1980’li yılların ortasında geçirdiği iki yıllık korkunç bir dönemi cesurca kaleme alması ile cesaretini tüm dünya ile paylaşan Betty Mahmudi, milyonlar tarafından okunup izlenen “Kızım Olmadan Asla” kitabının yazarıdır. Yaşadığı esaret sürecini her detayıyla birlikte kaleme almasının ardından tüm dünyada bu hikaye farklı açılardan ele alınmış, kültür farklılığı ve buna adapte olmanın zorluğu daha çok kabul görmeye başlamıştır. İki kültürün çatışması ön planda tutulurken, aynı zamanda Ortadoğu’nun farklı bir kültürden gelen insanlar için uyum sağlaması en zor coğrafya olduğu da söylenmektedir. Bu hikaye söylenilenlerin sebebi olduğu gibi aynı zamanda hikayenin anlatılmasının ardından gelişen olaylar da gerçekliğini kanıtlar niteliktedir.

Hikayeyi kısaca ele almak gerekirse, Amerika’da yaşayan İranlı bir doktorla evlenen Amerikalı Betty, kızı ve kocası ile birlikte İran’a tatile gittikten kısa bir süre sonra bu ülke sınırları içerisinde esir tutulmaya başlanıyor. Şeriatin hakim olduğu ve kadın haklarının hiçe sayıldığı bir ülkede çocuğunu babası ile sonsuza dek yalnız bırakmak istemediği için insanüstü bir mücadele vermeye başlıyor ve bu mücadele sırasında inancın ne kadar korkunç şeylere yol açabileceğine şahit oluyor. İki yıllık esaret ve kaçış sürecinin ardından özgürlüklerine kavuşsalar da hayatları boyunca unutamayacakları bir travma geçirmiş oluyorlar.

Betty Mahmudi, yalnızca doğduğu kültür sebebiyle değil; aynı zamanda sahip olduğu sabır ve inatçı karakteri ile bu hikayenin sonuna kadar gelmeyi başardığını da röportajlarında sık sık belirtiyor. Kızına bırakacağı hayatın ne kadar önemli olduğunu, kendi özgürlüğü ile kızının geleceği arasında kaldığında her zaman kızını seçtiğini söylerken bu sefer akıllara başka bir soru geliyor: Yaşanan tüm bu şiddetli vakalar olmasaydı, Amerikalı anne ve kızın Ortadoğu’ya adapte olması mümkün olabilir miydi? Betty Mahmudi bu soruya kendi içinde hayır cevabı vermiş olacak ki, esaret süreci içerisinde kızının olumsuz etkilenmeyeceğini düşünüp İranlı çocuklar ile birlikte yerel bir okula gitmesine izin veriyor. Hikayede sıradan bir detay gibi gözükse bile eğitim konusunda söylenilenler çok büyük bir önem taşıyor çünkü eğitimin kişiye bir ‘aidiyet’ duygusu verdiği vurgulanıyor. Farklı bir dil, farklı bir milletten arkadaş ve öğretmenler, daha kalitesiz eğitim koşulları gibi gerçekler ile çok küçük yaşta yüzleşen Mehtap yaşadığı kültürel şoku annesine karşı açıkça yansıtabiliyor.

Önemli detaylardan bir diğeri ise, Betty’nin İran’a gittiği ilk günlerdeki objektifliği. Eşi ile Amerika’da tanıştığı için gayet medeni bir hayat sürerken İranlı olmasını yıllarca göz ardı edip nasıl bir kültürden geldiğini düşünmek ya da bunun üzerinde senaryo kurmak istemiyor, yalnızca haberlerden İran’ın siyasi hareketlerini takip ediyor ve bunun sonucunda İran’a adımını attığı ilk andan itibaren Ortadoğu’nun kültürü yüzüne tokat gibi çarpıyor. Kalabalık aile yapısından; hijyenik koşulların eksikliğine kadar birçok detayı daha eve gitmeden yakalayan Betty, bu gördükleri karşısında bir Amerikan olarak adapte olamayacağının o anda farkına varıyor. Aynı zamanda sosyal kader kavramı ile coğrafi kader kavramının karıştığı karakter olan Mehtap (Betty ve eşi Seyid Bozorg Mahmudi’nin kızı), hikayedeki yetişkin bireylerden birisi olmadığı için zaman zaman etrafından hızlı etkileniyor ve oraya ait gibi yaşamaya devam ediyor. Bu kısa süren olaylarda Betty her seferinde Mehtap’ı engelleyerek tam olarak bir uyum süreci geçirmesini sakin bir yolla engelliyor.

2010’lu yıllardan Betty ve Mehtap Mahmudi

İnsan hakları ihlalinin sıkça yaşandığı ve koşulların çok zorlayıcı olduğu bu coğrafyada iki yıl kadar uzun bir sürede ayakta durmayı başarabilen Betty Mahmudi’nin hikayesi yayınlandığı andan itibaren birçok kadına ilham kaynağı olmuş ve onları kendi hakları için harekete geçirmiştir. Beyaz perdeye aktarılan bu hikayenin daha geniş kitlelere ulaşması ile birlikte Betty Mahmudi Amerika’da kadın ve çocuk hakları ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Asıl amacı çift kültürlü ailelerin çocuklarına yardım etmek olan bir derneğin kurucusudur.

Dünyada esaretin daha da normalleşmeye başladığı bu dönemlerde, esaretin sebebi olarak sunulan bahanelerinden en zoru ile, inanç bahanesi ile savaşan Betty Mahmudi’nin hikayesi yaşanan milyonlarca hikayeden yalnızca birisidir. Özgürlüğü için savaşmasıyla bilinen kadınlardan biri olan Betty, her röportajında tüm yaptıklarını çocuk sevgisi uğruna yaptığını söylemektedir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here