Bob Dylan şüphesiz ki tarihin en büyük müzisyenlerinden  ve şairlerinden. Bu cümle sizi tatmin etmediyse argümanını sağlamlaştırmak için küçük bir de nesnesi var: Nobel Edebiyat Ödülü. Yine şüphesiz ki kendisi tarihin en istikrarlı ve yüksek seviyede müzik diskografilerinden birine sahip, fakat derine inildiğinde üç albümü diğerlerinden üstte kalıyor : Blood on the Tracks, Blonde On Blonde ve tabii ki de tanımlayıcı Dylan albümü, Highway 61 Revisited. Tüm büyük ve üst düzey şairsel eserler gibi Dylan’ın da çoğu anlatımı ve parçası içinde oldukça farklı yorumlara açık bir yapıya sahip, Highway 61’in plak versiyonundaki ilk kısmın son parçası Ballad of a Thin Man de bunlardan birisi. Yenilikçilik ve eski kafalılık, asilik ve kuruluşlar gibi sürekli devam eden çarpışmalar, kızlar ve arabaları bir kenara bırakırsak rock&roll’un üzerine en çok yazılan konularından oldu. Bu temada çok şarkı yazıldı: Beatles’ın Revolution’u, The Stones’un Street Fighting Man’i, The Who’nun Won’t Get Fooled Again’i akla gelen başlıca örnekler. Ballad of a Thin Man de bu tarz şarkıların belki de ağa babası olarak yayınlandığı günden bugüne tartışıldı, çözülmeye çalışıldı, kim olduğu bulunamadı, ve farklı teoriler üretildi. İncelenişi de dahil olmak üzere Ballad of a Thin Man kusursuz bir edebilikteydi.

Bay Jones: Kim Bu Adam?

Nora Ephron ve Susan Edmiston ile yaptığı ünlü 1965 röportajında Bob Dylan’a  “Kimdir bu Bay Jones?” sorusu sorulunca Dylan alışılagelmiş kurnazlığıyla soruyu soran kişinin biraz etrafından dolanarak cevaplıyor:” O gerçek bir insan. Onu tanıyorsunuz, fakat o isimle değil… Bir gün onu odaya girerken gördüm ve bir deveye benziyordu. Odaya girdikten sonra gözlerini cebine koyarak (gözlük taktığına imada bulunuyor*) devam etti. Bu adama kim olduğunu sordum ve o ‘Bay Jones’ diye yanıtladı. Sonra başka birine ‘Bu adam gözlerini cebine koymak dışında hiçbir şey yapmaz mı?’ diye sordum. O da bana ‘burnunu yere tutar’ dedi. Hepsi bu kadar. Gerçek bir hikaye bu.”

Bob Dylan burada sadece aptalca bir soruyu zekası ile savuşturmuş olsa da, kazara bu cevap Bay Jones’un kimliği üzerine daha alevli tartışmalara sebep oldu. Dylan 1986’da Japonya’da verdiği bir konserde bu şarkıyı çalmadan önce “Bu şarkıyı sürekli soru soran insanlara cevap olarak yazdım. Arada sırada bundan baya sıkıldığım oluyor.” açıklamasını yaptı. Bu açıklama zamanında amfetamin kaynaklı paranoyanın pençesinde olan ve kendini şarkıdaki Bay Jones olduğuna inandıran Rolling Stones gitaristi Brian Jones’un teorisini çürüttü. Zamanla Bay Jones’un aklı bir karış havada olup Dylan’ı saçma sorularla bıktıran bir gazeteciden ilham alınarak oluşturulduğu geniş kitlelerce kabul edildi. Şarkının açılışındaki dizeler de bu kabulü doğrular nitelikte.

“You walk into the room
With your pencil in your hand (kalemin elinde giriyorsun odaya)
You see somebody naked
And you say, who is that man? (çıplak birini görüyorsun ve soruyorsun, kim bu adam?)
You try so hard
But you don’t understand (Çok çabalıyorsun fakat anlamıyorsun)
Just what you will say
When you get home (eve gittiğinde ne söyleyeceğini)
Because something is happening here
But you don’t know what it is
Do you, Mister Jones? (Çünkü burada bir şey oluyor fakat sen ne olduğunu bilmiyorsun. Biliyor musun, Bay Jones?)”

