1994 Adana doğumlu olan Aşarhan, MSGSÜ Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Bölümü’nde Opera Anasanat Dalı’nda okumakta. Karşımıza hem “Sopa” coverı hem de kendi şarkılarıyla çıkan Aşarhan ile samimi bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar dileriz!

1- Öncelikle biraz kendinizi tanıtabilir misiniz? Müzik dünyasına girişiniz nasıl gerçekleşti? Ne gibi süreçlerden geçtiniz?

Adım Aşarhan, 1994 yılında Adana’da doğdum, orada büyüdüm ve 18 yaşında MSGSÜ Devlet Konservatuvarı Sahne Sanatları Bölümü – Opera Anasanat Dalı gibi söylemesi de okuması da uzun bir bölüm kazanarak İstanbul’a geldim. Asıl hedefim İstanbul’du tabii… Müziğin kalbi burada atıyor. O bildiğimiz, insanı içine çeken büyülü müzik dünyasına henüz bir giriş yapamadım fakat attığım her adımın hakkını vermeye, iz bırakarak yürümeye çalışıyorum kendi yarattığım dünyada. Çok büyük bir rekabetin olduğunun farkındayım o yüzden çok kırmadan, kırılmadan, dişlerimi göstermeden kendi halimde büyük kitlelere ulaşmaya çalışıyorum. Ortalama 3 yıldır beni destekleyen az da olsa muhteşem bir kitlem var. Yaptığım her şeyi sahiplenip tekrar tekrar her anına adapte ediyorlar beni. Ne kadar “Umarım keşfedilmezsin, sadece biz dinleriz seni.” deseler de inanılmaz hoşuma gidiyor. 😊 Müzik piyasasına girmeyi ve tutunmayı hedefleyen her genç müzisyen gibi benim de karşıma risk almak istemeyen büyük şirketler engeli çıkıyor tabii ki. “Başka bir yol, başka bir doğru” var. Buna inanıyorum ve müziğimden vazgeçmiyorum.

2- Bildiğimiz kadarıyla genellikle cover parçalarla karşımıza çıkıyorsunuz. Yeniden yorumlayacağınız parçaları tam olarak hangi kriterlere göre seçiyorsunuz?

Aslında bilinenin aksine Sinan Akçıl’ın yazdığı, Hande Yener sayesinde tanıdığımız “Sopa” coverından başka coverım yok. Chris Isaak’e ait Wicked Game şarkısını Türkçeleştirdim fakat bunu yaparken sözlere tamamıyla bağlı kalamadım. “Seninle”yi yazarken Wicked Game’i bütün hücrelerimde hissettiğim garip bir aşk acısı içerisindeydim. Daha çok ıstırap gibiydi ve bir anda ortaya çıktı. Bir şarkıyı yeniden yorumlamak benim için çok radikal bir karar. Dinlenen olmak için sürekli şarkı coverlamak ve nihayetinde tekerrüre düşmek çok tercih ettiğim bir şey değil. Kendimi tekrarlayacağım işler yapmaktansa köşede sessizce işlerimi devam ettirmek, proje geliştirmek daha mantıklı geliyor. “Türkiye’de öyle bir şarkı coverlayayım, yolumu bulayım.” işleri çok zor bana kalırsa. Dinleyici çok seçici ve eleştiri yaparken çok sert olabiliyor.  Öncelikle benim dinlerken ve söylerken heyecanlanabileceğim bir şarkı olması gerekiyor ki dinleyici ne zaman dinlerse dinlesin aynı lezzeti alabilsin. “Bu şarkının tam da böyle olması gerekiyor.”, “Orijinalinden daha iyi.” dedirtebilmek çok önemli bence. Müzik formlarını bilmek, şarkı sözlerini iyi analiz edebilmek, gözünü kapattığında sözlerle duygusal bir bağ kurmak gerekiyor. Aksi halde bir cover, uzun süre sığınacağınız bir sığınak olamaz.

3- Bu sektörde isminizi nasıl duyurmak istersiniz?

Canlı performanslarımla, sahne enerjimle, özgünlüğüm ve özgür tavırlarımla adımı duyurmak isterim.

4- Sizi Vodafone Freezone Son Ses Yarışması’nda izlemiştik. Bu yarışmada neler deneyimlediniz, sizin için nasıl bir süreçti?

Vodafone Freezone Son Ses Yarışması’nın ilk finalistlerinden biriydim. Benim için çok özel bir deneyim oldu çünkü Simge Sağın ve Gökhan Türkmen gibi sanatçılarla aynı müzik stüdyosunu paylaşmanın yanı sıra hep hayalini kurduğum bir ortamda yarıştım. Küçüklüğümden beri “BBC1 Radio Studio Sessions” videolarına bakar ve ciddi ciddi keşke yarışma formatları bir stüdyo ortamında gerçekleşse diye düşünürdüm. Kamera fobime rağmen çok güzel işler başardık. Ekibiyle sahne alan tek şanslı yarışmacı bendim. Tarık Sezer ve orkestrası da bana orada çok yardımcı oldu. Bir vokalin en rahat hissettiği sahne kendi ekibiyle olduğu sahnedir. Bizim çocuklar yıllardır en büyük şansım ve destekçim. Her zaman beni ön plana çıkarırlar. 😊

5- Kendi şarkılarınızı yazdığınızı ve bestelediğinizi de biliyoruz. Şarkı sözlerinizi yazarken ilham aldığınız birileri var mi?

Şarkılarımı 15 yaşından 23 yaşına kadar içgüdüsel olarak yazıyordum. 23 yaşımda, bu yolda Harun Tekin ışık tuttu bana. Şarkı yapmanın bütün inceliklerini gösterirken hissettiklerime yönelmemde ve kaleme almamda büyük rolü vardır.

