Yönetmenliği Barry Jenkins tarafından üstlenilen ve Tarell Alvin McCraney‘in In Moonlight Black Boys Look Blue adlı kitabından sinemaya uyarlanan 2016 Amerikan yapımı bu dram filmi, Altın Küre’de En İyi Film Ödülü’nü sahiplenirken aynı zamanda 3 Oscar sahibi bir film olarak adını en başarılı filmler arasına yazdırmış durumda. Mahershala Ali, Naomie Harris, Trevante Rhodes, Ashton Sanders, Jharrel Jerome gibi isimleri bünyesinde barındıran film, oyuncularıyla da izleyiciyi filmin içerisine çekiyor.

Chiron isimli bir çocuğun, yaşamındaki kırılma noktaları diyebileceğimiz anlar baz alınarak üç parçaya bölünmüş hayatını konu alan bir kurgu var karşımızda. Çocukluğu, ergenliği ve yetişkinlik dönemi. İnsanın kırılgan yapısını ve bu kırılgan yapının inşa edildiği temelleri inceleyen film, görmeye oldukça alışık olduğumuz beyaz, orta-üst sınıf yaşam şartlarına sahip ve marjinal diyebileceğimiz kesimin eş cinsellik eğilimlerini konu edinen filmlerin de dışına çıkarak farklı hayatları izleyiciyle buluşturuyor.

Filmin içerisinde, renk tercihlerine varana kadar insan psikolojisini etkileyen ögelere yer veriliyor olması ise konu ve sıra dışılığının yanında sinematografisinin de bir o kadar kuvvetli olduğunu gösteriyor.

1. Little

Chiron’un çocukluk dönemini konu alan bu bölüm, belki de hayatının geri kalanına etki edecek en önemli bölüm olarak görülebilir. Alex Hibbert tarafından küçüklüğü canlandırılan Chiron, cinsel yönelimleri konusunda henüz herhangi bir farkındalığı olmamasına rağmen arkadaşları tarafından gördüğü zorbalıklar olsun, annesinin kendisini hor görüşü olsun, her şekliyle zorlu bir çocukluk geçirmektedir. Yaşam şartlarını alt kesim olarak adlandırılabilecek bir biçimde sürdürürken bunun aynı zamanda bir baba figürünün yokluğunu da çekmekte.

“Etrafta koşturup duruyor ve tüm ışığı üstüne çekiyorsun. Siyahi çocuklar ay ışında masmavi olur. Sen de masmavisin. Bu yüzden sana Blue diyeceğim.”

Bu noktada, ilerleyen zamanlarda kendisine baba figürü olarak görebileceği Juan (Mahershala Ali) ile yolları kesişiyor. Juan’ın Chiron’un hayatındaki rolü oldukça belirleyici bir konumdadır çünkü kendisi olması gerektiğini ona anlatmaya çalışmakla beraber, eş cinsel yönelim konusunda telkin edici konuşmasıyla Chiron’a yardımcı olmaya çalışıyor.

”Bir gün kim olman gerektiğine karar vermen gerekecek. Bu kararı başkasının vermesine izin verme.”

Bu dönemde kendi kimliğini keşfetme konusunda henüz küçük bir yaşta olsa bile sonraki zamanlarda hayatına etki edecek psikolojik alt yapısının inşa olduğu söylenebilir.

2. Chrion

Bu bölümde Chrion, ergenlik döneminde bir birey olarak karşımıza çıkmakta ve Ashton Sanders tarafından canlandırılmaktadır. Annesi ile olan ilişkileri, annesinin gittikçe kötüye giden bağımlılığıyla beraber daha kötü bir hal almıştır. Bunun yanı sıra kendisine baba figürü olarak görebileceği Juan’ı da kaybetmiştir. Hayattaki yalnızlığı artarak devam ederken yaşıtları tarafından küçüklüğünden beri uğradığı zorbalıklar ise hiç değişmeden devam etmektedir.

Bütün karamsar olaylar bir yandan devam ederken çevresindeki zorbalıklar karşısında kendi içine daha çok dönen Chiron, bir yandan da kendini keşfetmek için mücadele ederken ilk defa kendi kimliğini açığa çıkaracağı bir deneyim yaşamıştır. Küçüklüğünden beri yanında olan en yakın arkadaşı, onun dürtülerini açığa çıkaran ilk kişi olmuştur.

“İnsanda ağlama isteği uyandıran şeyler güzel geliyor.”

