Sundance Film Festivali’nde drama dalında en iyi film ödülünü kazanarak adından söz ettiren Like Crazy, romantik komedi/dram filmleri yapan Drake Doremus imzalı bir film.
Drake Doremus ve Ben York Jones’un kendi yaşadıkları “uzun mesafe ilişkileri”nden ilham alarak senaryolaştırdıkları “Like Crazy”, 2011 Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü kazanmış, Felicity Jones ise naif oyunculuğuyla Özel Jüri Ödülü’ne layık görülmüştür. Yönetmenin başarılı mekan seçimleri ve renk kullanımının Ingrid Michaelson tarafından seslendirilen “Falling in Love with You” coverıyla hafızalarda daha fazla yer etmiş Like Crazy. Başrollerinde; Felicity Jones, Anton Yelchin, Jennifer Lawrence yer alıyor. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Felicity Jones’ın oyunculuğu ona Özel Jüri Ödülü’nü kazandırmıştı.

Birbirlerine kavuşamayan bir çifti izlemenin ne kadar eğlenceli olabileceğini size bıraksam da inişleri ve çıkışları bol olan bu öykünün seyirciyi bir şekilde kendine çektiği gerçeği de gözden kaçmıyor. Bunda oyuncuların etkisinin mi yoksa yönetmenin anlatımı mı büyük paya sahip, buna izleyenler karar veriyor. Hikâyede seyircinin kafasına takılan pek çok detay ve haliyle cevaplanmamış sorular mevcut. Doremus’un asıl amacının bu detaylara takılmadan yalnızca birbirini delicesine seven iki insanın aşklarını anlatmak olduğu konusu kesin. Durmadan ayrılıp barışan, bu olmasa bile araya koca bir okyanusun girdiği iki aşığın hayatlarına giren diğer karakterlerin içi öylesine boş bırakılmış, filmdeki rolleri o kadar havada kalmış ki hikayeye ne kattıklarına dair düşünmeden edemiyor insan. Yalnızca çeşitli ihtiyaçları gidermelik ve birilerini unutmaya çalışmalık birer karakter olduklarına inanıyorsunuz en sonunda; o kadar da umutsuz bir durum söz konusu.

Filmden bahsetmek gerekirse, İngiltere’den Los Angeles’a exchange öğrenci olarak gelen Anna (Felicity Jones) üniversitede tanıştığı Jacob’a (Anton Yelchin) sırılsıklam aşık olmasını fakat hesaba katmadığı ya da düşünmeyi ertelediği bir sorunla yani vize sorunuyla karşı karşıya kalmasını anlatıyor. Ailesinin yanına gidip Amerika’ya tekrar dönmek istediğinde bu “çılgın” aşkın önünde büyük bir engel vardır. Anna, gümrük ve göçmenlik kanunlarını ihlal ettiği için Amerikan vizesi men edilmiştir. Aşkın baştan çıkarıcı etkisi o kadar güçlüdür ki, Anna vizesinin yasal süresini aşarak İngiltere’ye dönüş tarihini uzatır. Anna Amerika’ya gidemediği gibi Jacob’un Amerika’da yerleşik bir işinin olması, çiftin yollarını tıkar. Başlarda Jacob, belirli aralıklarla Anna’nın yanına gitmek için bahaneler bulsa da zaman zaman aşkları mesafelerle olan savaşa yenik düşecek, her iki taraf da fedakarlık gösterse bile çekilen çileler Anna ve Jacob’u pes ettirecektir. Peki ya Anna ve Jacob bu sınavdan geçip birbirleriyle bir hayat geçirebilecekler mi?

Sıradan uzak mesafe ilişkilerine hepimiz tanık olduk, “ne kadar sıkıcı” diye başladığımız filmi yakından ve merkezden yakalarsak aslında öyle olmadığını anlıyoruz. Filmin içinde herkes bir kerelik de olsa kendi benliğini buluyor.
Like Crazy’nin sonu kimilerine göre öylesine yazılmış, ucu açık bir son fakat filmi başından anlamaya başlarsanız sonunu bir o kadar net noktalarsınız.

Filmin kendine en çok hayran bırakan tarafı, hiç şüphe yok ki müzikleri. Dustin O’Halloran’un parmaklarından duyduğumuz piyano vuruşları, filmi izlenir kılan ögelerin başında geliyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here