6- Müzik sektörüne giriş yaptığınızda aklınızda ne gibi hedefler vardı? O hedefleri gerçekleştirme yolunda attığınız adımlar nelerdir?

Aslında hala sektörü anlayabilmiş değilim, dinamikleri sürekli değişiyor. “Milad” şarkımda söylediğim gibi “Her şeyi kolay sanıyordum, herkes sever biliyordum.” ama hiçbir sektörde kolay olmadığı gibi o basamakları tırmanmak bu sektörde de kolay değil. Yani henüz Aşarhan’ın Milad’ı yok. Doğru yerde doğru zamanda olmak istediğim için temkinli adımlar atıyorum. Herkese inanmak gibi kötü bir huyum vardı, onu bıraktım. Zaaflarınızla, hayallerinizle beslenen, sizi oyalamaktan zevk alan çok fazla insan var. Bireysel hareket etmeye çalışıyorum. Umarım fikrim değiştirecek birileri olur.😊

7- Aklınızda albüm düşüncesi var mı?

Evet var. Yıl sonuna kadar her şey yolunda giderse önden yayınlamak istediğim 3 şarkı var, olaylar malumunuz şimdilik evde tek başıma dinliyorum.

8- Akustikhane’nin yeni sesler keşfetmek için yaptığı yarışmalarda siz de yer aldınız ve “Güz” isimli şarkınızı seslendirdiniz. Kendi şarkınızı söylemek nasıl bir his?

“Güz” benim için çok kıymetli çünkü işin içinde Harun Tekin’in de parmağı var, onun söz yazarlığı atölyesinden çıkma. Aslında Güz’e sonradan bir bölüm daha yazmıştım fakat aynı güçlü duyguları yansıtmadığını hissedince çıkardım, doğasını bozmak istemedim. Akustikhane de tam o döneme denk geldi. İşin komik tarafı benim şu an hiçbir şarkımın Bip Akustik, Akustikhane, Freezone Studio haricinde stüdyo kayıtları yok. Böyle platformlarda kısıtlı zaman içerisinde maksimum iki tekrarla yansıtabildiğiniz kadarını yansıtmanız gerekiyor canlı performasınızda. Bu zaten başlı başına bir yarışma olduğu için Akustikhane’de Güz’ü söylerken sadece tadını çıkarmaya çalıştım. Çok sıcaktı stüdyo, yüzüme bakınca anlaşılıyor😊

9) Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Opera okuduğunuzu biliyoruz. Opera okumak hayaliniz miydi? Bölümünüz, sizin sektördeki konumunuzu nasıl etkiliyor?

Aslında bir gün opera okuyacağım aklımda yoktu, müzikale çok yatkın olduğumu düşünüyordum. Lise 2’de Nightwish’in The Phantom of the Opera’sını dinledim YouTube’da ve tüylerim diken diken oldu. Sonra yavaş yavaş Youtube aramalarımda “Opera” içerikleri çoğalmaya başladı. Müzik öğretmenimin operaya ilgimi fark etmesiyle 10 Kasım’da kendimi birden Bülbülüm Altın Kafeste’yi kulaktan dolma çakma şan tekniğimle söyledim. Sonra bütün lise bana operacı çocuk demeye başladı, böyle böyle kanıma girdiler ve opera, hayalim olmaya başladı. Hala bir opera temsili izlemek, içinde olmak nefessiz kalmama yetiyor. Açıkçası opera okumamın herhangi bir artısını henüz göremedim. İkisini de şarkı söylemek gibi düşünebilirsiniz belki ama resmen apayrı iki dünya. Her ikisini de keşfetmek, sürekli etüt etmek, kendini güncel tutmak için belirli yollar izlemek gerekiyor.

10- Kişisel bir soru ile devam edelim… Günlük hayatınızda hangi isimleri dinliyorsunuz?

Will Heard, Brit Pop’un “az ünlüsü” resmen, adını daha çok Rudimental ile duyduk. Çok büyük bir Sam Smith, Charlie Puth, Amy Winehouse, The Specials, Nirvana, Adele fanatiğiyim. Son zamanlarda Billie Eilish listelerimi ele geçirmiş durumda. Sezen Aksu, Şebnem Ferah, Özlem Tekin ve Göksel’in yaptığı her şeyi pürdikkat dinliyorum. mor ve ötesi, Teoman, Kenan Doğulu ve Barış Manço albümleri ezberleyerek büyüdüm. Severek dinlediğim Opera sanatçılarının başında Dmitri Hvorostovsky geliyor. Aynı zamanda tam bir Diana Damrau, Cecilia Bartoli ve Tito Gobbi hayranıyım.

11- İnsanlar sizi neden dinlemeli?

Kendimi çok övebilen biri değilim fakat duygularıma, müziğime ve bu ikisini yansıtma biçimime güveniyorum. Beni dinleyen herkes “Benim sesim iyi, kötü” demeden, bana çekinmeden eşlik edebiliyor ve müziğin bizi iyileştirdiğini daha net ve daha iyi algılıyorum. Beni, kendilerini ifade edebildikleri bir güvenli bölge oluşturduğum için dinleyebilirler sanırım.

12- Son olarak evden çıkmadığımız bu karantina günlerinde herkesin dinlemesini istediğiniz 3 albüm ismi verebilir misiniz?

Will Heard – Trust EP

Yasemin Mori – Hayvanlar

Beyoncé – Beyonce

Ya bir de bonus gelsin😊

Laura Marling – I Speak Because I Can

Bu samimi röportaj için Aşarhan’a teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyoruz!🖤

Aşarhan’ı dinlemek isterseniz:

Spotify

Apple Music

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here