Televizyon dünyasında kurallar tüm hızıyla değişiyor. Artık hükümdarlık online platformların akışkanlığında hayat buluyor. Peki ya sinema dünyası ne alemde? Yedinci sanatın televizyona göre bariz gelenekçiliğini yok etmek isteyen birilerinin var olmasının bile kimi kesimleri epey rahatsız ettiğini geçtiğimiz aylarda düzenlenen Cannes Film Festivali’nde tüm acımasızlığıyla gördük. Odakta olan filmler Netflix yapımı Okja ve The Meyerowitz Stories’di. Gösterimleri esnasında yuhalanmaları yetmezmiş gibi festival kurulunun yaptığı açıklamada bundan sonra Fransa’daki sinema salonlarında gösterime girmeyen filmlerin yarışmaya girişlerini temelli olarak yasaklandı. Karar gerçekten sinema salonlarının varlığını güvence altına almak isteyen bir masumiyetin mi yoksa katı ve yerinde sayan kuralcı bir kesimin yenilik düşmanlığının bir ürünü mü zaman gösterecek. Biz ise dikkatimizi tüm bu atmosferin içinde sinemaseverlerin senenin en ilginç filmlerinden biri olarak ilan ettikleri Okja’ya verelim. Karşınızda beş adımda Okja’nın “kafası karışık” anatomisi:

1 – Sağlam Bir Açılış

Okja, distopik bir gelecekte beslenme ve gıda problemleri ile karşılaşan insanoğlunun muhtemelen vereceği yoğun kapitalist tepkinin ürünü olan güçlü ve çok uluslu bir şirketin yarattığı “süper domuz” projesini tanıtarak açılıyor ve devamında yaşanacak tüm olayların temeli bu noktada atılıyor. “The Mirando Corporation” isimli hayali şirketin başında bulunan Lucy Mirando’nun günümüz Youtuber’larını andıran abartılı ve rahatsız edici sunum tarzıyla açlığa çözüm olarak sunulan bu süper domuzların geleceğini anlattığını izlediğimiz bu sekanslar filmin en tatmin edici kısımlarından birini oluşturuyor. Bu renkli reklam kampanyasının devamında izlediğimiz odak noktasındaki domuzumuz Okja’nın yetiştiği dağ köyünde yaşananlar, Okja’nın bakımını ve “en iyi arkadaş”lığını üstlenen Mija’yla tanışmamız ve yaratılan atmosfer de sağlam. Bu güzel olaylar silsilesi halihazırda durgunken hiçbir sorun yok. CGI teknolojisiyle yaratılan Okja’nın gerçekçi görünümü de takdire şayan. Yönetmen Joon-ho Bong bize daha ilk anlardan itibaren acımasız bir dünyada masum kalmayı başarmış Okja-Mija ilişkisiyle empati kurdurmayı başarıyor.

2 – Bir Miktar Hayal Kırıklığı

Ne zaman ki Okja Mija’dan koparılıp şehre götürülüyor, işte o anda hayal kırıklığı yaratan bir gelişme kısmı izlemek zorunda kalıyoruz. Hangi akla hizmet seçildiğini bilmediğimiz -ve Türk izleyicisine epeyce tanıdık gelecek- kalite sıkıntısı yaşayan müzikler eşliğinde ziyan edilmiş kovalamaca sahneleri filmin sağlamlığına en büyük darbeyi vuruyor. Belki de yönetmenin mesaj kaygısında boğulmamak adına tercih ettiği komedi-macera sosunun, filmi bu noktada kendi elleriyle boğduğunu söylemek gerek.

3 – Her şeye rağmen Tilda Swinton

Filmi her noktada sırtlamayı başaran Tilda Swinton ise Okja’ya ikonik bir film olma şansını sunan isim. Wes Anderson filmlerinden çıkmışa benzeyen grotesk karakterini ete kemiğe büründürüyor. Bugüne kadar girdiği rollerin altından her zaman başarıyla kalkmış Swinton, başkası oynasa filmi her anlamda gülünç bir parodiye çevirebilecek karakteri kıvamına getiriyor.

4 – Kararsız Kaldığımız Bir Oyuncu Kadrosu

Tilda Swinton hariç diğer oyunculardan sadece birini şüpheye düşmeden övebiliriz. Filmin duygusal belkemiğini oluşturan Mija’ya hayat veren çocuk oyuncu Seo-Hyun Ahn gerçekten de bizi filme bağlayan bir başarının sahibi oluyor. Filmin dikkat çeken isimlerinden Jake Gyllenhaal için görüşlerimiz bir miktar karışık. Mirando Şirketi’nin sevimli bilim insanı yüzü rolündeki Johnny Wilcox’u canlandıran aktör, Swinton gibi benzeri rollerde deneyimli olmamasından mıdır bilinmez, fazla karikatürize bir oyunculuk sergiliyor. Filmin aktivist topluluğu “Animal Liberation Front”un üyelerini canlandıran oyuncuların arasında ise en son Swiss Army Man’de takdirle izlediğimiz Paul Dano öne çıkıyor. Yalnız “Animal Liberation Front” üyelerinin de fazla karikatürize ve yüzeysel kalmaları Dano dahil diğer genç oyuncuların da yaratım alanını epey kısıtlıyor.

5 – “E.T.”vari Masumiyetin Işığında Bir Kapitalizm Eleştirisi

Okja, her şeyden öte yüreklere hitap eden hikayesiyle tüm olumsuzluklarını görmezden geldirebilir mi? Kapitalizm ve insani değerleri hiçe sayan acımasız gıda endüstrisine eleştirilerini, yeri geldiğinde acımasız yeri geldiğinde satirik tonlarda seyirciye doğru şekilde ilettiği gerçeği inkar edilemez. Günümüz dünyasında bile yeterince kötü olan gıda güvenliği ve hayvan hakları konusunda izleyicilerinin beyninde fikir kıvılcımları yakması bile Okja’yı şefkat duyduğumuz o filmlerden biri haline getirmeyi başarıyor. Filmin sağlam açılışını aratmayacak sağlam da bir kapanışı var. Ayakları yere basan ve üzen bir gerçeklikle bizi karşı karşıya bırakan Okja, bu -maalesef ki- gerçekçi sonlaşı ile film boyu yaratamadığı mizah-dram dengesinin özrünü diliyor bir nevi.

Son tahlilde Okja yıllar sonra belki bir başyapıt olarak hatırlanmayacak ama 2017’nin kısır vizyonunda verdiği naif mesajların güzelliği bile onu izlenir yapmaya yetiyor. Zaman ayırın ve üzerinde düşünün. Pişman olmayacaksınız.