Bilinçaltı dediğimiz şey bir yandan, kişinin hayvansı doğasından devraldığı ama toplumsal evrim süreci içinde uygarlığa geçişle birlikte denetim altına soktuğu birtakım “kaynak”; öte yandan, unutulmuş uyarıların, algıların ve toplumda geçerli genel değer yargılarına ters düştüğü için kişinin açığa vurmayı göze alamayıp bastırdığı, bilincinin dışına attığı arzu ve anıların biriktiği bir “depo” işlevi görür. Bilinçaltında yatan bu güdüler, arzular, anılar, düşünceler, çoğu zaman bilince çıkmazlar, çıkamazlar. Belki de bunların ortaya çıkabildiği tek yer rüyalarımızdır. Bundandır ki Freud, rüyaları tanımlamak için kendisinin ünlü “bilinçaltına giden asil yol” sözünü kullanmıştır. Rüya olgusunun bilimsel ve kapsamlı bir biçimde ele alınması ancak 19.yüzyılın sonunda bilim adamı Sigmund Freud ve onun psikanaliz kuramıyla mümkün olmuştur. Zaten psikanalizin ana çalışma alanlarından biri de bilinçaltıdır.

Freud’un rüya yorumları alanında ağırlık verdiği, kişisel bilinçaltıyla ilgili görüşleri birçok kuşağı derinden etkilemiştir. Christopher Nolan da, Freud’un bu felsefesini benimseyenlerden olacak ki Inception filminde rüyalar üzerinden bir kişinin bilinçaltına inmeyi konu edinmiştir. Zaten bana göre filmi bu kadar efsaneleştiren şey de filmdeki aksiyon sahneleri yahut gerçeklik algısından ziyade, psikanalitik sürece dair yaptığı sorgulamalar.

Dediğim gibi bilinçaltı dediğimiz şey sonsuz bir uzay boşluğundan farkı olmayan duygulardan ve arzulardan oluşur. Bu güdülerin bir kısmı defans mekanizması olarak veya toplumsal yapı gereği bastırılmışken, diğer kısmının ise farkında bile olmayabiliriz. Inception filmi de kişinin kontrol edilemez bir bilinçaltı dünyasının varoluşu (1) ile her şeyin aslında o bilinçaltında var olmaya devam ettiği (2) fikrini ortaya atmıştır. Bu iki fikri birer örnekle anlatmak gerekirse;

1) Filmin başında Ariadne ve Cobb rüya dünyasında gezerken Cobb’un kendi bilinçaltının, Cobb’un tüm çabalarına rağmen Ariadne’ye saldırmaması konusunda kontrolü ele alamaması ve nihayetinde, Ariadne’nin Mal tarafından bıçaklaması kişinin bilinçaltını kontrol edemeyeceğinin en güzel göstergesidir.

2) Her şeyin bilinçaltında var olmaya devam etmesine ise verilebilecek en uygun örnek, Cobb’un bilinçaltının bir köşesinde eşinin intiharından duyduğu suçluluğun bulunması ve ne yaparsa yapsın bilinçaltının bir köşesinden sürekli Mal’ın çıkması olabilir.

Bir rüya, dürtülerin ifade şekli olarak tanımlanır ve gündüzleri baskı altında kalırken geceleri serbest kalır. Inception’da da olan budur. Cobb gündüzleri hayatına devam eden, fonksiyonel bir bireydir. Lakin uyuyunca bilinçaltı serbest kalır ve gündüzleri yatağın altına süpürdüğü her şey bir anda tekrar ortaya çıkar. Bastırdığı tüm duyguları ve arzuları kendilerini gösterir. Suçluluğu, çocukları, Mal… Üstelik bunları Cobb kontrol edemediği için (malum bilinçaltı) hem kendisinin hem de ekibinin başı belaya girer. Gerçek dünyada ölmüş olduğunu ve sadece Cobb’un bilinçaltının yarattığı temsili bir yansıma olduğunu öğrendiğimiz eşi Mal, Cobb’un bilinçaltında kendisini gösterir ve ekipteki neredeyse herkesin (Saito, Arthur, Ariadne) hayatını tehlikeye sokar.