Potansiyel Adaylar

Müzik muhabiri ve sonradan film profesörü, Jeffrey Owen Jones, yıllarca halka açık şekilde şarkıda geçen karakter olduğunu iddia etti, günümüzde de medya tarafından en fazla kabul edilen kişi kendisi. TIME dergisinde çalışan çiçeği burnunda bir stajyer olarak Jones, 1965 Newport Folk Festivalinde Dylan ile röportaj yapmıştı. İddialara göre kendisi aptalca sorularla Dylan’ı  tedirgin etmiş ve aklını karıştırmıştı.

Şarkının çıkışından yıllar sonra, Jones, Rolling Stone dergisine verdiği demeçte Dylan tarafından yazılmaktan onur duyduğunu belirtmişti:

“Çok heyecanlanmıştım, her ne kadar bu bir suçlunun gazetede adını görünce duyduğu türden kusurlu bir heyecan olsa da.” diye yazmıştı.” Dylan’ın zihnimi bu kadar isabetli tasvir etmesine ben de şaşırmıştım. Tasvirin alaycılığına biraz içerlemiştim fakat kabul etmeliyim ki orada , 1965 yazında Newport’ta bir şeyler oluyordu ve ben ne olduğunu bilmiyordum.”

Geniş çapta Bay Jones’un Jeffrey Owen Jones olduğu düşünülse dahi başka bir aday da mevcuttu. Bir diğer olasılık, Dylan’ın kendisinin de bizzat bahsettiği Max Jones idi. Dylan, 1965’te Londrada düzenlediği basın toplantısı için özellikle İngiliz muhabiri istemişti. Max Jones, aynı zamanda D.A. Pennebaker’ın, Dylan’ın 1966 dünya turunu mercek altına alan renkli filminde de mevcuttu. (Film asla yayınlanmadı ve “Eat The Document” adıyla biliniyor.)

Terry Ellis ve Judson Manning isimleri de akla geliyor. Terry Ellis, Don’t Look Back (1967 tarihli Dylan belgeseli, Pennebaker çekti) filminde Dylan tarafından alaya alınan ve yıllar sonra Chrysalis Records’u kuracak olan kısa saçlı, gözlüklü bir fen öğrencisi. Tasviri Dylan’ınkine neredeyse birebir uyuyor. Dylan muhtemelen kariyeri boyunca bir sürü muhabir ile karşılaşmıştır ve Terry Ellis’in isminin daha çok anılmasının sebebi filmde bulunması.

Manning ise daha ikna edici bir hikayeye sahip. Aynı belgeselde Manning, Dylan’ın müziği hakkında sıfıra yakın bilgisinin bulunmasına rağmen bir TIME muhabiri olarak Dylan’a saçma sapan sorular soruyor ve Dylan da pek yakışık olmayan bir biçimde onu azarlıyor. Daha sonra oldukça huzursuz bir şekilde Dylan, TIME dergisinin gerçeği gerçek damdan düşse ve başlarına çarpsa dahi bulamayacaklarını söylüyor. Belgeseli izleyen herhangi birinin Dylan’ın bu sahneyi aklında bulundurarak şarkıyı yazdığını düşünmesi hiç de olasılıktan uzak değil.

Buna rağmen belirtmeliyiz ki Dylan asla ve asla Bay Jones’un kimliğinin kim olduğunu açıklamadı, sadece ismiyle değil, giyimi, gözlükleri ve hareketleri ile bilinen biri olduğunu söyledi.

İnce Adamın Baladı

En dıştan  bakıldığında basitçe vaziyet şu: Bay Jones, bir kurum adamı, muhtemelen “elinde kalemiyle” bir gazeteci, bir gösteriyi izlemek -muhtemelen rock konseri- için bilet alıyor. Önemli nokta asıl beklediği şeyin birkaç ucube tarafından ortaya konan bir tür yan gösteri olması. Gösteri merkezine girdiğinde komforlu “normal” yaşamını geride bırakarak, ucubelerin ve çekirdek kitlelerinin dünyasına giriyor. Sonrasında hayret içerisinde fark ediyor ki artık ucube olan, garip bir şekilde farklı olan kişi kendisi. Bu absürt olaylar çizgisi ona kafa karıştırıcı ve hazmetmesi zor geliyor. Afallıyor. “Aman Tanrım, burada tek başıma mıyım?” diyerek yakınıyor. Şarkının geri kalanında ise sahne sahne “neler olduğunu anlamadığını” somutça gözler önüne seren durumlarla karşılaşıyor.

