Zaman yolculuğu, yani zamanda farklı noktalar arasında hareket etmek, bilimkurgu içeren film türlerinin kaçınılmaz duraklarından biridir, çoğu filmde kritik rol oynar. Lakin zaman yolculuğu, her ne kadar cezp edici olsa da işlenmesi kolay bir konu değildir. Bataklıkta yürümeye benzer, bir kere o bataklığa girdiniz mi çıkmak için ne kadar debelenirseniz, o kadar derine batarsınız. Zira başta işlenmesi çok kolay bir konu gibi gözükse de, ilerledikçe ilmek ilmek sökülür. Peki, nedir bu temayı bu kadar büyük bir zorluk haline getiren? Zaman yolculuğu paradoksları! Biz de bu içeriğimizde zaman yolculuğu temasını işlemeyi zorlaştıran bu paradokslara ışık tutmaya çalışacağız. Bu arada zaman yolculuğu paradokslarını anlatmaya çalışırken ister istemez bazı dizi yahut filmlerden SPOILER’lara yer vereceğiz. Bu nedenle hazırlık olmanızı tavsiye ediyoruz.

Öncelikle paradoks nedir bunu açıklamaya çalışacağız. Paradoks kelimesi TDK’da “Düşünceler arasında tartışmaya açık, kesin bir yargı içermeyen karşıtlık.” olarak tanımlanır. Eski Yunanca’da ise para “karşıt, karşı”, daxos ise “fikir, düşünce” anlamına gelir. Yani karşıt düşünce. Bu tanıma uygun olarak ise paradoks kelimesi, aynı anda iki şeyin birden doğru olduğu yahut iki şeyin birden yanlış olduğu durumlarda kullanılır. Yani aslında, bir sorunun cevabına ne doğru ne de yanlış diyemiyorsak ortada bir paradoks vardır. Buna basit bir örnek olarak Sokrates’in “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.” lafı verilebilir. Şayet eğer Sokrates hiçbir şey bilmiyorsa, hiçbir şey bilmediğini de bilmiyordur. Eğer Sokrates hiçbir şey bilmediğini biliyorsa, demek ki bir şey biliyordur. Yani bu önerme her türlü bir çıkmaza varıyor. İşte bu durumlara da paradoks deniyor.

Şimdi gelelim zaman yolculuğu kavramına. İlk olarak sorulması gereken soru zamanın ne olduğudur. Zaman, çoğu insan için sabitken, ünlü fizikçi Albert Einstein, zamanın göreceli olduğunu ve uzaydaki hızımıza göre değişebileceğini göstermiştir. Einstein’a göre, uzay üç boyutlu bir yerdir, zamansa dördüncü boyuttur. Yani uzayda uzunluk, genişlik ve derinlik gibi koordinatlarla bulunduğumuz yeri belirtiriz. Zaman ise başka bir koordinat veya yöndür ve sadece ileri doğru hareket eder. Lakin Einstein’ın Görelilik Teorisi’ne göre zamanın yavaşlaması veya hızlanması, bizim başka bir şeye göre ne kadar hızlı olduğumuzla alakalıdır ve bir cisim hız kazandıkça zaman genişler. Zaman genişlemesi, cisim için zamanın daha yavaş akmasıdır. Örneğin ışık hızına yaklaşan bir uzay gemisindeki bir kişi, dünyadaki ikizine göre daha yavaş yaşlanır. İnterstellar filmini izleyenler bu cümleyi kafalarında hemen Murp ve babasına uyarlayarak somutlaştırıp anlayabilirler. Yani aslında astronotlar birer zaman yolcusudur. Bu teoriye göre, belirli şartlar altında zaman bükülebilir. Bu da zaman yolculuğu fikrine kapıları arar. İşte tüm bu yazarlar, senaristler bu teoriden yola çıkarak zamanı bükerek, zamanda yolculuk temasını hayata geçirmişlerdir.

