Fransa’da 19. yüzyılın sonlarında resim sanatıyla beraber doğmuş olan bu akım, dış dünyanın sanatçıda bıraktığı izlenimleri anlamayı amaçlamıştır. Bu sanatçılar dünyanın olduğu gibi anlatılamayacağını sadece hayallerle süslenmiş izlenimlerle anlatılabileceğini savunmuşlardır.

Empresyonizm akımı yine kendinden önceki akım olan sembolizme bir tepki olarak doğmamış, aksine onun bir uzantısı olmuştur. Sanatçılar burada da gerçekliği olduğu gibi anlatmaktan kaçınıp ruh hallerine göre değerlendirmeler yapmışlardır, aynı zamanda gerçekliğin kişiden kişiye değiştiğini düşünmüşlerdir. Yani duyuların gerçekliği değiştirdiğine inanmışlar ve aynı bir olayı, farklı sanatçılar, farklı ruh halindeyken, farklı bir şekilde sunmayı amaçlamış ve hayalleriyle şekillendirdiği bir izlenim yaratabilmeyi istemişlerdir. Fakat sembolistler gibi nesnelere farklı anlam yüklememişler, ama onlar gibi sanat sanat içindir anlayışını benimsemişlerdir.

Diyelim empresyonist birisiniz; sabah kalkıp bir fikri, olayı, izlenimi anlatırken, yazarken ya da resmederken o andan aldığınız duygu, düşünce, yoğunluk bambaşka olduğu için aktardıklarınız da bambaşka olabilirken, akşam aynı şeyden aldığınız duygu, düşünce ve yoğunluk bambaşka olabilir ve farklı şekilde aktarabilirsiniz, elinizde aynı kağıt, aynı kalem, aynı boyalar olsa bile. Sabah ve akşam farklılığına da bakacak olursak ışık, gölge ve renkler üzerine kurulu bir sanat akımı diyebiliriz bu nedenle.

Zaten ilk başta resimle ortaya çıkmış daha sonra edebiyata yayılmış olduğu için ışık ve renk kaynaklı görsel izlenimler, şiirde önemli bir yer tutar aynı zamanda ölçü ve uyağa önem vermeyip hayale ve soyut betimlemelere yer vermişlerdir. Bu akımın canlı, tatlı ve kucaklayıcı teması, okuyucunun, seyircinin, dinleyicinin eserle karşı karşıya gelir gelmez edineceği izlenim olmuştur.

Rainer Maria Rilke 

Akımın önemli bir temsilcisi olan Rilke, Nietzsche ile de bir zamanlar arkadaş olan Lou Andreas-Salome ile tanışmış ve şiirinin şekillenmesinde bu kadının çok etkisini görmüştür. Bu kadın onun için sadece aşkı değil, mutluluğu da simgeliyor, hatta tanıştıkları zamanki daha ilk mektuplarında bile ona duyduğu hayranlıktan bahsediyordu. Lou onun için sevgiliden çok ikinci bir anne, duygu eğitiminde ona yol gösteren kişiydi. Ona ithaf ettiği Journal Florentin adlı kitap sanatçılık, annelik, tanrı, ölüm ve hayat gibi konulara yoğunlaşarak Rilke’nin o dönemki ruh halini yansıtır. Dünyayı bir ressam ve şair gözüyle gören Rilke sanatçı ruhuna anlam kazandırmış ve onun şiirleriyle birlikte klasik Avrupa edebiyatı yepyeni bir yöne sürüklenmiştir.

James Joyce

Geleneksel realizmi reddedip gerçekliğe farklı bir şekilde yaklaşmak için yeni yollar aramış olan Joyce, hem şiirler hem de epifanyalar olarak adlandırdığı kısa düz yazılar yazdı. Eski Yunan’da tanrıların ilahi özelliklerini ölümlülere göstermesi anlamına gelen epifanya ya da epifani terimini kullanmıştı. Joyce bu sözcüğü, bir kişi ya da nesneyle ilgili asıl gerçeğin birdenbire ortaya çıktığı anları dile getirmek için kullanmış ve deneysel “epifanyalar’ı sayesinde gözlemlerini ayrıntılı olarak ve özlü bir üslupla yazıya geçirebilmişti.

İçerisinde daha birçok sanatçı, yazar, şair barındıran bu akım dış dünyadakini realist bir yön ile değil insanlarda uyandırdığı izlenimlerle yani empresyonist bir yön ile anlatır ve özgürlüğün sembolüdür bir nevi çünkü istediklerini, istedikleri şekilde anlatabilen sanatçılar barındırır içinde.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here