“Benim çocukken çok oynamak istediğim bir oyun vardı. Kimse o oyunu yapmayınca bunu kendim yaptım.”

Kendi hayalini yıllar sonra gerçeğe dönüştüren Jason Vandenberghe, aynen bu şekilde anlatıyor. Çocukluğunda bir şekilde fantastik öykülere ilgi duyan Jason, o yaşlarında arkadaşlarıyla tahtadan kılıçlarla sağa sola koşarken içindeki savaşçı ruhunu keşfediyor. Büyüdükçe azalmayan bu ruh, onu oyunun tanıtımını yapacağı gün sunuma giderken yanında bir kılıç götürmesine bile sebep oluyor. For Honor işte aynen bu şekilde başlıyor. Ne bir yöneticinin çıkarlarından ne de bir para kazanma dürtüsünden. Tamamen bir çocuğunun hayalinden başlıyor. Elinde kılıç sallamaktan keyif alan ama bunu tam anlamıyla yapabileceği oyun bulamayan bir çocuğun hayalinden.

Daha önce FarCry 3, Red Steel 2, Ghost Recon: Future Soldier gibi projelerde yer almış olan Jason, yıllardır içerisindeki bir fikirle dönüp dolaşmaktadır. 12 yıl boyunca bahsettiği her firmadan veya yatırımcıdan olumsuz yanıt alan Jason, bir gün içindeki mükemmeliyetçi hırsıyla Ubisoft firmasının dikkatini çeker. Ve Playing Hard macerası da tam olarak burada başlar. Bu belgesel her ne kadar spoiler niteliği taşıyacak çok detaya sahip olmasa da kendinizin izleyip görmesini istediğimden ötürü derinlere çok inmeyeceğim.

2013 yılında geliştirilmeye başlanılan, 4 yıllık bir süreçten geçen ve bu süreç içerisinde de 40 kişiden başlayıp 400 kişilere kadar çıkan bir maceradan söz ediyor Playing Hard. Belgeselin başlangıcında, “Biz çok iyi bir oyun yaptık ve nasıl yaptığımız anlatıp kendimizi öveceğiz.” tarzında gidecek sanıp biraz düşük başlamıştım. fakat ilerledikçe bana tokat niteliğinde anlar yaşattı. Bir oyun projesi geliştirmenin stresinden tutun da insanlar arasındaki ilişkilerin çok kötü etkilenmesine kadar birden fazla soruna değiniyor. Bu sorunların en başında tabi ki Jason Vandenberghe olsa da beraber çalıştığı birçok insanın da özel hayatları ve psikolojik durumlarına şahit oluyoruz.

Oyunlarla ilgisi olmayanların da ilgisine çekeceğini düşündüğüm bu belgeseli herkese kesinlikle öneriyorum. Bir projenin hayalden nasıl gerçeğe dönüştüğünü anlatırken izleyicisinde de birçok ufuk açıyor. Bazen gözleriniz doluyor, bazen heyecanlanıyorsunuz bazen de felsefi cümlelerin arasında kaybolmuş buluyorsunuz kendinizi. En nihayetinde ise “Vay bee.” demekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi. Ben koyamadım. Umarım siz de aynı tepkiyi verir ve beğenirsiniz. Şimdiden iyi seyirler. Yorumlarınızı esirgemezseniz çok sevinirim.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here