Cobb eşinin ölümünden kendini sorumlu tuttuğu için, bilinçaltına Mal hakimdir. CobbRüyalarımda hala birlikteyiz” der filmde de, işte bunun sebebi aslında Cobb’un bilinçli olarak Mal’ı yaratması değil, bilinçaltında duyduğu suçluluğun rüyalarda kendini Mal olarak göstermesidir. Anlayacağınız Cobb bilinçaltını vefat etmiş eşi hakkında olan duygu ve anılarını kendi ile barışabilmek için kullanır.

“-Sürekli kendine ne bildiğini söylüyorsun. Peki ama neye inanıyorsun? Ne hissediyorsun?
+Suçluluk.”

Freud’un psikanalitik düşüncesinin temellerinden birisi de çocuk ile ailenin ilişkisinin önemine dayanır. Çünkü istemsiz olarak çocukla ailesinin ilişkisi onun bilinçaltına yerleşir, hayatını şekillendirir ve daha sonra insanlarla olan kişisel tüm ilişkilerini etkiler. Filmde de ekip, Robert Fischer’ın zihnine bir fikir yerleştirebilmenin ancak ve ancak babası ile olan bilinçaltındaki ilişkisini kurcalayarak başarılı olabileceğini anlar.

Bilinçaltı fiziksel hayatın temelidir ve aslında bilincin küçük kürelerini içine alan kocaman bir küredir. Nevroz ve psikoz denilen rahatsızlıklar ise bilinçaltımızın, bilincimiz üzerindeki baskınlığının bir göstergesidir. Eğer kendimizi rüya aleminde yaşamaya alıştırırsak bu delüzyonlar ile gerçeği ayırt etmek imkansızlaşır. Inception’da da değinilen konulardan birisi budur. O yüzden Cobb, Ariadne’ye “Asla zihinde olan şeyleri kullanma Daima yeni şeyleri hayal et. Anılardan sadece detayları kullan çünkü anılardan oluşan bir Hayal kurmak gerçekle hayal arasındaki farkı ayırt etme yetini kaybettirir.” demiştir. Görüldüğü üzere bu aslında psikanalitik temelleri olan bir bakış açısıdır. Nitekim Mal gerçeklik algısını kaybetmiş ve bilinçaltının esiri olmuştur. Bu nedenle nevroz ve psikoz geliştirmiştir. Rüya veya fanteziyi gerçeklikten ayırabilmek ilk bakışta görüldüğü gibi kolay değildir.

Psikanalitik teori aynı zamanda insanların fantezilerini anlayabilmek için önemlidir. Buradaki fanteziden kasıt az çok bilinçli olarak hayal ettiğimiz düşünceler değil, aksine bilinçsizce oluşturduğumuz, kendimizle ve dünya görüşümüzle iç içe geçmiş fanteziler ve en önemlisi fantezi olduğunu anlayamadıklarımızdır. Fantezi en çok, biz onu basit bir gerçeklik olarak gördüğümüzde etkilidir. Inception açık bir şekilde, fantezi dünyasında yaşama arzusunu ve fantezinin gerçek olmayışının eşzamanlı reddedilişi üzerine tartışır. Cobb’un belki de asıl gerçekliği içinde yıllarca Mal ile yaşadığı rüyalarıdır. Filmin daha merkezinde ise, yıllarca fanteziye hasret duyan, gerçek hayatın rüya olmadığına inanamayan ve gerçekliğe dönmemek için kendini öldüren Mal bulunur.

İşte Inception filmi, temelinde psikanalitik sürecin sembolik bir sunumudur, psikanalitik fikirleri somut anlatımlara dönüştürmüş bir eserdir. Filmde de gözüktüğü gibi, rüyalar, sahibinin dışa vuramadığı çeşitli sorunların yansıdığı, bilinçaltımızın at koşturduğu kocaman bir ovadır. Bu bakış açısıyla filmin, Freud felsefesini ve psikanaliz kuramlarını içinde çok ustaca harmanlayıp somutlaştırarak izleyiciye sunduğunu söylesem yanlış olmaz.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here