Sinema ve edebiyat birbirinden bağımsız dallar gibi gözüküyor olsa da aslında severek izlediğimiz birçok filmin temelleri bazen bir romana bazense bir hikayeye dayanır. Kimi zaman zaten bir kitabın popülerliği sayesinde filmler yüksek gişe yaparken kimi zamansa kitaptan uyarlanmış bir filmin seyircileri, hikayeye daha hakim olabilmek için filmini izledikten sonra o filmin asıl hikayesinin temellerini oluşturan kitabı okumak isteyebilirler.

Hazırlamış olduğumuz yazımızda sizler için beyaz sayfalardan, beyazperdeye uyarlanmış filmleri derledik, keyifli okumalar dileriz.

 

Ölü Ozanlar Derneği/Dead Poets Society

Robin Williams’ın öğretmen rolünde olduğu “Ölü Ozanlar Derneği” sinema tarihinin önemli filmleri arasında sayılıyor. 1989 yılında çekilen film aynı zamanda “En İyi Özgün Senaryo Akademi Ödülü”nü aldı.

Film, John Keating adlı başarılı ve bir o kadar da farklı olan edebiyat öğretmeninin disiplinli bir erkek okulu olan Welton Akademi’ye öğretmenlik yapmaya gelmesiyle başlıyor. Bay Keating, çoğu baskı altında olan öğrencileri edebiyat ve şiirin bambaşka dünyasıyla tanıştırır. Onlara özgürlüğü, hayatı yeniden anlamayı, dünyaya farklı açılardan bakmayı öğretir. Ancak Welton Akademisi’nin felsefesine tam örtüşmeyen bu ders anlatımı akademi yönetimi tarafından da gözden kaçmayacaktır. Okul müdürü Bay Nolan, yeni edebiyat öğretmenini, öğrencilerinden birinin intiharı üzerine, sorumlu görmüştür. Bunu bahane ederek edebiyat öğretmeni Bay Keating’i okuldan ayrılmaya zorlamıştır, fakat bu ayrılığa onu anlayan öğrencilerinin verdiği tepki Bay Nolan’ı hayatı boyunca yaşadığı belki de en utanç duyacağı anına sürükler.

 

Aşk ve Gurur/Pride and Prejudice

Jane Austen’ın 1813’te yayımlanan Gurur ve Önyargı kitabından uyarlanan, 2005 yapımı romantik dram filmi. Film toprak sahibi seçkinlerinden olan bir İngiliz ailesindeki beş kız kardeşin evlilik, ahlak ve kavram yanılgılarının sorunları ile uğraşmasını konu alıyor. Keira Knightley başrolde yer alarak Elizabeth Bennet karakterini canlandırırken ona Bennet’in romantik ilişkisi Fitzwilliam Darcy rolünde Matthew Macfadyen eşlik ediyor.

 

Tiffany’de Kahvaltı/Breakfast At Tiffany’s

1961 yapımlı filmin senaryosunu Truman Capote’nin 1958 yılında yazdığı aynı adlı kısa romanından George Axelrod’un uyarlayıp yazdığı filmi Blake Edwards yönetmiş, başrollerde ise Audrey Hepburn, George Peppard, Patricia Neal, Buddy Ebsen, Martin Balsam ve Mickey Rooney oynamışlardır. Filmde, New York sosyetesinin renkli siması, pervasız, çılgın, acayip ama herkesin sevgilisi Holly Golightly ile apartman komşusu genç yazar Paul Varjak arasındaki romantik ilişki anlatılmaktadır. Capote’nin romanında Holy’nin bir telekız olduğu açıkça belirtilmişken, sansür nedeniyle filmde bohem hayatı sürdüren ve aldığı armağanlarla geçinen çılgın sosyetik kız haline getirilmiştir. Varjak ise filmde de romandaki gibi jigololuk yaparak geçimini sağlamaktadır.

 

Halk Düşmanları/Public Enemies

2009 yapımı olan film Bryan Burrough’un Public Enemies: America’s Greatest Crime Wave and the Birth of the FBI, 1933-43 isimli kitabından sinemaya uyarlanmıştır. Amerika’nın Büyük Bunalım yıllarında geçen filmde, FBI ajanı Melvin Purvis’in o dönemin en ünlü suçluları John Dillinger, Baby Face Nelson ve Pretty Boy Floyd’u cezaevine tıkma çabası anlatılıyor. Filmin başrollerin de ise Johnny Depp, Christian Bale, Marion Cotillard, Channing Tatum, Emilie de Ravin gibi önemli isimler yer alıyor.

 

Trainspotting 

Danny Boyle tarafından yönetilen ve Irvine Welsh’in yazdığı aynı isimli romandan sinemaya uyarlanan bir filmdir.

Mark Renton’un Edinburgh’ta yaşayan kendisi gibi eroin bağımlısı bir grup İskoç genç arkadaşı vardır. Hepsi ezilmiş, yalancı, psikopat, hırsız ve uyuşturucu madde bağımlısıdırlar. Kendilerine eroinle zarar verdikçe, kaçınılmaz sona yaklaşırlar ve arkadaşlıkları giderek zedelenmeye başlar. İçlerinden sadece Mark bu durumdan kurtulabilecek iradeye sahiptir. Ancak, yaşamayı seçip seçmeme konusunda kararsızdır. 1996 yapımı olan filmin 2017 yılında devam filmi de çekilmiştir.

