Bu içerik yazarlarımızdan Emircan Demir tarafından seslendirilmiştir.

Fon: Fazıl Say – Chopin: Nocturne No. 6, in G Minor (Lento) Op. 15 No. 3

Caravaggio’nun 1598-1599 yılları arasında resmettiği; “Judith Holofernes’in Başını Keserken” adlı bu eseri, vahşi görünümlü yapısı ve korkusuz dokusuyla oldukça güçlü bir eserdir. Eser, olayın çarpıcılığını aktaran cesur hamlelerin yanı sıra, karakterlerinin fiziksel özelliklerini betimleyerek, onlar hakkında kişisel ve psikolojik çözümlemeler yapabilmemize olanak sağlamaktadır. Bundan dolayı Barok dönemin en ilgi çeken eserlerinden biri olan bu tablo; karanlık ile aydınlığın savaştığı, hayatın ve ölümün buluştuğu yerde durmaktadır.

Öncelikle eserin konusunu inceleyecek olursak; resme konu olan olay İncil’in Apokrif adı verilen ek kısmında yer almaktadır. Yahudilerin, Asurlular tarafından işgal edildiği bir dönemde dul kalan; korkusuz ve güzel Judith, halkını bu işgalden kurtarabilmek için oldukça tehlikeli bir plan tasarlar. Judith, halkına ihanet ediyor gibi görünerek ve yanına sadık hizmetçisi Abra’yı da alarak, Asurlular’ın kampına sızar ve bu planını yürürlüğe koyar. Asur generali olan Holofernes’i halkına dair bilgiler verme vaadiyle kandırarak ona yakınlaşır. Judith, Holofernes’in sarhoş olduğu bir ziyafet gecesinin sonunda, onu çadırında gafil avlar ve oracıkta başını kesiverir. Elinde generalin başının yer aldığı bir torbayla kamptan ayrılan Judith, tüm Asurlular’a korku salar ve böylelikle kaçıp gitmelerini sağlamış olur. Bu olay, halkını işgalcilerin elinden kurtaran Judith’in ve onun zaferinin sembolü olarak aktarılmaktadır.

İşte Caravaggio da, bu eylemin gerçekleştiği ana tanıklık ederek, olayın tüm ikilemlerinin bulunduğu o ince boşluktan sızmayı başarmıştır. Yaşam ile ölüm, aydınlık ile karanlık onun eserinde vücut bulmuş ve çarpıcı bir biçimde bizlere aktarılmıştır. Gerek tekniği, gerek temasıyla ilgi çekici olan bu eser; Judith, Holofernes ve Abra’nın bir arada yer aldığı bir sahneyi sunmaktadır.

Olaya en kritik noktasından dahil olduğumuz bu an, eylemin korkunçluğunu ve vahşetini gözler önüne sermektedir. Judith’in can almak, Holofernes’in ise can vermek üzere olduğu bu an, Caravaggio’nun önlenemez derecedeki çarpıcılığı ile birleşince ortaya insanın tüylerini ürperten bu eser çıkmaktadır.

Solda; yaşadığı olayın şaşkınlığı içerisinde gözleri açılmış olan Holofernes’i, bir eliyle güç alıp kurtulmaya çalışır vaziyette görüyoruz. Güçlü ve kuvvetli bir fiziksel görünümle betimlenen generalin diğer eli ise çarşafa sıkıca tutunmaktadır. Holofernes öylesine gafil avlanmıştır ki; bu andan sonra yapabileceği hiçbir şey yoktur.

Onun fiziksel görünümünün aksine, narin ve kırılgan olarak betimlenen Judith ise elindeki kılıçla görevini yerine getirmektedir. Ancak onun yüzünde, her ne kadar halkı adına bunu yapıyor olsa da; eylemin korkunçluğundan kaynaklanan bir çekingenlik ve iğrenme hali yer almaktadır. Sanki yapmak üzere olduğu şeyin ondan neler götüreceğini fark etmiş ve bunun gerekliliğini sorguluyor gibi görünmektedir.

İşte tam da bu noktada, Judith’in yanında yer alan Abra’yı fark ediyoruz. Onun yüzünde Judith’in suratında yer alan şüphe ve çekingenlikten eser yok. Tam tersine onu bu konuda teşvik eden ve kışkırtan, hatta belki de zorlayan kişi olduğuna dair bir ifade var suratında. Elinde Holofernes’in başı için hazırda tuttuğu bir kumaş parçası dahi var ve o kumaş parçasına o kadar sıkı sıkıya bağlı ki; eylemin onda bir korku ya da şüphe uyandırmadığı çok açık. Onun hırs ve öfke dolu yüz ifadesi izlemekte olduğumuz sahnenin çarpıcılığını ve rahatsız edici dokusunu pekiştirmek için kullanılmış gibi görünmektedir.

Figürlerin fiziksel görüntüleri, ruhsal çözümlemelerini yapabilmemiz için bir rehber niteliğinde olsa da, bunu yaparken resmin eşsiz ışık dengesinden de yardım alabiliriz. Caravaggio’nun adeta imzası niteliğinde olan “chiaroscuro” yani; karanlık-aydınlık dengesi ve başka eserlerinde de rastladığımız arka taraftaki kırmızı perde, bize bakmakta olduğumuz sahnenin teatral havasını vermektedir. Sahnede karakterler başarılı bir biçimde aydınlatılırken, arka tema bununla tezat oluşturacak şekilde karanlık bir dokuya bürünmüştür. Bu da sanatçının tercihiyle, olayın kendisine ve yarattığı duyguya odaklanmamızı sağlamaktadır. Bizler de böylelikle seyirci olarak, artık bu olayın en yakın tanıklarından biri haline geliyoruz.

Caravaggio yaşamı boyunca hep kavganın içinde yer almış hatta sonunda katil olmuş biri olarak, yaşam ve ölüm arasındaki bu ince çizgiye oldukça vakıftı. Eserlerinde sık sık bu temayı kullandığı ve bu geçiş anını işlemeyi tercih ettiğini biliyoruz. Bu da akıllara şu soruyu getiriyor? Bu eserlerdeki hikayeler, oradaki tarihi ve dini kişiliklerin mi yoksa Caravaggio’nun hikayesi mi? 

Geçirdiği sürgün yılları boyunca ürettiği eserlerle, kilisenin ve toplumun gerek olumlu, gerek olumsuz olarak dikkatini çekmeyi başaran Caravaggio, acaba bu temadaki eserlerde gösterdiği başarıyı, içindeki hırs ve şiddet unsurlarına ne kadar borçluydu?

Caravaggio’nun kişisel ve sanatsal özellikleri hakkında bir rehber niteliğinde olan bu esere baktığımızda, bir yanımız yayılan hırs ve şiddet dalgasıyla dehşete düşerken, bir yanımız da bunu aktarmaktaki başarısına hayret ediyor. Bu ikilemin ışığında, bu eseri okumak ve incelemek isteyenler için, Roma’da bulunan Barberini Sarayı’ndaki Ulusal Antik Sanat Galerisi’nin kapıları ziyaretçilerine açık.

Kaynak: 1, 2, 3,