“Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.”

Cemal Süreya, bu sözler ile uğurlamıştı şairi. Hatırlamak için unutmak gerektiğini ve Edip Cansever’i hiç unutmadığımızı kabul ederek, onu hatırlamak için değil de anmak için kaleme alıyorum bu yazıyı.

Kısaca hayatından söz edecek olursak; 8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. Babası doğduğu günü unutmamak için evdeki Kuran-ı Kerim’in arkasına yazdı bu tarihi. Çocukluğu Saraçhane, Kapalıçarşı ve Süleymaniye’de geçti. Burada sefalet içinde yaşayan, zor durumdaki insanları gözlemlemeye başladı. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra üniversiteyi kazandı ama yarıda bıraktı. Ticaret üniversitesi ona göre değildi. Babasının yanında Kapalıçarşı’da çalışmaya başladı.

Bu yıllarda Beyoğlu’na gidiyor, Sait Faik, Salah Birsel gibi dostları ile genelde edebiyat temalı sohbetler ediyordu. Sonrasında şairin tamamen şiire odaklanmasını sağlayan olay yaşandı: 1954 Kapalıçarşı yangını. Bu yangında babasından kalan dükkânını yitirdi ve yerine daha sonra antikacı dükkânı açtı. Ortağı dükkânın bütün işleriyle ilgilenirken, kendisi üst katta tüm gün okuyup yazmaya başladı.

Tomris ile olan ilişkilerini başka bir yazıda ayrıca ele almayı düşündüğümden bu yazımda konudan kısaca bahsedeceğim.

Tomris, Edip’i hiçbir zaman onun kendisini sevdiği gibi sevmedi. Çiçek Pasajı sakinlerinden ona âşık olan şairlerin her biriyle az ya da çok birlikteliği olsa da, Edip ile hiç beraber olmadılar. Onların beraberliği daha çok rakı sofrasında edilen samimi sohbetlerdi. Ötesi hiç olmadı.

“Tomris rakıyı çok severdi, bense onu…” yazmıştı bir keresinde oturdukları rakı sofrasındaki peçeteye. Her doğum günü geldiğinde bir şiir yazardı ona. Her defasında aşkını haykırdı ama sonuç değişmedi. Bir keresinde Tomris, Edip Cansever için şu sözleri sarf etmişti: “Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.” Bunu öğretirken yaşadıklarını tahmin etmek zor değil aslında.

Biraz da şiir ile olan münasebetine değinelim. Edip Cansever’in çocukluğunun geçtiği Saraçhane’de Nigar Hanım isminde bir komşuları vardı. Nigar Hanım, iki erkek kardeşiyle birlikte yaşıyordu. Bu isimlerden birisi Kenan Tanpınar öteki ise hepimizin bildiği bir isim olan Ahmet Hamdi Tanpınar idi.

İkilinin tanışması şu hikâyeye dayanır:

“Bir gün… Evet, bir gün Tanpınar şiirlerimi görmek istiyor. 17-18 yaşlarındayım. Tünel’deki Narmanlı Yurdu’na gidiyorum. Bana kocaman bir çay fincanıyla kahve sunuyor. Gene kocaman masasına oturup gözlüğünü taktıktan sonra, hiçbir bıkma belirtisi göstermeden bütün şiirlerimi okuyor. Okuması bittikten sonra başını kaldırıp (iyice aklımda) ilk cümlesini söylüyor: ‘Bunlar çok güzel, hepsi de güzel. Ama hiçbiri şiir değil!’ Tabii bu yargı iyiden iyiye yadırgatıyor beni, yine de anlamış görünerek çıkıyorum dışarı.”

İkindi Üstü ismiyle ilk kitabı 1947 senesinde yayınlandığında 19 yaşındaydı. Bu kitabında, bir gencin fevri hareketleri, duyguları ön plandaydı. Kendiyle hesaplaşmayı ve iyi şiiri aramayı bırakmıyordu aynı zamanda. Zaten sonrasında sahip olduğu fikirler yüzünden bu kitabını benimseyemedi. Şiirinin teması da zamanla değişerek umutsuzluk, yılgınlık, alkol ve karamsarlığa yerini bıraktı. Şüphesiz ki bu, yaşanan yılların eseriydi.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkenin hali, ekmek karneleri ve karartmaların içinde şiir yazmaya çalışan biriydi Cansever. Toplumcu bakış açısı onu bu temalara sürükledi. 1954 yılında basılan Dirlik Düzenlik kitabında Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’in şiir çizgisinde gibi göründü. Bunun sebebi; şiiri sokağa taşıyan Orhan Veli’yle başlayan Garip Akımı’nın etkilerinin o dönemlerde edebiyat dünyasını etkisi altına almasıydı.

Dirlik Düzenlik kitabındaki en bilindik şiiri olan “Masa Da Masaymış Ha” çalışması ile geleneksel şiir anlayışından uzaklaştı.