Belki de kendini kabullenme konusunda pozitif yönlü bir kırılma yaşatabilecek bu olayın hemen akabinde yine aynı arkadaşı Kevin (Jharrel Jerome) tarafından da zorbalık görmesi, Chiron için bütün iplerin kopmasına sebep verecektir.

Burada, Kevin karakterinin rolü Chiron için oldukça belirleyici olsa bile Kevin, kendi hayatındaki kararların belirleyicisi değildir. İnsanların düşündüğü ve olması gerektiğini söyledikleri şekilde hayatını sürdürmektedir. Chiron’a zorbalık yapmasının da aslında öyle olmasını istediği için değil, öyle olmasını istedikleri için yaşandığı, Kevin’ın gözlerinden okunur bir seviyededir.

3. Black

Bu sefer yetişkin bir birey olarak karşımıza çıkan Chiron, Trevante Rhodes’in oyunculuğuyla hayat buluyor. Yaşadığı son kırılmanın ardından ıslahevine gönderilmesi, Chiron’u bambaşka biri haline getirmiştir. Özünde bambaşka olmasa bile görünürde bambaşka biridir. Atlanta’da kendisine sil baştan bir hayat kurmuş ve bu hayat içerisinde kendisine öncekinin tam aksine “sert” bir imaj belirlemiştir.

Uyuşturucu satıcısı olarak hayatına devam eden umarsız bir birey olarak göze çarpıyor son bölümde. Bir yandan ise gerek geldiği son nokta, gerekse davranışlarıyla Juan’a oldukça benzer bir yapı göstermektedir. Cinsel yönelimlerini iyice içine bastırmıştır, uyku problemleri çekmektedir ve hayatındaki problemlerden mümkün mertebe kendine yarattığı yeni dünya içerisinde kalarak kaçmaya çalışmaktadır.

Ne kadar eski hayatını göz ardı etmeye çalışırsa çalışsın, bir gece alacağı telefon onu başladığı noktaya, Miami’ye döndürmeye yeterli olacaktır.

Kevin tarafından yapılan arama, Chiron’un bir süredir ertelediği anne ziyaretini gerçekleştirmesini ve tabii ki Kevin’i ziyaret etmesini sağlayacaktır. 10 yıl içerisinde tek değişen Chiron değildir elbette. Uyuşturucu bağımlılığı yüzünden çocukluk döneminde oğluna eziyet ettiğinin farkında olan ve iyileşmeye çalışan bir anne figürü vardır şimdi karşımızda. Başlarda her ne kadar sevgisiz ve ilgisiz gibi görünse de içindeki sevgiyi son bölümde tüm içtenliğiyle ortaya koyuyor Paula (Naomie Harris).

“Tanrı biliyor ya, ihtiyacın olduğunda seni sevmiyordum. Bunu biliyorum. O yüzden beni sevmek zorunda değilsin.”

Kevin (Andre Holland) da aynı şekilde değişime uğramıştır. Düzenli bir işi olan bir adamdır ve bunun yanı sıra bir babadır. Evli olmasa bile oğlunu oldukça düşünen ve bir şekilde hayatını yolunda tutmaya çalışan bir kimliğe sahiptir.

“Gerçekten istediğim hiçbir şeyi yapamadım. Tek yapabildiğim, insanların yapmam gerektiğini düşündüğü şeylerdi. Hiçbir zaman tam kendim olamadım.”

Hayattaki önceliği artık kafa rahatlığına dayanmaktadır. Chiron’un dönüşüne sevinmekle beraber ondaki bu sert imaj değişimini anlamlandırmakta zorlanmıştır. İçindeki dışlanmış ve yalnızlığı yüzünden kendine kalın duvarlar örmüş kişiliği tekrar görmesi için ise Chiron’un Kevin’a içini dökmesi gerekmiştir.

Chiron’un Kevin’a içini döküşü belki de ilk defa kendisini kabullenerek ve tamamen kendi olarak attığı cesurca bir adımdır. İkisi arasındaki hassas yoğunluğu sonuna kadar görebileceğimiz bir ilişkiyle öykü sonlanmıştır.

Hayatın içinden olmasına rağmen dışlanmışlığı doruklarda hissettiren ve birçok insanın aslında içten içe yakındığı yalnızlık duygusunu derinden işleyen film, bir insanın kendi kimliğini keşfederken yaşadığı bütün hassas noktaları izleyiciye başarıyla sunuyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here