Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

2017’de çıkan iki Agatha Christie uyarlamasından biri olan Crooked House, Murder on the Orient Express kadar ses getirmemiş olmasına rağmen Christie’nin kendine has kurgusu, sadeliği ve gerilimi bakımından kendini keyifli bir şekilde izlettirmeyi başarıyor.

Amerika’da 21 Kasım 2017’de vizyona giren filmi ülkemizde ne yazık ki 27 Nisan 2018’de izleyebildik. Agatha Christie’yi çok seven ve incelikle yazdığı uyarlamalarını sinemada izlemeyi bekleyen hayranları için bu durum oldukça rahatsız ediciydi.

Filmin Konusu Nedir?

Bir sabah yatağında ölü bulunan Aristide Leonides’in ölümünün basit bir kalp krizinden fazlası olduğunu düşünen torunu Sophia (Stephanie Martini), eski sevgilisi Charles Hayward’dan (Max Irons) olayı çözmesi için yardım ister. Leonides Malikanesine giden Charles, evin soğuk ve dengesiz sakinleriyle tanıştıkça olayı çözmenin o kadar da kolay olmadığını anlayacaktır.

Karakterleri Tanıyalım

Charles Hayward (Max Irons)

Babası çok başarılı bir polis olan Charles, polis teşkilatındaki görevinden ayrılmıştır ve bağımsız olarak dedektiflik yapmaktadır. Zekasının yanında şüpheciliği ve doğru soruları sorarak gerçeği ortaya çıkartmaya çalışması onu eşsiz bir dedektif yapmaktadır.

Sophia de Haviland (Stefanie Martini)

Magda ve Aristide’ın oğlu Philip’in kızıdır. Soğukkanlı tavırlara sahip olan Sophia, her ne kadar ilgisiz görünmeye çalışsa da ailesine bağlıdır. Büyükbabası Aristide’ın öldürüldüğünü düşünüyordur ve katili bulmak için elinden geleni yapacaktır.

Brenda Leonides (Christina Hendricks)

Aristide’ın dul eşidir. Çarpık iki karakterden biri olan Brenda, hassas ve hülyalı tavırlarıyla tam bir yeniyetme gibidir. Kendinden yaşça büyük olan kocasını sevdiği ve ona çok bağlı olduğu belli olsa da bir sırrı vardır.

Magda Leonides (Gillian Anderson)

Aristide’ın oğlu Philip’in karısıdır. Gösteriş meraklısı bir oyuncu olan Magda, izlenmeyen oyunlarda oynamasıyla ünlüdür. Her filmde görebileceğimiz, duygularını her zaman içerek saklamaya çalışan bir karakterdir.

Lady Edith (Glenn Close)

Aristide’ın ilk karısı Marcia’nın kız kardeşidir. Güçlü, zor kararlar alabilme iradesi olan ve etrafındaki şeylere kulak kesilmeyi bilen Lady Edith mimikleri, tavırları ve kişiliğiyle etkileyici bir kişiliğe sahiptir.

Clemency Leonides (Amanda Abbington)

Kontrolü elinde tutmayı seven Clemency, buna kocası Roger’dan başlıyor. Öfkelendiğinde kocasının istediğini yapıp söylemesine izin verdikten hemen sonra araya girip olaya el koyuyor ve işleri kendi bildiği şekilde çözmeye çalışıyor. Evden ayrılmak için yanıp tutuşuyor ancak önce önlerindeki engelleri aşması gerektiğinin farkında.

Josephine Leonides (Honor Kneafsey)

Charles’la tanışmasından itibaren Leonides Malikanesinden ne kadar sıkıldığını ve evdeki günlerini bir maceraya çevirmek için elinden geleni yaptığını bize hissettiren Josephine evin en dikkatli kişisidir. Bildiği her şeyi sürekli elinde taşıdığı deftere not eden Josephine, Charles’a kendinin Watson ve onun Sherlock olduğunu söyleyerek, davasında ona yardımcı olacağını söylemiştir.

İnceleme

Film, Sophia’nın yardım istemek için Charles’ın ofisine gitmesiyle başlıyor. Büyükbabasının bir cinayete kurban gittiğini ve katilin hala evde olduğunu söyleyen Sophia, aceleciliğiyle iç içe geçmiş rahat tavırlarıyla Charles’ın dikkatini çekmeyi başarıyor. Zaten geçmişte bir birliktelik yaşayan ikilinin çözmesi gereken şeyler var gibi görünüyor.

Sonrasında Charles, kurbanın dosyalarını görmek için polis merkezine gidiyor. Oradan, Leonides Malikanesine gitmesiyle soruşturma resmi olarak başlıyor. Bu noktada evin başlı başına bir sanat eseri olduğunu söylemek zorundayız. Soğuk İngiliz tarzını ve o dönemin dramatik havasını izleyiciye tam anlamıyla veren ev, tablolarıyla, işlemeleriyle ve eşyalarıyla birlikte olaya ve karakterlere tam olarak uyum sağlamış durumda.

