Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
181

Fransız yazar ve feminist bir filozof olan Simone de Beauvoir için mesele gerçek aşkın tanımını yapmaktan ziyade, gerçek aşkın varlığı ve ona ulaşmanın zorluğudur.

Öncelikle Beauvoir’nın yaşadığı dönemdeki aşka bakış ile günümüzdeki aşka bakış açısı arasındaki uçurumun göz önüne alınması gerekiyor. O dönemde kadınların kısıtlı olanakları, eğitime olan uzaklıkları ve çevre baskısı, kadınları hayatın anlamı olarak aşka yönlendiriyordu. Fakat bugün bir kadın, hayatın anlamını aşktan öte önce eğitimine ve kişisel gelişimine bağlıyor. Bu sebepten Beauvoir’nın aşka olan bakışı bugünkü anlayıştan daha derin ve karamsar olmuştur.

Beauvoir’ya göre gerçek aşkın imkansızlığı, tam da hükmetme arzusundan, baskınlık kurma içgüdüsünden kaynaklanıyor ve bu şekilde bir oyun haline gelen aşk tamamen gerçekliğini yitiriyor. Yazar, İkinci Cins adlı eserinde aşkın bir erkek ve bir kadın için farklı anlamlara geldiğini savunuyor. Ona göre, “aşk erkekler için hayattaki vazifelerden birisidir, kadınlar içinse hayatın ta kendisidir”. Bir erkek için aşkın temeli kendisinin egemenliğine dayanarak bir kadını hayatının bir parçası haline getirmekken, kadınlar için temel aşkın ta kendisidir, bir nevi efendiye sahip olmaktır. 

Bugün bu anlayış her ne kadar yabancılansa da Beauvoir, döneminde kadınların aşk uğruna kendilerini bir birey olarak görmekten vazgeçmeleri gerektiğine çok kez şahit olmuştu. İkinci Cins’te, kadınlar için Cécile Sauvage’dan verdiği örnek, o dönemki gerçeği destekler niteliktedir: “Kadın sevdiğinde, kendi kişiliğini unutmak zorundadır. Bu, doğanın kanunudur. Bir kadın, efendisiz var olamaz”. Fakat her ne kadar bunu dile getirse de, bu algı Beauvoir’ya göre kültürel bir zorunluluktan başka bir şey değildi.

Erkekler yüzyıllardır, doğdukları andan itibaren baskın ve güçlü olmak, egemenlik kazanmak ve sürekli hareket halinde olmak için yetiştiriliyordu. Kadınlar ise var olmalarını, toplumda bir kişilik kazanmayı ve değer görmeyi bir erkeğin himayesi altında olmalarına karşılık kazanabileceklerini görmüşlerdi. Beauvoir için gerçek aşkın önündeki engel, kadınların dünyaya sevdikleri adamın gözlerinden bakmaya başlaması ve kendi dünyasını da bu şekilde yönlendirmesidir. Aşık bir kadın için hayat artık sevdiği adamın fikirlerinden, okuduklarından, arkadaşlarından, dinlediği şarkılardan ve hayat görüşünden ibarettir.

“Gerçek aşkta, her iki tarafın da sevdiğinin hür olduğunu kabul etmesi, onu bir özne, yani bağımsız bir birey olarak görmesi esastır.”

Yani bir aşkın gerçek aşk olmasındaki eksiklik, tabiri caizse o aşkın iki tarafa her konuda karşılıklı şekilde dağılmamasıdır. Erkeğin beklediği adanmışlık, bu bağlamda kadın için bir tehlike haline gelir. Beauvoir’ya göre yüzyıllardan beri hakim olan bu anlayışın suçu erkekler değildi. Bu, enteresan bir şekilde kadınların da ayakta tuttuğu bir anlayıştı. Keza bu anlayıştan kurtulmak bir kadın için, erkek için olduğundan çok daha zor bir aşamadır.

“Kadın, zaafında değil güçlüyken, kendinden kaçmak için değil kendini bulmak için, kendinden vazgeçmek için değil kendini olumlamak için sevdiğinde, işte o zaman aşk, nasıl erkek için bir yaşam kaynağıysa, kadın için de ölümcül bir tehlike olmaktan çıkıp bir yaşam kaynağına dönüşecektir.” (İkinci Cins, s.724-5)

Ona göre gerçek aşktan bahsedebilmek için, iki tarafın da özgürlüğünü kabul etmesi ve birbirini birey olarak görerek desteklemesi gerekir. Aksi takdirde aşk bir kurtuluş olmaktan çıkıp ziyan olan bir yaşama dönüşecektir.

Kaynak: 1

Beğen
Beğen Harika Heuheu WOW Olmamış Kızdım!
181

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here