İçerikte buraya kadar gelmişseniz Bay Jones’un özelinde tek bir kişiden ziyade bir arketip, bir genelleme olduğunu anlamışsınızdır. Şu ana kadar yazılanlar özetlendiğinde, Bob Dylan’ın ateşli bir şekilde dönemin sahte entel/burjuva narsist kimliklerini eleştirdiği düşünülebilir ve pek ala mümkün de bu. İlk kısma bakalım; elinde kalemi ile bir adam odaya giriyor ve “çıplak” birini görüyor. Yaygın bir metafor olarak çıplaklık Bay Jones’un karşılaştığı kişinin gizlisi saklısı olmayan dürüst biri olduğunu gösteriyor.

İkinci kısımda Jones’un odaya girince yaşadığı şaşkınlık ve karışıklık daha da artıyor:

You raise up your head

And you ask “Is this where it is?” (kafanı kaldırıyorsun ve soruyorsun: burası orası mı?)

And somebody points to you and says

“It’s his” (ve biri seni işaret ediyor, diyor ki, bu onun)

And you say “What’s mine?”( sen de diyorsun ki “benim olan nedir?”)

And somebody else says “Well, what is?” (başka biri diyor ki “Pekala,nedir?”)

And you say, “Oh my God, am I here all alone?” (Sen de diyorsun ki “Aman Tanrım, burada tek başıma mıyım?”)

Burada Dylan ustalıkla Jones’un karışıklığını anlatmakla kalmıyor, dinleyiciyi de afallatıyor. Burada kalemi elinde eleştirmen/yazar Bay Jones, yeni haberdar olduğu bir kültür hakkında bilgi edinmeye çalışıyor, ama öğrenmeye çalıştığı kişiler  ona “neler olup bittiğini” açıklamakla kalmayıp kasten olmamakla birlikte aklını karıştırıyor, çünkü ikinci kısımdaki diyaloglar normal akışın beklentisinin tersinde ilerliyor.

Peki, işlerin daha da karışmasına hazır mısınız? Bay Jones burada ana akım toplumu temsil ediyor olabilir. Sonuçta bir şeyler olduğunu seziyor fakat bu şeylerin ne yöne gittiği veya neyin ana akımdan çıkıp çoktan değişmiş olduğu hakkında bir sezgisi yok, o yüzden burasının “orası” olmadığını soruyor. Eğer burası orasıysa Bay Jones yeni bir toplumsal jenerasyonun değişimlerini, gelişimlerini, görüşlerini ve normlarını ucundan da olsa kavrayabilir.

Fakat sonra başka biri, bu benzetmede toplumun anarşizme yakın tarafı, onu işaret edip “bu onun” diyor. Bu, yeni jenerasyonun eski jenerasyonun toplumu yönetme konusundaki beceriksizliğine karşı bakış açısı olabilir. Ana akım toplumun temsilcisi Bay Jones’un yine kafası karışıyor ve “Benim olan nedir?” sorusunu soruyor. Fark etmiyor ki, kendisi/toplum tümden değişen şeyin kendisi.

Sonra toplumun her şeyi görmezden gelen, umursamaz kısmı “Pekala, nedir?” diyerek ne kadar az dikkat ettiklerini gösteriyorlar, şayet o soruyu sorma vakti çoktan geçmiş durumda, bu yüzden de görmezden geliniyorlar.

Toplum/Bay Jones sonunda değişenin aslında kendisi olduğunu fark ediyor, ve fark ettiği bir diğer şey de tüm seslerin farklı kısımlardan geldiği. Durum bu olunca, Bay Jones toplumun tüm taraflarını temsil ettiğinin bilinciyle burada tek başına olup olmadığını sorguluyor. Tam o anda alarma geçiyor çünkü ani olarak eskisinden ne kadar farklı olduğunu anlıyor.

Bu duruma destek çıkmak için nakarat mevcut. Toplum artık kendisinin tüm farklı kısımlarını görüyor, değiştiğini de görüyor fakat tam anlamıyla neden olduğunu bilmeden, sadece yaşandığını kavrayabiliyor, o yüzden bu değişimlerin en başta var olduğunu inkar ederek hiç olmamış gibi davranıyor. Aksi takdirde nakarat basitçe “You don’t know what’s happening, Mr. Jones” şeklinde olurdu fakat karşımıza bir soru cümlesi formunda çıkıyor çünkü Bob Dylan biliyor ki Toplum/Bay Jones aslında neler olup bittiğinin farkında fakat kendi değişimi hakkında inkar içerisinde; güvendiği, bildiği eski halini korumaya çalışan bir inkar.