Malikaneye giren Charles’ın tanıştığı ilk kişi Lady Edith oluyor. Edith, karakterine yapışmış ağır ve otoriter havasına zıt canayakın davranışlarıyla Charles’ın güvenini kazanma yolunda pozitif yönde bir adım atarken, onu ev halkının davranışları hakkında korkutmaktan geri durmuyor.

Tanışmanın ardından üst kata çıkan Charles, Sophia’nın kardeşi Josephine ile tanışıyor. Etrafındaki her şeyi izleyen ve her zaman bir şeyler öğrenmek için ekstra çaba harcamaya hazır olan Josephine, yaşının üstünde çok bilmiş davranışlarıyla dikkat çekiyor. Evdeki herkesin birbirine düşman tavırlarının doğurduğu boğuk hava onu bıktırmış ve macera istiyor. Josephine ile kısa bir sohbet eden Charles, Josephine’in annesi Magda’nın sohbet için hazır olduğunu öğrenince oda değiştiriyor.

Magda, evdeki en şatafatlı kişi olmasına rağmen en bıkkın aile üyesi. Sürekli içiyor olması ve haraketlerini vakur bir edayla yapması akla sürekli acaba rol mü yapıyor sorusunu getiriyor. Bu kısımda Magda, kocasının onun için yazdığı bir oyun olan ‘İfşa’dan bahsediyor.

Evin oğullarının olumsuz tepkisini üzerinde toplayan Charles’ın kafasında bir şeyler şekillenmeye başlar. Saldırgan tavırlardan kaçmaya çalışırken aynı anda olayı çözmek için ipuçları toplar. Bunun için sonraki durağı Aristide’ın diğer oğlu Roger ve karısı Clemency’nın dairesidir. Daireye girdiğinde Clemency’nin soğukkanlı tavırları ve Roger’ın Aristide’ın dul karısı Brenda’ya olan suçlayıcı ve saldırgan davranışları gerçekten çok rahatsız edicidir.

Sonrasında eski dansçı Brenda’nın dairesine giden Charles onunla konuştuğunda Aristide’a insülin ilacını veren kişinin Brenda olduğunu öğrenir. Brenda’ya konuşması bitince kütüphaneye gider ve orada, şöminenin üstündeki kasaya aceleyle bakmakta olan Laurence Brown’ı bulur. Josephine ve Eustance’ın öğretmeni olan Laurence bulunduğu telaşlı halinden birden sakinliğe geçmesiyle şüpheyi üzerinde toplamayı başarır.

Charles tüm aile üyeleriyle tanıştıktan sonra sıra filmdeki bütün karakterleri bir araya getiren ve birbirlerine olan davranışlarını görebileceğimiz akşam yemeğine gelir. Tüm filmin belki de en gerilimli kısmı burasıdır çünkü birbirlerine zerre kadar bile tahammül edemeyen herkes küçük bir odanın içindedir. Patlamaya hazır bombaların ortasında kalan Charles, herkesin davranışlarını teker teker inceleme fırsatı bulur.

Edith: “Charles, sana pervasız bir soru sorabilir miyim? Katiller neye benzer?”

Charles: “Şey… Sizin, benim ve herhangi biri gibidirler. Öfkeli ve soğukkanlıdırlar, bir ya da iki karakteri bölüşürler, gösterişlidirler, empatiden yoksundurlar, bozuk ahlaklıdırlar ve kendilerini, insanları yönetmek için konulan yasalardan üstün görme eğilimindedirler.”

Birden ortaya dökülen tüm suçlamaların ve iftiraların sonrasında aile üyelerinin arasındaki ipler kopar. Soğuk savaş yerini apaçık saldırganlığa bırakır. O andan sonra artık evin kendisi patlamak için hazır, pimi çekilmiş bir bombaya dönüşür.

Agatha Christie’nin romanlarındaki o soğuk ve tekinsiz havayı film tam olarak vermeyi başarmış. Aynı zamanda dönemin kalabalık ortamdaki coşkulu ve tenhalardaki boğucu karanlık atmosferi okuyucuya başarıyla hissettiriliyor.

Filmi izlerken her Christie hikayesinde olduğu gibi kendinize tekrar tekrar bir şüpheli bulmaya çalışıyorsunuz. Yazarımız verebileceği bütün ipuçlarını vermekte oldukça başarılı. Örneğin, filmin başında enjektörü hazırlayan kişinin tırnaklarındaki kırmızı ojeyi film boyunca farklı karakterlerin tırnaklarında görüyoruz. Aynı zamanda Charles’ın Philip’le tanışacağı zaman odaya girmesiyle Sophia’nın duvardaki yamuk tabloyu düzeltmesi içimize şüphe tohumunu düşüren ilk hareketlerden biri oluyor. Bu durumda biz, tüm ipuçlarını almamıza rağmen katili bulamamakta çok başarılıyız.

Sonuç olarak gerek müzikleriyle, gerek karakterlere hemen alışıp olayın içine girmemizle, gerilimiyle, beraberinde getirdiği merak duygusuyla ve tabi ki muhteşem sonuyla Crooked House kesinlikle izlenilmesi gereken bir film.

Wannart ailesi iyi seyirler diler!

 

 

 

 

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here