Zaman yolculuğunda, teoride her şey çok basit gibi duruyor. Lakin uygulamaya gelince tonlarca sorunla ve ikilemle karşılaşılıyor. Örneğin zaman makinesini icat ettiniz, geçmişe döndünüz ve gençliğinizdeki halinize bu makineyi verdiniz. Şimdi bu makineyi icat eden kimdir? Yahut, zamanda yolculuk edip geçmişe döndünüz ve o yerde zamanda yolculuk etmenize olanak sağlayan objelerden birini icat eden kişiyi öldürdünüz. Şimdi o madde hiç icat edilemediği için zamanda yolculuk etmekte hiç mümkün olmamış olacak, o zaman nasıl zamanda yolculuk etmiş olacaksınız? Ya da geçmişe gidip, yanlışlıkla büyük büyük babanızı öldürdünüz. Size ne olacak? İşte bu gibi tonlarca soruya ev sahipliği yapan tema zaman yolculuğu paradokslarıdır. Hazırsanız haydi başlayalım.

1. En bilinen zaman yolculuğu paradoksu “Büyükbaba Paradoksu”dur. Bu paradoks adını zamanda geriye giderek ailenizi veya büyükbabanızı öldürürseniz, hiç doğmamış olmanız gerektiğinden alır. Aslında bu paradoks, zaman yolculuğu dendiğinde ilk akla gelendir. Eğer geçmişe gidip kendi dedenizi öldürürseniz, sizin de hiç var olmamanız gerekir. Lakin eğer siz hiç doğmazsanız, asla zaman makinesine binip dedenizi öldüremezsiniz. Bu durumda, dedeniz ölmeyeceği için sizin de doğmuş olmanız gerekir. İşte bu durumda dedeniz de siz de, hem ölü hem de diri olursunuz.

Bunu sizlere hemen Back to the Future filminden somutlaştıralım. Filmde Marty, 1955 yılında babasını araba kazasından kurtarınca anne ve babasının karşılaşmasını engellemiş olur. Bu nedenle kendi varlığı tehlikeye girer. Bunu önlemek için anne ve babasının okul balosunda öpüşmesini sağlaması gerekir. O önemli an yaklaştıkça Marty’nin kardeşlerinin fotoğraftan birer birer kayboluşunu ve Marty’nin varlığını koruma çabaları göze batar. Görüldüğü üzere, Marty’nin geçmişte yaptığı ufak bir hata, onun varlığını ve olacak olayların tümünü riske atmış, bir nevi alternatif bir gelecek yaratmıştır.

Bu paradoksun çözümü içinse iki öneri sunulmuştur: Alternatif evren teorisi ile İç tutarlılık prensibi.

Alternatif evren teorisine göre, geçmişe gittiğinizde vardığınız nokta sizin evreninizin geçmişteki hali değil, alternatif bir evrendir. Dolayısıyla geçmişe gittiğinizde kendi dedenizi bile öldürseniz, evrenin kalanına (yani sizin bildiğiniz gerçekliğe) bir şey olmaz, zira aslında öldürdüğünüz kişi kendi dedeniz bile değildir. Tabi bu çözüm kendi içersinde başka problemleri de beraberinde getirir. Bunlardan biri, yolculuk ettiğiniz alternatif evrenin gerçekliğine müdahale etmiş olmanızdır. Kendi gerçekliğinize olmasa bile bir başkasının gerçekliğine müdahale edersiniz. Bir diğeri ise, gittiğiniz alternatif gerçeklikte sizden bir tane daha olması sorunudur.

İkinci çözüm yolu olan iç tutarlılık prensibi ise Rus fizikçi Ivan Novikov tarafından 1980’lerin ortasında önerilmiştir. Bu prensibe göre, geçmişteki bir olayı değiştirecek, paradoks yaratabilecek herhangi bir olayın gerçekleşme olasılığı sıfıra eşittir. Kısaca, evren bu olaylara izin vermez. Yani geçmişe gitseniz bile, geçmişteki olayları değiştirmeniz mümkün değildir. Geçmiş mühürlüdür. Diyelim ki elinizde silahla dedenizin karşısına çıktınız; ya silah patlamayacak, ya siz ıskalayacaksınız, ya biri sizi durduracak, ya da dedenizi vursanız bile bir şekilde ölümden dönecek demektir. Bu teoriyi Lost dizisinden Desmond’un şu repliği ile hatırlayabilirsiniz: “Ne yapmaya çalışırsam çalışayım çalışayım… sen öleceksin Charlie.” Zira bu prensibe göre, olacak olaylara müdahale edilemez.