1957’de Yerçekimli Karanfil şairin şiirinin dönüm noktası; aynı zamanda İkinci Yeni hareketinin ilk örneklerindendi. Söz dizimini, çağrışım düzenini bozdu ve kent karmaşıklığını yansıtmaya çalıştı. Yeditepe Şiir Ödülü’nü bu kitapla kazandı ve etkilerinden kurtularak özgün bir hal aldı.

YERÇEKİMLİ KARANFİL”

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.

Edip’e göre umutsuzluk ve ölüm, umudun ve yaşamın karşıtı değil; bir bütünün olumluyu belirleyen olumsuz yanıdır. Bunun bilincinde olmak, şairi hep çıkış yolu aramaya zorladı. “Anlatıcı bir şairim.” diyordu kendisi için. Yani şiirin sınırlarından çıkmadan hikâye anlatan bir şair…

Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölüm Başkanı Murat Belge, Edip Cansever’in felsefi tarafını şu sözlerle anlatıyordu:Edip’in her zaman felsefi diyebileceğim bir boyutu, bir derinliği vardı. Bu bir karamsarlık felsefesiydi. Bir kitabı tragedyalardır, birçok şiirinde de açıktan açığa trajik temaları işlemiştir. Mesela en sevdiği yazarlardan biri Kafka’ydı. Kafka’daki o, çaresizlik ve anlamsızlık. Anlamlandıramadığı bir evrende, bir şeyler oluyor, başına geliyor.”

Şair ve yazar Hilmi Yavuz, Edip’in gençlik zamanlarında şiire bakış açısı hakkında şu sözleri söylemiştir: “Şiirlerinde garipten çok, belki bunu abartılı bulacaksınız ama Salah Birsel’in etkisi çok fazladır. Zaten kendisiyle konuşmalarımızda, kendisinin ilk ustasının Salah Birsel olduğunu söylemiştir.”

Geçmiş aylarda kaybettiğimiz şairlerimizden Küçük İskender, Edip Cansever’in şiiri için şu sözleri dile getirmişti: “Edip Cansever’in şiirine dönüp baktığınız zaman, her yer, her şey var. Her yerdeki her şey de var bu arada. Ve her şeyin çağrıştırdığı her yerde var. Yani bu çok bakışımlı aynalarla dolu bir odaya girmek gibi. Burada gördüğünüz bir çiçek burada başka bir şeye dönüşüyor. Buradaki görüntü arkanızda başka bir şekle bürünüyor. Sizi sersemleten bir şair Edip Cansever.”

Şair şiirlerinde hep toplumun umutsuzluğunu ele aldı. Özellikle “Tragedyalar” eserinde bu açıkça görülmektedir. Alkol bir simge değildir Cansever’e göre. Alkol, gerçeğin kendisidir ve umutsuz insanların hayatında söz konusudur. “Çağrılmayan Yakup” kitabında ise tekil bir yabancılaşma, ayrı düşmek ve ötekileşmeyi anlattı. (Yabancılaşma kavramı başlı başına bir yazı konusu aslında. Edebiyatın indirgediği yabancılaşmayı anlamak için Albert Camus’u biraz incelemenizde fayda var. Fazlası için Karl Marx’a kadar gitmeniz gerek.) “Tragedyalar” kitabında toplumun dramını ele aldı. Kent şairiydi ve şiirinin insanını kentin kalabalığından seçerdi. Evden çok meyhane, tren, garlar ve otellerle ilgilendi. Bunu gezmeyi sevmesine bağlıyorum. Farklı yerleri gezip oralara müdavim olmayı severdi. Müdavim olmasının sebebi ise gittiği yerde fark ettiği herhangi bir şey olabilirdi, yani bir amacı vardı çoğu zaman.

“Yaşadıklarımı yazan bir insanım” diyordu. Her kitabında farklı bir bakış açısı vardı.  Kendi kararınca toplumun umutsuzluğunu yüzüne vurarak umudun varlığını hatırlatmak istiyordu bir bakıma. Bu basite indirgendiğinde kötünün olduğu yerde iyinin de olacağını söylemek gibiydi aslında.

En geniş çerçeveden baktığımızda, kavganın önünde ya da içinde olmayı seçmeyen, kavga içinde olan insanı yazmaya çalışan bir şairdi. Yayınladığı 19 kitabıyla; yaşadığı her gününü şiirde kendini ve insanı arayarak geçirdi Edip Cansever. Aradığını buldu mu bilemeyiz ama bir Edip Cansever okuyucusu olarak mühim olanın arayış esnasında ortaya çıkan birbirinden değerli şiirler olduğunu söyleyebilirim.

Şairin sizler için seslendirdiğim bir şiirini aşağıya bırakıyorum, keyifli dinlemeler.

Şiir: Bu Gemi Ne Zamandır Burada
Fon müziği: İncesaz – Yaz Bitti / Dügah

 

Kaynak : 1

 

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here