Üçüncü kısımda Bay Jones’un yolculuğu tuhaf bir hal alıyor:

“You hand in your ticket

And you go watch the geek (elin biletinde, ebleğin birini izlemeye gidiyorsun)

Who immediately walks up to you

When he hears you speak (ki o konuştuğunu duyar duymaz sana doğru yürüyor)

And says “How does it feel to

Be such a freak?”(ve diyor ki böyle bir ucube olmak nasıl hissettiriyor?)

And you say, “Impossible”

As he hands you a bone (Sen de “imkansız” diyorsun o sana bir kemik uzatırken)”

 

Basitçe açıklanacak olursa korkunç yan gösteriler düzenleyen, tavukların kafasını ısırarak koparmak gibi barbar performanslar gösteren kişileri tanımlamak için kullanılırdı.

Son 4 cümleye gelecek olursak açıklamamız şöyle olacaktır: Dylan’a sık sık şarkılarda betimlediği tarzda bir aykırı tip olup olmadığı sorulurdu. Burada Dylan durumu tersine çevirip ana akım, düzgün giyimli Bay Jones’u onca sirk görevlisinin arasındaki asıl aykırı, yani ucube olarak gösteriyor. Eblek de ona dışarıda kalmanın nasıl bir his olduğunu soruyor. Uzatılan kemiğe gelince, bu kemik ebleğin bahsettiğimiz tavuğun kapasını koparma eyleminden elde etmiş olduğu bir kemik olabilir. İngilizcede “kemik fırlatmak” deyimi çaresizce bir şey hakkında ipucu istemek anlamına gelir. Neler olup bittiğini fark edememiş ve tek başına olan Bay Jones’a kemik uzatan yegane  kişi, bir ucubedir.

 

Tekrar detaylı ve kafa ağrıtan açıklamaya dönelim:

Üçüncü kısım Bay Jones/Ana Akım/Eski Toplumun normalde bulunmayacağı bir mekana erişim sağlaması ile başlıyor. İkinci kısımda Bay Jones değiştiğini fark etmiş, ve bazı noktalarda bu durumu kabullenmişti. Bu yüzden eskiden asla gelmeyeceği, ahlaki inanç sistemine ters düşen bu mekana bir şans daha vermek üzere elinde bileti ile yola çıkıyor kahramanımız. Mekana geldiğinde bu yeni ileri görüşlü insanlar onun konuştuğunu duyar duymaz onun Eski Toplum sisteminde düşündüğünü fark ediyor. Tüm yeni değişimleri ve yeni toplumun tüm trendlerini vücutlaştırmış eblek Bay Jones’a gidip ucube olmanın nasıl bir duygu olduğunu soruyor, çünkü Bay Jones artık yeni düşünen çoğunluğun arasında bir ucube konumunda nadir.

Bay Jones “imkansız” diyerek bu duruma tepki gösteriyor çünkü üzerinde net bir şekilde bu yeni durumun kalıcılığı için yapılan baskıyı hissediyor, önceden kendisinin değişmeye çalışanların üzerine uyguladığı türden bir baskı. Yeni jenerasyonun insanı eskiden arda kalan tek şeymişçesine Bay Jones’a kemik uzatıyor, bu yolla eskinin çoktan ne kadar geçmiş olduğu imasıyla onu alaya almış oluyor.

Nakarat bize söylüyor ki değişimin varlığına dair onca kanıt varken bile Bay Jones hala değişimin inkarında.

Dördüncü Kısımda Dylan’ın eleştirisi gittikçe ağırlaşıyor:

“You have many contacts

Among the lumberjacks (oduncular arasında oldukça fazla bağlantın var)

To get you facts

When someone attacks your imagination (biri hayal gücüne saldırdığında sana nesnel bilgiler sağlayabilsinler diye)

But nobody has any respect

Anyway they already expect you

To all give a check

To tax-deductible charity organization (Ama kimsenin saygısı yok/ zaten çoktan bekliyorlar senin/ vergiden düşülebilir hayır kurumlarına bir çek vermeni)

Aw, you’ve been with the professors

And they’ve all liked your looks (Profesörlerle birlikte oldun ve görünümünü beğendiler)