2. Büyükbaba Paradoksu’na benzer bir ama daha geniş sonuçları olan bir paradoks ise “Hitleri Öldürelim Paradoksu”dur. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız üzere, Büyükbaba Paradoksu’nda kişi kendi varlığını ortadan kaldırırken, bu paradoksta kişi ilk başta geçmişe gitmesine neden olan olayı ortadan kaldırır. Ayrıca Büyükbaba’da sonuçları sadece kişinin kendisini etkilerken, Hitleri Öldürelim’in sonuçları daha geniş etkili olur. Yani ilk paradoksun kelebek etkisi, bu paradoksa göre daha dardır. Hemen bir örnek vermek gerekirse (paradoksun adını aldığı olaydan vereceğiz bu örneği de), diyelim ki Hitler’i öldürmek için geçmişe gittiniz ve başarılı oldunuz. Kendi zamanınızda Hitler hiç var olmayacağı için, onu öldürmek üzere geçmişe gitmenize hiç gerek kalmayacaktır. O zaman hiç geçmişe de gitmemiş olacaksınızdır. Lakin şimdi ki zamanınızdaki dünya da bambaşka bir dünya olacaktır ve bu yeni oluşturduğunuz dünyanın sonuçları öngörülemez olacaktır.

3. Bir başka meşhur zaman yolculuğu paradoksu ise “Bootstrap Paradoksu”dur. Bu paradoks adını Baron Munchausen’in, bir hikayesinde kendisini, bataklıktan kendi konçlarından çekerek kurtarmasından alıyor. Zira kim kendi kendini çizmesinden tutup kaldırabilir ki? Bu paradoksa göre, zamansal nedensellik döngüsü senaryosuna göre önceden yaşanan bir olay, daha sonra yaşanacak ikinci olayın nedenidir ve zaman yolculuğu dolayısıyla, ikinci olay aynı zamanda bu ilk olayın da nedenidir.

Daha somut bir örnekle anlatmak gerekirse, bir gün karşınıza kendi gelecekteki haliniz çıktı, size gelecekte zaman makinesini bulduğunuzu söyledi, nasıl yapacağınızı da anlattı, taslakları bıraktı ve gitti. Bunun üzerine siz de makineyi yapmaya başladınız, bittiğinde geçmişe gidip kendi geçmişteki halinize zaman makinesinin taslaklarını teslim ettiniz. Döngü bu şekilde sürüp gidecektir. Zaman makinesini aslında siz icat etmediniz, taslaklar size verildi. Peki zaman makinesini icat eden siz değilseniz, taslaklar size gelecekten geldiyse, gelecekteki haliniz taslaklara nasıl ulaştı? Yani sorun şudur: Zaman makinesini ilk kim bulmuştur?

Göreceğiniz üzere bu paradoksun temeli neden ve sonuç ilişkisinin birbirine girmesidir. Bu paradoksun televizyon dünyasındaki somut örneklerinden birini Doctor Who’nun The Big Bang bölümünde görmek mümkün. Bu bölümde Doktor sadece sonik tornavida ile açılabilecek Pandorica adlı bir kutuya hapsedilir. Doktor gelecekten gelerek Rory’e sonik tornavidasını verir ve ondan Pandorica’yı açıp kendisini kurtarmasını, yerine de Amy’yi, Amy’nin cebine de tornavidasını koymasını ister. Doktor geleceğe gider ve çocuk Amy’yi Pandorica’nın sergilendiği müzeye gelmesi için ikna eder, çocuk Amy’nin Pandorica’ya dokunması ile kutu açılır. Doktor, Amy’nin cebinden tornavidayı alır ve geçmişe gidip onu Rory’e verir. Bu durumda, tornavida ilk nereden gelmiştir? Dizinin bu bölümü yüzünden Bootstrap Paradoksu’na Sonik Tornavida Paradoksu da denmektedir.

Eğer Doktor Who örneği sizlere karışık geldiyse, Back to the Future’dan da bir örnek verebiliriz. Burada Johnny B. Goode parçası Marty’nin zamanında çoktan yazılıp meşhur olan bir parçayı Marty baloda çaldığında, o şarkı henüz yazılmamıştır ve Chuck Berry şarkıyı müzik grubunun üyesi olan kuzeni ona dinletince öğrenir. Bu durumda şarkıyı ilk kimin yazdığı anlaşılamamaktadır. İşte burada ortaya çözülemez bir kısır döngü çıkıyor.

