İhsan Oktay Anar, 1960 yılının bilinmeyen bir ayında Yozgat ilinde dünyaya gelmiştir. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde felsefe üzerine lisans eğitimini tamamladıktan sonra yine aynı üniversitenin ilgili alanlarında yüksek lisans ve doktorasını yapmış, 2011 yılında yürütmekte olduğu öğretim üyeliği görevinden emekli olmuştur. 2009 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür. Arama motoru İhsan Oktay Anar’ı bize bu 48 kelime ile anlatıyor. Yeni arayışlar içinde olan bir okurun kesinlikle ilgisini çekmeyecek 48 kelime. Türkiye’de post-modern edebiyatın en güzel örneklerini kaleme alan İhsan Oktay Anar, bu kelimelerin ötesinde bir yazar. Yarattığı masalsı dünya ile okura başka boyutların kapılarını aralıyor İhsan Oktay.

Anar’ın bizi sıklıkla yüz göz ettiği post-modern edebiyat, üst kurmaca kavramını akla getirir. Peki üst kurmaca nedir? En amiyane tabirle roman içinde roman yazılması olarak anlatılabilir. Yazar kendini hikayeye dahil eder. Bir bakarız kahramanımız almış eline kağıt kalemi geleceğine şekil veriyor. İhsan Oktay Anar’ı diğerlerinden ayıran nokta da burada devreye girmektedir. İhsan Oktay’ı her zaman romanlarının içinde görürüz. Ama o artık İhsan Oktay olmaktan çıkmış Uzun İhsan Efendi olmuştur. Artık bir yazar değil, bir hayal ürünüdür. Kurmaca bir karakterdir. Bize hikayenin gerçekten bir hikaye olduğunu asla unutturmaz. Üst kurmacanın yapı taşı budur. Kurmaca ile gerçeklik iç içe geçmemiştir.

Bunun yanında faydacı düşünenler de olacaktır. Kurmaca dedik, hikaye dedik. Bu kitaplar bize ne katacak peki? Bırakalım orasını da kitaplar anlatsın.

1. Puslu Kıtalar Atlası

“Düşündüğüm için ben var değilim, sizler varsınız. Sizler benim zihnimdeki düşüncelerden ibaretsiniz.”

Uzun İhsan Efendi’nin düşlerini okuruz bu kitapta. Babasının atlasını kendine rehber edinen Bünyamin’in maceralarını izleriz. ”Tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan çıkar?” ikilemini kullanarak bizlere çok sağlam bir hikaye anlatır. Gerçekler, rüyalar birbirine karışmıştır. İhsan Oktay Anar’ın ilk eseri olma özelliğini taşıyan kitap üst kurmacanın bolca kullanıldığı bir başyapıttır. İhsan Oktay’ın tüm eserlerinde olduğu gibi, Türkçe büyük bir ustalıkla kullanılmıştır. Kullandığı eski kelimeler nedeniyle kafa karıştırıcı olmasına rağmen, aynı zamanda inanılmaz akıcı bir eserdir. Naçizane fikrim, kendine sıkı bir okurum diyen herkesin bu kitabı okumasını yönündedir.

2. Yedinci Gün

“Bütün bunları ancak rüyasında görse inanır ve şeyhine yordururdu. Çünkü hayatının değişmeyeceğini gayet iyi biliyor, buna da kader diyordu. Zaten kader bir memurun sabit geliri gibiydi: Fiyatlar yükselip alçalsa bile maaş, yani kader değişmezdi.”

“Yedinci Gün’ü ilk elime aldığımda böyle bir hikaye okuyacağımı hiç düşünmemiştim.” Kitabı bitirdiğimde aklımdan geçen ilk cümle bu olmuştu. Anar, bizleri bu kitabında da bir yolculuğa çıkarıyor. Ama yolun sonunda düşlere değil bu sefer içimizden bir şeye ulaşıyoruz. Ama son sayfalara kadar asla anlamıyoruz. Ta ki Kıtmir’in adı geçene kadar. 300 yıllık ölümsüz bir uykunun hikayesi gizli sayfalarda. Yedi Uyurlar’ın hikayesi. Kahramanımız İdris Amil onlara kendi hikayesini yazdırıyor. Bu yazma serüveni, tam tamına 6 gün sürüyor. Altıncı günün sonunda yorgunluğa yenik düşen İdris Amil derin bir uykuya dalıyor ve işte yedinci günde biz kitabı okumaya başlıyoruz.