With great lawyers you have

Discussed lepers and crooks (Büyük avukatlar ile dışlananları ve suçluları tartıştın)

You’ve been through all of Scott Fitzgerald’s books(F. Scott Fitzgerald’ın tüm kitaplarını okudun)

You are very well read

It’s well known” (Bu iyi  biliniyor, sen oldukça birikimli  birisin)

 

Basit açıklama: Oduncular çok çok kaba bir tabirle ağaç öldüren insanlardır, burada magazin/dergi yazarları yerine geçiyorlar. Bay Jones’un birçok bağlantısı olduğu için biri onun hayal gücüne saldırdığında neler olup bittiğini anlamadığını gizlemek için nesnel ve olgusal yargılar kullanıyor. Bu durum net olarak Dylan’ın müziğinin zamanında yanlış anlaşılması bu sebepten de bir sürü aptalca röportaja tabii tutulmasına en net göndermelerden biri olabilir.

Bohem sanatsal türde insanlar genelde öyle yada böyle ticari kurum veya kuruluşlardan para alırlar, her ne kadar para aldıkları kişilerin oburca yaşamlarını süslemelerini çoğu zaman alay malzemesi olarak kullansalar da.

Avukat ve profesör kısımlarında Dylan’ın Bay Jones tiplemesinin sahte akademisyenliği ve entelektüelliğine atıfta bulunduğunu görüyoruz. Profesörlerle birlikte olmuş ve konuşmuş Bay Jones, profesörleri tarafından düşünceleri ve bakış açısı yüzünden değil, fiziksel durumu yüzünden beğeniliyor. Avukatlarla suçlular ve dışlanılmışlar hakkında konuşabiliyor fakat muhtemelen asla suç işlemedi, dışlanmadı ve bu iki eylemi gerçekleştirmiş kimseye yardım etmedi. Teoride yaşamı bilen ama uygulama kısmında tamamen cahil bir adam portresi olarak çiziyor Dylan Bay Jones’u. Devamındaki Fitzgerald göndermesi de akademik yapaylığı ve yetersizliğinden dem vuruyor. Fitzgerald bu dönemde oldukça popüler ve sıradan kesimin dahi okumuş olduğu bir sanatçıydı. Artık anlam olarak şunları da ekleyebiliriz: 1) Fitzgerald hayatı boyunca 4 roman yazdı, yani hepsini okumak o kadar zor olmamalı. Bay Jones’un kendisine ucube denmesine tepki olarak oluşturduğu dördüncü kısmın tamamında takındığı övünme tavrı pek haklı bir tavır değil, öyle ki 4 romanından biri oldukça okunmuş ve bilinir bir yazar bununla övünmezdi. 2) Fitzgerald’ın en büyük kitabı Muhteşem Gatsby, başkahramanı aykırı bir tip olan ve roman boyunca kahramanın ait olmadığı bir çevreye girmeye çalışmasını konu edinen bir eser. Bay Jones= Gatsby? 3) Hem Bob Dylan hem de Gatsby romanının karakterlerinden Nick Carraway aslen Minnesotalı olup New York’a taşınınca hayatı değişmiş insanlar (muhtemelen alakasız) 4)Fitzgerald nasıl kültürel patlama yaşayan 1920 Amerikasının temsilcilerindense Dylan da 60’larda benzer bir sembolik isimdi. Bay Jones’un karşıkültürde uzman olduğunu iddia ettiği durum bile aslında 40 yıl öncesinden kalmış bir “dönemin sesi”, Dylan buna şimdi dikkat çekiyor. 5) Bendeniz, bir başka Bay Jones olarak, bu 54 yıllık şarkının kelimelerini analiz ederek burada neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorum.

Eyvah. Şimdi “Toplumsal” açıklamaya dönelim:

Oduncular arasında neden mi bağlantısı var? Norm kelimesi köken olarak biçimlendirilmemiş odun demektir, Eski Toplum temsilcimiz Bay Jones ne zaman yeni jenerasyonun hayal gücü ve bakış açısına sahip olmamaktan saldırıya uğrasa bu kalıp ve kütükleşmiş yargılarına danışıp kendi genel geçer bilgileri ile bunu savunmaktadır. İçerik içinde hayır kurumu pek duru değil fakat değişimin farkında ama inkarında olan Bay Jones’un ikilemini bilen yeni jenerasyon ona saygı duymayı kesmiş, işi düşünce bu jenerasyonun ideallerinden  yararlanacağını kestirmiştir.