4. Bir diğer zaman yolculuğu paradoksu ise “Predestination Paradoksu” olarak adlandırılır, yani kader paradoksu. Bu paradoksta kahraman, geleceği “kurtarmak” için geçmişe gitmesi gereken bir döngüye girer; geleceğin kendi bildiği şekilde gerçekleşmesi için kendi bildiği geçmişi yaratmak zorundadır. Fakat bu durum özgür irade ile çelişir, çünkü kişinin gelecekteki varlığı, geçmişteki varlığını sağlayabilmesine bağlıdır. Kader paradoksunda neden ve sonuç bir döngü içindedir ve hangi olayın neden, hangi olayın sonuç olduğunu anlamak mümkün değildir.

Mesela trafik ışıklarından geçerken dalgınlıkla yola atladınız, tam bu sırada birisi sizi paltonuzdan tutup kaldırıma geri çekti ve bu sayede ölümden döndünüz. Sizi kurtaran kişiyi göremediniz. Seneler sonra evinizin bodrumundaki gizli bir geçitte geçmişe açılan bir kapı buldunuz ve tam da olayın geçtiği zamana geri döndünüz, kendinizi gördüğünüzde aslında arkanızda sizi kurtaracak kişinin şimdiki kendinizden başka kimse olmadığını fark ettiniz ve müdahale etmezseniz öleceğinizi gördünüz. Geçmişteki kendinizi paltosundan çekerek arabanın altında ölmekten kurtardınız ve geçmişteki gizli kahraman aslında siz oldunuz.

Bunu daha somu bir şekilde anlatmak için hemen Harry Potter ve Azkaban Tutsağı‘ndan bir örnek verelim. Göl kenarında Harry ve Sirius ruh emicilerin saldırısına uğramışken, gölün karşı kıyısındaki birinin patronus büyüsü sayesinde kurtulurlar. Harry, bu büyüyü yapan kişinin 12 yıl önce ölen babası olduğunu sanır. Filmin ilerleyen sahnelerinde ise Harry, geçmişe gittiğinde son ana kadar babasının ortaya çıkmasını bekleyen Harry, zaman yolculuğundan önceki hali karşı kıyıda ölmek üzereyken sonunda kimsenin gelmeyeceğini ve daha önce gölün karşısında gördüğü kişinin aslında kendisi olduğunu anlar ve kendini kurtarır. Bunu nasıl başardığı sorulduğunda ise “Yapabileceğimi biliyordum, çünkü zaten yapmıştım.” der. Bu da işte klasik bir Kader Paradoksu örneğidir. Yani, görüldüğü üzere bu paradoks, gelecekten gelen kişinin eylemleri geçmişi yarattığında ortaya çıkıyor.

5. Bilim insanlarının üzerinde en çok durduğu ise “Polchinski Paradoksu”dur. Bu paradoks adını Amerikan fizikçi Joseph Polchinski’nin bir önermesinden alır. Buna önermeye göre, içinden geçen maddeleri zamanda geri gönderebilen bir solucan deliğine, bir bilardo topu gönderilir. Solucan deliğinden geçtikten sonra zamanda geri giden bu bilardo topu, orijinal bilardo topuna çarpmayı sağlayacak bir açıyla solucan deliğinden çıkar. Böylece de orijinal bilardo topuna çarpar ve onun istikametini solucan deliğinden başka bir yöne çevirir, böylece orijinal bilardo topu solucan deliğine girmez ve bu olaylar aslında hiç gerçekleşmez. Lakin o bilardo topu hiç solucan deliğine giremeyeceği için, kendisine de hiçbir zaman engel olamayacaktır. Burada da karşımıza bir döngü çıkar.

Bu paradoksu somutlaştırmak için hemen Dark dizisini hatırlayabilirsiniz. Zira bu dizinin ana kahramanı olan Jonas’ın da yapmaya çalıştığı tam olarak budur. O da solucan deliğinden geçerek, geçmişte yaşanacak bu olaylara engel olmaya çalışarak, hiç yaşanmamış olmasını sağlamaya çalışır. Lakin kendisini bir kısır döngü de bulur.

Zaman sonsuzluktur. Bu sonsuzlukta bir gün sorunsuz yolculuk yapmak dileği ile…

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here