3. Suskunlar

“Her şeyi bilmek için belki hiçbir şey bilmemek gerektiğinden ademoğullarından bazıları bildikleri her şeyi unutmaya hayatlarını adadı. Çünkü onlara göre ancak hiçbir şey bilmeyen bir masum gördüğü anda O’nu tanıyabilirdi. Bunun için belki de ölmeden önce ölmek gerekiyordu.”

Kitap 3 bölümden oluşur. Yegah, Dügah ve Segah. Bunlar musiki makamlarıdır. Suskunlar musikiye duyulan aşkın, hayat vermek için üflenen nefesin, iyilikle kötülük arasındaki kavganın hikayesini anlatır. Bazen anlatmak için sadece susmak yeterlidir.

4. Amat

“İlk kez öldürdüğünde bir değil sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. Yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. Babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da zavallı bir kadının kocasını da, savaş giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da… bütün bu kişileri öldürmüş olursun. İkinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişiyi öldürmüşsündür. Üçüncü kez ise kimseyi öldürmüş sayılmazsın.”

Yazara Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü kazandıran kitap ölümü anlatır. Amat isimli geminin yolculuğuna şahit oluruz. Bir savaşın içindedir gemi. Son sayfalarda karşı gemiden gelen top Amat’ın  A’sını vurur. Amat İbranice’de gerçek demektir. Amat (gerçek)    A’sını kaybedince mat (ölüm) olur ve gemideki herkes ölür.

5. Efrasiyab’ ın Hikayeleri

“Her insan ancak bilmediği şeyden korkar. Korkusunu yenmek için bilmek ister. Fakat bilmesi için araması gerekir. İşte, din de bu arayış değil midir? Bununla birlikte, eğer insan bir şeyi arıyorsa onu bulmuş ve ona kavuşmuş da değildir. Kavuşamadığı şeye erişmek için can atar. Eh! Bu da aşktır işte!”

Bu kitapta bize hikayeler anlatılır. Cezzar Dede ve Ölüm’ün düellosuna tanık oluruz. Ölüm, zamanı gelen herkesin canını almaktadır. Sıra Cezzar Dede’ye gelince görevini bir türlü yerine getiremez. Çünkü Cezzar Dede’nin torunları ona engel olur. Bu durumdan çok etkilenen Ölüm de ona bir şans vermeye karar verir. Birbirlerine sırayla hikayeler anlatacaklar ve pes eden kazanacaktır. İşte hikayemiz böyle başlar.

6. Kitab-ül Hiyel

“İşte realistler de gerçeği ve Dünya’yı kopya ediyorlar; ama masalcılar aslında gerçekleşmiş bir hayal olan Dünya’yı örnek alıp, onu ve üslubunu taklit ederek yeni hayaller yaratıyorlardı.”

Kitab-ül Hiyel hayal kitabı demek. Eski zamanlarda mucitlere hiyelkar denmesi işte buradan geliyor. Önce hayal ediyor sonra hayata geçiriyorlar. Ama Yafes Çelebi için işler bu kadar kolay ilerlemiyor. Hayallerine kavuşmak için türlü yollara başvuran mucidimizin hikayeleri, çizimlerle desteklenmiş şekilde bizlerin huzuruna çıkıyor bu kitapta.

7. Galiz Kahraman

“Kadınlar kavga etmezdi ama bütün kavgalar kadınlar içindi, medeniyeti kadınlar kurmamıştı ama medeniyet kadınlar için kurulmuştu.”

Yazarın son kitabı olması ile özel bir yere sahip olan bu kitap bütün zamanların kahramanı olan birini anlatıyor. Neden son roman olacak diye sorulduğunda Anar şöyle demiştir:

“Yedi kitap yazdım, artık yeter. Sekizincisini yazarsam, bu bir tür enflasyon demektir.” Kendini tüketmemek için kendinden fedakarlık eden böyle bir yazara sahip olduğumuz için kesinlikle çok şanslıyız.

Kaynak 2 3 4 5

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here