 

Cinnet/The Shining

1980 yapımı olan film Stanley Kubrick tarafından Stephen King’in aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Filmin başrolünde yazar Jack Torrance’ı Jack Nicholson canlandırmaktadır. Torrance’ın karısı rolünü ise Shelley Duval canlandırmıştır. Film aynı zamanda uzun ve detaylı takip sahnelerinin çekimi için steadicam’in bu kadar uzun süre kullanıldığı ilk film özelliğini taşır.

Filmin ve aynı zamanda kitabın konusu ise: Jack Torrance’ın, kış sezonunda kapalı olan Overlook Oteli’nin bakımını üstlenerek, ailesiyle birlikte otele taşınması sonrasında gelişen metafiziksel olayları konu alır. Jack’in doğaüstü sezgilere sahip olan küçük oğlu, zamanla otelin içerisinde yalnız olmadıklarını, geçmiş ve gelecekten gelen hayaletlerle birlikte yaşadıklarını görür ve ailesini buna inandırmaya çalışır. Aile bir kar fırtınası sebebiyle dağda konuşlanan bu otelde mahsur kaldığındaysa Jack, doğaüstü varlıklar tarafından ele geçirilir ve yavaş yavaş aklını kaybetmeye başlar.

 

Forrest Gump

1986 yılında aynı adlı romandan uyarlanan filmin başrollerinde Tom Hanks, Robin Wright, Gary Sinise ve Sally Field gibi isimler yer alıyor. Filmin konusuna gelecek olursak öğrenme güçlüğü yaşayan ancak atletik olarak inanılmaz yeteneklere sahip Forrest Gump’ın, doğum yılı olan 1944 ve 1982 yılları arasında gerçekleşmiş, bazen sadece gözlemlediği, bazen de başkalarına ilham verdiği 20. yüzyılın dönüm noktası olaylarını betimler. Film, esinlenilerek çekildiği Winston Groom’un romanından, Forrest’ın kişiliği ve ele alınan bazı olaylar yönünden farklıdır. Film aynı zamanda çok sayıda Oscar’ın da sahibi olmuştur.

 

Zindan Adası/Shutter Island

Aynı isimli romandan uyarlanan 2009 yapımı Martin Scorsese filmi. Başrollerinde Leonardo DiCaprio, Mark Ruffalo, Ben Kingsley ve Michelle Williams’ın olduğu, 1954 yılında geçen filmde  Ashcliffe Adası, Amerika Birleşik Devletleri’nin en tehlikeli ruh hastalarının kapatıldığı bir akıl hastahanesi olarak bilinmektedir. Ancak kapatılan herkesin akıl hastası olmayıp, “C Bloğu” olarak geçen bölümdekilerin tamamen ülkenin rejiminin ideolojisine karşı gelen kişilerden oluşması ve onlara tüyler ürpertici deneysel yaptırımlar uygulanması Amerika Birleşik Devletleri’nin yönetimiyle özellikle ilgilendiği hastahaneye bakış açısını değiştirecek niteliktedir.

 

Otomatik Portakal/A Clockwork Orange

Anthony Burgess’in aynı adlı yapıtından uyarlanan 1971 yapımı olan film Britanya’da endüstri sonrası bir şehirdeki, ahlaki değerlerin birbirine karıştığı, iyi ve kötünün ayırt edilemez hale geldiği bir toplumda, gençlerden oluşan bir çetenin insanlara uyguladıkları şiddeti ve Alex üzerinden insan doğası ve toplumsal değerlerin çatışmasını konu almaktadır. Olayları büyük bir ifade gücü ile o günlerden bugüne değişen dünya düzeni ve bu değişimin insanların üzerindeki farklı etkilerini, suça ve şiddete eğilimi ustaca yansıtılmıştır. Film ve bu filme ait ögeler yarattığı etki ile popüler kültürdeki yerini almıştır. Filmin başrolünde ise Malcolm McDowell, Alex rolü ile karşımıza çıkmaktadır.

 

Dövüş Kulübü/Fight Club

Ve kapanışı kültleşmiş 1999 yapımı bir filmle yapıyoruz: Fight Club. Oscar adaylığı bulunan filmin yönetmen koltuğunda David Fincher’ın bulunduğu filmin başrollerini ise Brad Pitt, Edward Norton ve Helena Bonham Carter paylaşmaktadır.

Dövüş Kulübünün birinci kuralı: Asla Dövüş Kulübü hakkında konuşma. Dövüş Kulübünün ikinci kuralı: Asla ve asla dövüş kulübü hakkında konuşma. Jack, hayatın sıradanlığına kapılmış bir sigorta memurudur. Uzun bir süredir “insomnia” yani uykusuzluk hastalığından şikayetçidir. Kendi psikolojik sıkıntılarından kurtulabilmek adına grup terapilerine katılmaktadır. Terapiler esnasında Marla adında bir kadınla tanışır. Bir süre sonra da hayatını değiştirecek olan Tyler Durden ile. Durden, Jack’in ulaşmak istediği tüm hedeflere ulaşmış olan bir adamdır ve Jack’i asla hakkında konuşulmaması gereken bir organizasyon olan “Dövüş Kulübü” ile tanıştıracaktır.

Ayrıca filmin elde ettiği büyük başarı üzerine bilgisayar oyunu da çıkarılmış ancak kitabın ve filmin hayranları tarafından ticari amaçlı olmakla suçlanmıştı.