Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
8

Hayatınız boyunca kaç kere biliyorum dediğinizi düşündünüz mü? Peki ya kaç keresinde gerçekten bildiğinizi?

Her şeyi yok saymak bambaşka bir mevzu iken, her şeyin varlığına şüphe ile yaklaşmak bunun bir alt kategorisinde sayılabilir. Nihilizm ile septisizm bu noktada her ne kadar benzeseler de aralarındaki farkı aslında çok rahat tanımlayabiliriz. Nihilizm net bir şekilde belli bir bilginin olmadığını savunur, septisizm yani şüphecilik ise ulaşılan yani varlığı kabul edilen bilgiye her daim şüphe içinde bakar. Yani septisizme göre bilgi vardır, fakat kesin bilgi üstüne net bir şey söylenemez. Bütün söylenenlere ve hatta olgulara karşı şüpheci bir tavır takınır. Yanlıştan dönme veya gelişime açık olma hususunda septisizmin yararlı bir şey olduğunu söylemek mümkündür. Bugüne kadar bütün doğruların ucunu keskin bir çizgiyle kapatsaydık, yeni doğrulara nasıl ulaşacaktık? Fakat ileri seviye bir şüphecilikle karşılaştığımızda kişi için bütün eğilimlerin psikolojik bir sıkıntıya dönüştüğünü görürüz. Hiçbir şeyi şüpheye yaklaşacak kadar bile ciddiye almamanın sonu insani veya bilimsel olarak verimsizlikten ibarettir.

Tam olarak felsefi açıdan bakarsak ise, konu hiçbir şey bilmemek değil, sadece bildiğimizin derecesidir. Ne kadar doğru biliyoruz? Ne kadar derin biliyoruz? Kanıtlayabilir miyiz? İnsani hiçbir algıya dayanarak kanıt sunamayız.

Çok eskilere gittiğimizde bilginin henüz sınırlı alanlarda ve kapalı kapılar ardında kaldığını biliyoruz. Keşfedilmemiş bir çokluğun içinde öğrenecek pek çok şey vardı. İşte bu çağlardan birinde, yozlaşmış Yunan topluluğunda dönemin aydınları septisizmin doğuşunu sağladı. Antik Çağ’da bir filozof olan Protagoras, tarihte ilk şüphelenen düşünür olarak geçer.

”Her şeyin ölçüsü insandır. Her şey bana nasıl görünürse benim için böyledir, sana nasıl görünürse senin için de öyledir. Üşüyen için rüzgar soğuktur, üşümeyen için soğuk değildir. Her şey için, birbirine tümüyle karşıt iki söz söylenebilir”.

Çok yalın bir anlatıma sahip olan bu alıntıyla aslında Septisizmin özünü kavrayabiliriz. Herkesin bir olay, kişi veya nesneye karşı kendi doğrusu bulunur. Bu doğruyu inkar etmek veya eleştirmek mümkün değildir. Bütün bu kavramı ilk kez resmileştiren ve bir okulla taçlandıran isim ise Elisli Pyrrhon’dur.

”Gerçekten güzel ya da çirkin olan hiçbir şey yoktur. Herhangi bir şeyi güzel ya da çirkin bulan insanın kişisel seçimidir. Gerçek bir bilgi olmadığına göre, bilge kişi, her şeyde yargıdan kaçınmalıdır. Ruhsal rahatlık ancak böylesine bir ilgisizlik ya da duygusuzluk’la sağlanabilir.”

Yani insanı herhangi bir konuda yüzyıllardan beridir huzursuzluğa mahkum eden arada kalmışlık, ancak ve ancak hayata bakan pencerelerin farklı olduğunu kabul etmekle ve bu pencereleri kırmamakla sona erer. Mutluluğa ve bilgeliğe giden yol tamamen kabullenmektir.

Platon Akademi’sinin görüşü olan akademi şüpheciliği ise ”kesin” kelimesini silip yerine ”benzer”i koyar. Kesin olan hiçbir şekilde bilinemezse, ona en yakın olanı gerçeğin yerine geçer. Bununla yetinilmesi gerekir. Gerçeğe ulaşma yolunda sürekli benzerlikler göz önüne alınacak ve sürekli kendini düzeltmek üzere bir kısır döngü meydana gelecek. Gerçek bulunamasa dahi, ona yaklaşmanın en temel yolu budur. Akademi görüşünden biraz farklı olarak Descartes’ın yöntemli şüphe tanımı da, zamanı belli olmamakla birlikte kesin bir bilgiye ulaşana kadar tüm bilgileri göz önüne almayı içerir.

Fransız bir filozof olan Pierre Bayle ise şüpheciliğin karşısına koyacağı yöntemi tamamen dinsel durumlara bağladı.

”Usumuz, sadece, her şeyi daha şaşırtıcı bir hale getirmeye ve her şey üstünde şüpheler uyandırmaya yeteneklidir. O, şimdiye kadar, kendi kurduklarını yıkacak araçlar sağlamaktan başka bir şey yapmamıştır. Us, gün boyunca ördüklerini gece söken bir Penelope’dir. Bundan ötürü felsefe çalışmalarının bize sağlayacağı en büyük yarar, felsefenin doğru bir yol gösterici olmadığını anlamaktır. Kendimize başka bir yol gösterici aramak zorundayız. Bu da dinsel vahyin ışığıdır”.

Sonuç olarak insan algıları mucizevi bir şekilde her bedende birbirinden tamamen farklıdır ve tek bir gerçeğe inanmak, ruhsal huzursuzluğun en büyük sebebidir.

Kaynak: 1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
8

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here