin’in eserinde gördüğümüz üzere cinayet işlenmeden hemen önceki an resmedilmiştir. Perdenin arkasına saklanmış olan kişiler Clytemnestra ve sevgilisi Aigisthos’dur. Elinde bir bıçak tutan Clytemnestra sevgilisi tarafından ileri doğru itilmekte adeta cinayet işlemeye zorlanmaktadır. Clymtemnestra’nın yüzünde gergin, odaklanmış bir ifade vardır. Başına geleceklerden habersiz heybetli Agamemnon ise derin uykusunda görülmektedir. Eserde Agamemnon’un zırhı ve silahları yatağın gerisinde resmedilmiştir. Bunun sebebi uyuyan bir insanın uykuda tamamen savunmasız olduğunu simgelemektedir. Gecenin karanlığını ve ayın dramatik ışığını hemen yukarıdaki pencereden görebiliriz. Agamemnon’u aydınlatan ışık kaynağını göremesek de esere son derece dramatik bir etki yarattığını söyleyebiliriz. Zira perdeden yansıyan kırmızı ve turuncu renkleri vahşetin tam da kendisini simgelemekte.

Antik Yunan ve Roma dönemi kültürlerine özenme amacıyla ortaya çıkan Yeni-Klasikçilik akımının takipçilerinden olan Guérin, eserinde dönemin kültürüne ait olan kıyafetleri ve mimariyi son derece dikkatli ve yumuşak bir şekilde resmetmiştir.

Louvre Müzesi’nde sergilenen ve 1822 yılında resmedilen bu eser, 19. yüzyıla ait olup Yeni-Klasikçilik akımına aittir.

Kaynak: 12, 34

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here