Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
13

“Baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık.”

Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar adlı romanında geçen bu söz, 19 ve 20. yüzyıl Rus edebiyatının en yaygın düşüncelerinden birini önümüze seriyor. Bilincin bir tür hastalık olduğunu ve bilinçsizliğin insana fayda sağladığını savunan bu görüş, şu an yaşadığımız dünyanın şartlarına ters düşse de o dönemlerde yoğun bir şekilde dile getirilmiş ve benimsenmişti.

Bu konuya değinirken, öncelikle dönemin Rus aydınlarının dünyasını tanımakta fayda var. Bu aydınlar ağırlıklı olarak nihilist kişiler olup özellikle Tanrı kavramını büyük bir şekilde sorguluyordu. Bu sorgulama ve düşünme eylemi öylesine yoğun bir boyutta oluyordu ki, bu kişiler sürekli intiharı deniyor ve bu denemelerine gerekçe olarak şu düşünceyi gösteriyorlardı;

“Yarın sabah kendimi asacağım. Eğer Tanrı varsa ve benim kaderim onun elindeyse bana engel olur. Ama eğer ölmeyi başarırsam, demek ki Tanrı yoktur ve irade benim elimdedir.” *

Rus edebiyatının o döneminin temeli, işte bu tür sorgulamaları barındırır. Hayatlarında geçim sıkıntısı yaşamayan aydınlar, tüm günlerini düşünmeye ve sorgulamalara ayırarak bu fikre ulaşmıştır. Çünkü onlar için mutlu olmanın bir yolu yoktur ve sonsuz bir döngüde devam eden bu sorgulamalar, onların hayatın gerçeklerini kavrayarak karamsar ve huzursuz insanlar haline gelmesine yol açmıştı. Örneğin, bu konuyu ele alırken, yine o dönemde yaşamakta olan ülkenin köylü sınıfını da ele alalım. Bu köylüler için hayatın tek gayesi yaşamlarını sürdürmekti. Düşünmez ve sorgulamazlar. Karınlarını doyurup sıcak bir evde uyuyabilecek kadar imkanları varsa mutludurlar. Dolayısıyla “bilinçsizdirler” ve Dostoyevski’nin düşüncesine göre sağlıklı insan olarak nitelendirilirler. Aydın kesimde ise yukarıda değindiğimiz üzere kişisel tatminin bir yolu yoktur ve onlara göre huzursuzluk, yalnızca dünyayı sorgulayan bilince bağlıdır. Bilinç hastalıktır ve bilinçsizlik sağlıktır.

Tabii ki bu konuyu Rus edebiyatı dışında ele almamız da mümkün. Örnek vermek gerekirse Avusturyalı yazar Stefan Zweig, Avrupa’da yaşanmakta olan savaş halinden boğulup çareyi Brezilya’ya yerleşmekte bulmuştu. Fakat bu da fayda sağlamadı ve intihar ederek bu dünyayı terk etti. Zweig’in yaşadığı bu bunalımın ana sebebi olarak yine bilinç kavramı öne çıkıyor. Dünyanın sorunlarına karşı duyduğu duyarlılık, onun iç huzurunu bozarak bir tür depresyona sokmuş ve intihara sürüklemişti.

Yazımızda şu ana kadar “bilinç hastalıktır” önermesi üzerinden gittik, biraz da karşıt görüşünü ele alalım. Bilinç, insanda mutlaka olması gereken bir şey olarak görülür. İnsan, içinde bulunduğu durumun bilincinde olmalı ve kendisini tanımalıdır. Aksi takdirde hareketleri şuursuzca olacak ve kimseye fayda sağlamayacaktır. Ortada olan sorunu görmezden gelmek bir tercihtir. Fakat sorunu görmezden gelmek onu ortadan kaldırmaz. Bunun yerine o sorunun çözümü için çabalamak ve o çözümün bir parçası olmak ise insanı manevi yönden tatmin eder ve ona iç mutluluğu getirir. İşte iki karşıt görüşün kilit noktası budur. Yani bilinç hastalıktır düşüncesiyle kafamızı kuma gömersek belki kötülükleri görmekten kendimizi alıkoyarız, fakat kendimize manevi bir haz sağlayamayız. Ama bilinçli olursak hepsinin üstesinden gelir ve güzellikleri karşımızda buluruz. Evet, her şeyi bilmek bir tür huzursuzluk sebebi olarak görülebilir. Ama aynı zamanda doğrudan vicdanımızı canlı tutarak duyarlılığımızı arttırır.

Mesela yoksul bir aileyi düşünelim; “bilinç hastalıktır” felsefesine göre onları görmezden gelirsek belki üzülmez ve rahatsız olmayız. Peki bu davranışımız durumu ortadan kaldıracak mı? Elbette kaldırmayacak. Fakat bu sorunu çözmeye uğraşır ve çözersek onun bize vereceği haz bambaşka olacaktır. Olumsuzlukları görmemek adına gözlerini kapayanlar, olumlu olayları da görmeyecek ve geriye taşlaşmış kalplerinden başka bir şey kalmayacaktır. Arthur Schopenhauer bu konu hakkında “Bilme kuvvetlerimiz, duyarlılığa dahildirler; bu yüzden, duyarlılığın ağır basması, bilgide var olan ve zihinsel denilen hazları almaya yetkin kılar ve bu ağır basma ne denli kesinse, bu hazlar da o denli büyük olur.” diyor. **

Yazımızın sonuna geldiğimizde şunu da hatırlatmakta fayda var. Bilinç hastalıktır düşüncesini savunanlar, bu düşüncelerine rağmen her şeyin farkında olma isteğinden kendilerini alıkoyamadılar. Yaşadıkları huzursuzluklara karşın hayatı sorguladılar ve gerçeklerle yüzleştiler. Bu da bilincin bir hastalık değil, olması gereken bir şey olduğunu gözler önüne seren başka bir husus. Sigmund Freud’un bir sözüyle bitirelim;

“Bilinç, gerçekten varolduğumuzun tek gerçek kanıtıdır.”

bilinç ile ilgili görsel sonucu

*Zülfü Livaneli, “Edebiyat Mutluluktur”
** Arthur Schopenhauer, “Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar”

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
13

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here