Guy Montag bir itfaiyeciydi, lakin tarihin tersine döndüğü bir dünyada. İnsanlar artık yaşamıyor sahte yaşamları izliyor, itfaiyeciler ise yakıyordu. Monoton hayatında hiçbir şey fark etmeyen Montag bir gün Clarisse adlı genç bir kızla tanıştı. Herkesin aynı olduğu bu dünyada yaptığı her şeyle dikkat çeken bu kız onu çok etkilemişti. 300 km/s hızla gidilen yollarda o yavaşça ilerleyip doğanın güzelliklerini hissediyor, herkes önüne bakıp yürürken o gökyüzüne bakıp düşünüyordu. Ailesiyle konuşuyor olması çok şaşırtmıştı Montag’ı, insanlar tüm duvarlarını kaplayan renkli ve yalan hayatları izlemekten başka bir şey yapabilir miydi?

Alışık olduğu hayattan Clarisse onu çekmeye başladıkça, Montag gerçeklerle yüzleşmeye başlamıştı. Mutluluğu bile hatırlamadığını fark etmişti, eşi Mildred yanında uzanan bir ruhtu sadece. Clarisse gibi gökyüzüne bakmaya başladı, o nasıl ailesiyle sohbet ettiği geceleri iştahla anlatıyorsa Montag da bunu denemeliydi. Lakin olmadı. Bir zamandan sonra Clarisse de yoktu. Montag mutluluğu öğrenmiş ama onu nasıl elde edeceğini çözememişti. Çevresine bakındı ve düşündü; “Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik. Etrafa bakındım. Ortadan kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, on-on iki yıldır yaktığım kitaplardı.”

Yıllar önce yazılmış ve birçok kişinin elinde olan bu kitabı hepimiz anlayabildik mi? Sosyal medyada okuduğu kitap sayılarıyla övünen insanları gördüğümüze göre; hayır, anlayamadık. Montag tek bir kitabı hafızasında tutmak için bu kadar savaş verirken ve o tek kelime ile bile dünya gözüne daha farklı gelmeye başlarken, bizler hala hiçbir şey öğrenmeden kitapları kapatıyoruz. Kelimelerin gözünüzden akıp gitmesi değildir önemli olan, beyninizde bir yer etmesidir. Kurgu bir eser görünüşte size bir bilgi vermiyor olabilir ama bu bir şey öğretmediği anlamına gelmez. Her şeyin bu kadar hızlı olduğu yerde tek sakin kalması gereken şeydir belki de kitaplar. Her hayat sakince incelenmeye değerdir çünkü ve her hayat bir yapbozun parçasıdır aynı zamanda. Ne kadar okursak birçok hayatı birleştirip kendimizi oluştururuz. Bu sayede büyük resme bakar ve insanlara küçümseyerek baktığımız, yardıma muhtaç bir canlıya sırtımızı dönüp gittiğimizi görür, derdi olduğu her halinden belli olan bir insanı dinlemekten kaçtığımızı fark ederiz mesela. Belki de korkutucu olan budur? Guy Montag’ın yaşadığı dünya gibi her şey hızlıysa hatalar gözükmez, insanlar düşünmez. Eğer bir şeyler yavaşlarsa mükemmel olmadığımızı fark ederiz. Peki siz bundan korkuyor musunuz? İşte o korkuyu yenmek için bu kitabı okuyun. Yavaşlığın ve hatanın zevkine varın.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here