Avukatlar ve profesörler, düşünüldüğünde toplumu düzenlemek için kurulmuş ortak kurallar bütününü yorumlayan veya bu kurallar bütünü hakkında yeni teoriler üreterek konumlarına ulaşan insanlar. Öncesinde kütükleşmiş kalıp yargılarını korumaya çalışan Eski Toplum temsilcisi Bay Jones’un bu insanlarla iletişime geçmesi inkar ettiği değişimlerden korunmaya çalışması olarak anlaşılabilir. Avukatlar ve profesörler aynı zamanda alanındaki değişikliklere en çabuk ve devamlı adapte olmak zorunda olan rütbelerdir. Profesörlerin aslında çoktan değişmiş ve bunu kabullenmeyip onunla eski toplum yapısını tartışmaya çalışan Bay Jones’un görünüşünü beğenmesi tesadüfi değil. Avukatlar aynı zamanda meslek grubu olarak savundukları şeyin aksinin sağlanmasını zorlaştırarak çalıştırdıkları için Bay Jones’un yeni ve ne olduğunu anlamadığı “suçlular” ve  “dışlanmışları” bu insanlarla tartışması da halen inkar içinde olduğuna bir işaret.

Fitzgerald tıpkı normal açıklamada olduğu gibi 1920’lerin “Caz Çağı” olarak anılan Amerikan kültürel genişleme döneminin bayrak taşıyıcısı olarak adlandırılıyor. 1965’te yazılan bu şarkıda eskinin protest edildiğini düşünürsek Bay Jones’un o dönemin bile 40 sene öncesindeki bir yazara bu derece bağımlılık beslemesi şaşırtıcı değil.

5. Kısım, şarkının belki de kırılma noktası olduğundan şu an yapılan analize tamamen karşı farklı bir teori oluşturduğundan şimdilik onu es geçeceğiz. 6. Kısıma gelelim:

“Now you see this one-eyed midget

Shouting the word “Now” (şimdi bu tek gözlü cüceyi görüyorsun, “şimdi” diye bağıran)

And you say, “For what reason?”

And he says, “How?” (Ve diyorsun ki “hangi sebepten?”, o diyor “nasıl?”)

And you say, “What does this mean?”

And he screams back “You’re a cow

Give me some milk or else go home” (ve sen diyorsun ki “ne anlama geliyor bu?”, o da çığlık atıyor”Sen bir ineksin, şimdi bana süt ver ya da evine dön”)

Burası , biz 5. Kısmı açıklayana kadar aslında oldukça rahat bir kısım olarak kalacak.

  1. Bu şarkıda Bob Dylan bir basın toplantısını ele alıyorsa ve Bay Jones gerçekten de sadece muhabirin birini temsil ediyorsa, “şimdi” diye bağıran tek gözlü cüce de pek ala sadece fotoğrafını çekip para kazanmak için orada bulunan (süt ineği benzetmesi de buna bağlı) kameraman olabilir
  2. Tek gözlü cüce başka bir yorumda kendini içten nasıl gördüğü ve yaşadığı iç çekişmeyi anlatmak için kullanılıyor olabilir, şayet o sırada Dylan country müzik evresine geçişte bulunduğu için çok eleştiri alıyordu. Kayıp, anormal ve özelleştirilmiş bir görüntüsü olmayan imajı ve kendi öz hakimiyeti bu sürekli eleştiriden dolayı bulanmış olabilir (biraz daha olasılıktan uzak bir teori)
  3. Her şeyin dışında bu her sözden derin ve ince bir soyut alt anlam çıkarmaya ve bunu yorumlamaya çalışanlara bir alay niteliğinde de olabilir. Belki de tek gözlü cüce oraya garip ve saçma bulunduğu için koyulmuştur. 60’lar garip bir dönemdi ve insanlar Paul McCartney’nin yaşanmamış ölümü ile ilgili tartışıyorlardı. Bu tarz pimpirikli yorumlarla alay eden Beatles şarkısı I Am The Walrus’un bundan 2 yıl sonra çıkmış olması tesadüfi olabilir mi?

