Geçtiğimiz günlerde, uzunca bir bekleyişin ardından Netflix yapımı The End of the F***ing World dizisinin 2.sezonu yayınlandı. İngiliz yapımı dizinin yayınlandığı günden itibaren artan geniş bir hayran kitlesinin bulunuyor olması, 2.sezonun önünü açmış olsa da bu durum pek çok seyirci için sevindirici bir haber olmamıştı. Çünkü ilk sezon aynı adlı çizgi romandan uyarlanmıştı ve eserin anlatacakları, ilk sezonda bitmişti. Bu yüzden ikinci sezonun, birinci sezon kadar eşsiz bir iş olmayacağı yönünde önyargılar bulunuyordu. Önyargılar diyorum çünkü, 2. sezonun bu denli başarılı olabileceğini düşünmeyen gruba dahildim. İncelemeye geçmeden spoiler içerdiğini önceden belirteyim.

The End of the F***ing World ilk sezonunda; aile içi taciz, intihar, tecavüz gibi ağır konulara özgün bir biçimde değinen bir kara mizah dizisi olarak, çok farklı bir yapım olduğunu izleyecilere gösterebilme fırsatı bulmuştu. Yeni sezonun diğer dizilere kıyasla geç geldiği göz önüne alındığında, önceki sezonda neler olduğunu sıkça hatırlatan dizinin, bu tutumunu da oldukça beğendim. Önceki sezonda James‘i kanlar içinde bırakmıştık. Bu durum dizinin hayranları tarafından Bonnie & Clyde hikâyesinden çok, modern bir Romeo & Juliet hikâyesine evrilmiş hissiyatına zemin hazırlamıştı. Acaba Romeo, zehri tükürebilmiş miydi?

İzleyici, James yaşıyor mu? Alyssa’ya neler oldu? gibi sorularla boğuşurken, dizi hiç bunları dert etmeden, rahat bir biçimde yeni sezonu yeni bir karakterle açmayı tercih etmiş. Bu anlamda, uyarlanılan eserin yazarı Charles Forsman‘ın dizinin senaristliğini üstlenmiş olması çok yerinde bir karar olmuş. Önce Naomi Ackie‘nin canlandırdığı Bonnie karakterine biraz bakalım. Dizide yeni bir soluk ve yeni bir belanın yaratılmış olma fikrini başlarda oldukça beğenmiş olsam da oyuncunun performansını, Jessica Barden ve Alex Lawther‘in oyunculuklarının yanında zayıf buldum. Sezonun başında uzun uzun Bonnie’nin anlatılması, ileride olacak olayların arkasını güçlendirdiği için yerinde bir tercih olmuş. İlk sezonda Alyssa’ya tecavüz etmeye çalışan Dr. Clive Koch‘u, bu sezonda Bonnie’nin geçmişte takıntılı aşığı olarak görüyoruz. Bu denklemin kurulmasının, ikinci sezonun en dâhiyane fikirlerinden birisi olduğunu düşünüyorum.

Bonnie sorunlu bir aileden gelen, en ufak şefkate aç, genç bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Bu detay en abartılı şekilde anlatılsa da; birçok seyirciye, bu durumun aslında çok olağan ve sarsıcı geldiğine dair hiç şüphem yok. Bonnie’nin sezon boyunca niçin Alyssa‘yı veya James‘i, bulduğu ilk fırsatta öldürmediğinin en güzel yanıtı işte burada saklı. Örneğin; restoran sahnesinde Bonnie ve Alyssa’nın arasında geçen uzun konuşma bölümü. Aslında burada fark ediyoruz ki, Bonnie’nin aç olduğu şey intikam değil; kabul görmek, şefkat bulmak.

Birkaç bölüm boyunca “Acaba öldü mü?” sorularının ardından James‘i görmüş olmak, kesinlikle çok güzel bir hissiyattı. Geçen sezondan bu yana James’in karakter dönüşümüne hayran kaldığımı belirtmeden geçemeyeceğim. İlk sezonda bunu muazzam işlediklerini düşünsem de; bu sezon boyunca elinden, içinde babasının külleriyle dolu kavanozu hiç düşürmemiş olması bende kalıcı bir etki yarattı.

2.sezonun merkezinde bulunan başlıca karakterin Alyssa olduğunu düşünüyorum. Dizinin genel olarak en büyük çatışma noktası, benlik üzerine diktiğimiz kostümler. James‘in kendisini psikopat olarak görmesi, Bonnie‘nin içinde bulunduğu durumu aşk olarak nitelendirmesi ve elbette ki Alyssa’nın kendisini her daim güçlü görmek, her şeyi atlattığını düşünmek istemesi. Bu anlamda Alyssa karakteri, her ne kadar çoğu seyirci için fazlasıyla itici ve sinir bozucu bir karakter gibi gelse de, dizinin en büyük başarısının bu rahatsız edicilik hissinde yatıyor olduğunu düşünüyorum.

The End of the F***ing World’ün; var olan her bir karakteriyle, kostüm, müzik gibi detaylarıyla ve elbette ki özgün anlatısıyla kara mizah yapımlar arasında çok eşsiz bir yere sahip olduğunu düşünüyorum. Daha kaç sezon devam eder bilinmez ama yeni sezona ilişkin kısaca bunlar söylenebilir. Siz 2. sezonu nasıl buldunuz? Bizimle paylaşmayı unutmayın!

 

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here