Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

İlk filmi “A Single Man” sonrasında verdiği aranın ardından sinemaya Nocturnal Animals filmiyle dönen yönetmen Tom Ford, insanı geçmişine ve duyguların derinliklerine indiren bir yapıma imza atıyor.
Geçmişine duyulan özlemi; intikam, güç, pişmanlık duygularıyla bir bütün olarak ele alan, konu içinde konu düsturuyla ilmek ilmek işlenmiş bir yapım Nocturnal Animals. Son yıllarda oldukça popülerleşen kitaptan uyarlama senaryoların bir örneğini teşkil ediyor olması nedeniyle edebi alt yapısı oldukça kuvvetli ve bu durum senaryoya da yeteri kadar yansıtılmış durumda.

Klasikleşmiş bir “zengin kız fakir oğlan” hikayesi, intikam ögesiyle süslenerek izleyenlere servis edilmiş ve bu hikaye çok fazla ön plana çıkarılmayarak klişelerden sıkılan seyircilerin de filme ilgisi artırılmaya çalışılmıştır.

Açılış sekansı en amiyane tabirle Tom Ford’un modern kadın algısına bakışını bize gösteriyor. Sürekli televizyonlarda gösterilen zayıf, uzun boylu, diri vücutlu kadınlar yerine şişman, kısa ve vücudu sarkmış kadınları koyarak; farkında olarak veya olmayarak dayattığımız şeyleri bizlerin suratına tokat gibi vuruyor. Bunun yanı sıra figüran kadınların çoğunun da özellikle bu şekilde seçildiğini söyleyebiliriz. Sahne ilerledikten sonra ise sahnenin bir sanat galerisinden olduğunu anlıyoruz ve bu galeri başrol oyuncumuz Susan’a (Amy Adams) ait.

kitabın koliden çıkışı

Susan ailesini ve dolayısıyla kendisini zengin, ırkçı, cumhuriyetçi olarak nitelendiren ve kariyerinde iyi bir noktada bulunan birisidir. Aynı zamanda uykusuzluk problemi ile uğraşmakta ve eski eşi Edward (Jake Gyllenhaal) tarafından bu yüzden takılan lakabı filme de adını vermiştir, “Nocturnal Animal” (Edward, Susan’a atfettiği kitabına da aynı adı vermiştir). Susan, sosyal statüsü nedeniyle birlikte olduğu ve yine kendi deyimiyle “gösterişli” eşinin onu aldattığını bilmesi sebebiyle mutsuzlukla adeta özdeşleşmiş birisi konumundadır. Eski eşi tarafından kendisine atfedilen kitabın bir koli ile gelmesiyle Susan, uykusuz geceleri için bir uğraş bulacaktır. Koliyi açarken elini kesmesi küçük bir “foreshadowing” hilesi olarak kabul edilebilir. Zira Susan’ın kitabı okurken ve bitirdikten sonra çektiği acı, koliyi açarken yaşadığının yanında karşılaştırılacak düzeyde değildir. Kolinin üzerinde bulunan “fragile” yazısı da keza Susan’ın okuduktan sonra vurgulanan kırgınlığına bir gönderme olarak anlaşılabilir. Filmin baştan sona bir intikamın öyküsünü anlatması, hikayenin düşen kısımlarında bize unutturulmamak amacıyla galerideki “revenge” yazılı tuvalle gösteriliyor.

Bugünü, Susan-Edward birlikteliği dönemlerini ve filmin içindeki romanın filme kattığı heyecan ile hikaye üç farklı zamanda geçiyor. Zamanlar arası sahne geçişlerinin uyumu ise mükemmele yakın.

Edward Tony’yi kendisine benzer şekilde yazmış ve Edward’daki o ezikliği, zayıflığı Tony’nin kendisinde de görüyoruz. Ayrıldıkları sahnede Susan ve romandaki tecavüzcü Edward’a (Tony’ye) “Sen çok zayıfsın.” diyerek bunu adeta biz seyircilere ezberletiyorlar. Haydutlar ise Susan’ın izdüşümü. Susan, Edward ile ilişkisinden olan kızlarını adeta Edward’dan kaçırmış ve bir çocuklarına da hamileyken Edward’dan habersiz kürtaj yaptırmıştır. Polis memurunu ise Edward’ın aslında olmak istediği kişi olarak yorumlayabiliriz. Edward, polis memuru sayesinde en sonunda intikamını almayı başarmıştır. Susan’ın romanı okurken böylesine özdeşleşmesi ve adeta içine hapsolması, aslında onun da romanı bizim anladığımız gibi anladığını gösteriyor. Susan’ın “Kendinden başka bir şey yazmalısın.” diye Edward’a çıkışmasından, romanın aslında Edward-Susan ilişkisi olduğu (çok da zor olmayan) çıkarımını yapmamız senarist tarafından bizden bekleniyor.

-İkinizin de bakışlarında aynı hüzün var.
-Ne?
-Annen ile senin.

Susan yaptığı yanlış tercihlerle kendisini mutsuzluğa sürüklediğini, kızından uzaklaştığını, gösteriş ve statü peşinde dolaşan birisi olduğunu ve bu yönleriyle aslında olmak istemediği kişiye, “annesine”, dönüştüğünü fark ediyor. Edward’ın ve Susan’ın annesinin kendisine aradaki benzerlikleri hatırlattığını görüyoruz. Susan’ın ise bunu gençliğinde sürekli reddetmesi, böyle bir insana dönüşmesine engel olmasına yetmiyor.

Susan’ın sürekli saçını yana atması onun gizlediği bir şeyleri olduğunun göstergesi

Finalde romanı bitiren Susan, Edward ile önceden belirlediği gün buluşmak üzere restorana gidiyor. Filmin başından sonuna yüzünün yarısını saçıyla kapatan ve bu şekilde aslında kendi zayıflığını gizlemeye çalışan Susan’ı, bu kez yüzünü tamamıyla açmış ve Edward’a teslim olmaya hazır şekilde görüyoruz. Ve Edward’ın buluşmaya gelmemesi, baştan sona gördüğümüz güçlü ile zayıf kararkterlerin finalde nasıl değiştiğini, asıl zayıf kişinin “annesine” dönüşme pahasına Edward’ı terk ederek daha kolay bir yaşamı seçen Susan olduğunu anlamamızla film son buluyor.

Buluşmaya gitmek için hazırlanan Susan

Son olarak değinmek zorunda hissettiğimiz bir diğer konu romandaki haydutların hareketleri.

Hareketleriyle psikolojik olarak bizleri germesi, verdiği rahatsızlık, insanda bir an “Funny Games” filminden kesilmiş sahneler izlendiği izlenimi yaratıyor. Oyunculuklar bu konuda gerçekten harika, filmin genelinde olduğu gibi.

Not: Colorist, seçtiği soluk renklerle filmin gerilimli havasından uzaklaşmamıza izin vermiyor.

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
1

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here