Büyük Toplum yorumuna gelecek olursak Mehmet Akif Ersoy’dan yararlanmamız gerekebilir. (Evet, Bob Dylan’ı Mehmet Akif Ersoy yardımıyla yorumlayacağız) Medeniyet nasıl tek dişi kalmış bir canavar ise eski toplum medeniyeti aynı mantık ile tek gözlü bir cüce de olabilir. Kendini hala eskiye bağlı kabul eden ve değiştiğini inkar eden Bay Jones’un eski toplum medeniyeti ile iletişimsizliği bu değişimi tekrar kulaklar önüne serer. Şayet bana süt vermeyeceksen evine dön diyen cüce, eskinin artık kendisine katılacak bir şeyi olmadığını bu yüzden ait olduğu yerde, basitçe evde kalmasını buyurmuştur.

7. Kısım da nispeten deşifre edilebilir:

“Well, you walk into the room

Like a camel and then you frown (Pekala, odaya bir deve gibi giriyorsun ve suratını asıyorsun)

You put your eyes in your pocket

And your nose on the ground (gözlerini cebine koyuyor, ve burnunu yere dayıyorsun)

There oughtta be a law

Against you comin’ around (Senin etrafta olmana karşı bir yasa olmalı)

You should be made

To wear earphones” (Sen kulaklık takmaya zorlanmalısın)

Ne olduğunu anlamadığı bu büyük kültürel ve sosyal değişimi anlamak için odaya bir deve gibi (develer normalde gülümser bir tabiata sahiplerdir) giren Bay Jones, sonrasında tamamen akıl karışıklığı içinde somurtur. Gözlerini cebine koymak basit düşündüldüğüne gözlüklerini çıkartmak olarak algılansa da, sonraki cümle ile birlikte düşünülürse görme ve duyma hislerinde gerçekleştirdiği bu gariplikler bilgi akışına tamamen kendini kapatması olarak yorumlanabilir. Anlayamadığı ve kendisine yabancı olan bu yere giren Bay Jones’un burada bulunması için bir yasa, belli bir düzen ve gereklilikler bütünü olmalıdır. Kulaklık takmak ise Bay Jones’un bu yeni karşı kültür müziğine maruz kalarak değişimi anlamasını ve ona maruz kalmasını sağlayabilir. Kulaklıklarla ilgili başka ve daha ilginç olan bir yorum da şu: Nasıl ki Birleşmiş Milletler’de ülkelerin temsilcileri başka ülkelerin temsilcilerinin ana dilde konuşmasını anlamak için kulaklıkla tercümeye ihtiyaç duyuyorlarsa, Bay Jones da ancak bu yeni kültürü ve değişimleri kendisine zorla çevrildiğinde anlayabilir.

Çözülemeyen Bir Sır

Dylan, çağdaşlarının ve sonrasında geldiği blues sanatçılarının aksine cinsel doğanın içeriği hakkında oldukça ketum ve ağzı sıkı olmuştur. Hatta “aşkı özgürleştirme” hareketinin tavan yaptığı 60’larda bir adamın bu kadar fazla şarkı yazmış olup yine de sekse bu kadar az gönderme yapmış olması tuhaf.

Bir diğer tuhaf bilgi de şu: Dylan dönemin en büyük sanatsal simgelerinden olan, 54 senesinden sonra “Howl” ve “America” gibi şiirleri ile karşı kültürü ve eşcinselliğini büyük kitlelere ulaştırıp bu konuda oldukça açık sözlü olan şair Allen Ginsberg’in oldukça yakın bir dostuydu. Bu bilgi neden mi tuhaf? Şarkının şimdiye kadar yaptığımız yorumlar ve anlamlarının dışında, günümze geldikçe daha fazla taraftarı olan ve gündeme gelen alternatif bir senaryosu daha var, ve dönemin en ünlü eşcinseli ile yakın arkadaş olan Dylan’ın şarkıyı yazarken bunu düşünmemiş olma ihtimali çok minimal. Bu senaryoyu sindire sindire açıklamak için normal incelememizde bakmadığımız beşinci kısıma bir göz atalım:

“Well, the sword swallower, he comes up to you

And then he kneels (peki, kılıç yutan adam sana doğru geliyor ve eğiliyor)

He crosses himself

And then he clicks his high heels (kendini geriyor ve sonra yüksek topuklularını tokuşturuyor)

And without further notice

He asks you how it feels (sonraki bir duyuruya kadar sana nasıl hissettirdiğini soruyor)

And he says, “Here is your throat back

Thanks for the loan” (ve sonra diyor ki “İşte boğazını geri al, borç için teşekkürler”)

Bu kısıma gerçekten diğer kısımları yorumladığımız şekilde bir açıklama getiremiyoruz. Tabii halen bunun üçüncü kısımdaki ucube gösterisi betimlemesine katkıda yapmak olduğunu düşünebilirsiniz ama ilk akla gelen durum, Bay Jones’a karşı giyimli bir hemcinsinin oral bir cinsel ilişkide bulunduğu, ve bunu daha önce Bay Jones’un kendisinin uygulamış olduğu (boğazını geri alma- borç kısmı) oluyor. Eğer beşinci kısım böyle yorumlanırsa hikayeye şimdi çok farklı bir gözden bakılabilir. Aslında cinsel kimliği henüz oturmamış Bay Jones, kendisini zamanın toplumdaki dışlanmış kişilikleriyle- yani eşcinseller, travestiler, transseksüeller- ortak bir ilişki içinde bulur. 1. Kısma dönelim:

“You walk into the room

With your pencil in your hand

You see somebody naked”

Eldeki kalem Bay Jones’un genital organına işaret ediyor olabilir, ve mecazsız bir şekilde çıplaklık ile karşılaşmış olabilir.

 

Kısım 2’ye geçelim:

You raise up your head

And you ask “Is this where it is?”

And somebody points to you and says

“It’s his”

And you say “What’s mine?”

İlk dizede kafasını kaldırıyor olması, aşağıda bir şeye baktığının göstergesi. Birinin onu gösterip onun diye cevaplaması da aynı şeye yorulursa yine bir cinsel organ bahsi mevcut.

 

3. Kısıma gelelim:

“And says “How does it feel to

Be such a freak?”

And you say, “Impossible”

As he hands you a bone”

O zamanın normaline göre eşcinsellik bir tür ucubelik sayılıyordu, son dizedeki kemik uzatma sahnesi de aynı cinsel içerikten gidildiğinde cinsel organın durumu hakkında bir betimleme teşkil ediyor olabilir.

Dördüncü kısım şahsen benim bu teoriyi bozabileceğine inandığım kısımlardan, saf bir kültür ve toplum eleştirisi dışında LGBTQ içeriği üretilmesi biraz hayal gücüne kalmış bir durum (Profesörlerin bahsinin geçtiği dize mümkün).

Altıncı kısım ise onun tersine bu teoriyi sağlamlaştıranlardan. Tek gözlü cüce benzetmesi penise şekilsel olarak uyumlu ve sonda “sen bir ineksin, bana süt ver yoksa evine git” cümlesi de akla spermi çağrıştırabilecek şekilde bu kısıma uyum sağlıyor.

Nakarattaki tekrarlanan “burada bir şeyler oluyor, ama sen ne olduğunu bilmiyorsun” kısmı da Bay Jones’un henüz tam olarak keşfedemediği cinsel kimliği ile sürekli karşılaşmasından duyduğu şaşkınlığı dile getiriyor olabilir.

Tüm Teorilerin Ortasında

Bu teorilerin hiçbirinin Dylan tarafından doğrulanmadığı veya açıklamasının yapılmadığını tekrar hatırlatmak isteriz. Fakat gümbür gümbür piyanosu, Ray Charles sample’ı (I Believe To My Soul), üst düzey yazarlığı ve içten gelen kudretli müziği ile Ballad Of A Thin Man, Dylan’ın konserlerde en çok çaldığı şarkılarından oldu. Zamanında aptal ve anlamsız olarak adledilen bu şarkı, daha sonrasında üzerine oldukça yorum türetilerek Dylan’ın en büyük karşı kültürel çalışmalarından biri haline geldi. Şarkının çoğu canlı performansı birbirini üstelercesine iyi, Live 1966, Budokan, Before The Flood,Real Live, hatta hiç yayınlanmayan ve No Direction Home belgeseli ile nihayetinde dinleyicisine kavuşan versiyonu… Highway 61, modern ve “ciddiyetli” rock albümlerinin çoğuna annelik yapan ve temel atan bir albümdü, Ballad Of A Thin Man de her zaman pırıl pırıl parlayan noktalarından, muammalarından biri olarak kalacak.

 

 Bu şaheserin farklı versiyonları için sırasıyla buyrunuz:

 

Kaynakça:

1

2

3

4

5

 

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here