Dünyaya bakışınızı, hislerinizi, düşüncelerinizi değiştiren, farklılaştıran, çeşitlendiren şimdiye kadarki en önemli akımlardan biri olan romantizm, yeni fikirlerin doğmasına yardımcı olmuştur. Bakış açısının tarzıyla alakalı olan bu düşüncenin, savaşla, politikayla, siyasetle ya da sanayiyle işi yoktur.

18. yüzyılın ortasında Batı Avrupa’da ortaya çıkmış, sanatçı, şair ve filozofları derinden etkilemiştir. Sonrasında bütün dünyaya yayılmıştır zaten. İnsanların doğaya, çocuklara, cinselliğe, paraya olan bakış açısını değiştiren bu tarihsel akım, aslında dünyadaki endüstrileşme, sanayileşme, sekülerleşme gibi dünyevi olaylara tepki olarak doğmuştur. Onunla birlikte modern bir dünya da doğmuştur aynı zamanda. Sanatçıların resimleri, şairlerin şiirleri, filozofların düşünceleriyle, var olmanın özgür bir ruh halini yansıtır bu akım bize. Zaten bu terimin ilk kullanımı İsveçli filozof J.J Rousseau tarafından olmuştur. İlk romantik odur diyebiliriz yani, kimisi Victor Hugo dese de, aslında bu anlaşılabilir bir tartışmadır çünkü Victor Hugo’nun Cromwell adlı tiyatro oyununu yazmasıyla romantizm kesinlik kazanmıştır. Kitabın ön sözünde yer alan romantizm manifestosu akımın temellerini oluşturmuş, ‘sanatla hürlük’ ilkesi romantizmin ana maddesi olmuştur onun sayesinde. Yine de Rousseau, Hugo’dan önce çocukların yetiştirmesiyle ilgili Emile ya da Eğitim Üzerine adıyla bir kitap yayınlamış ve bu kitabı, yetişkinlerin dünyasının can sıkıcılığı üzerine tartışmalar içermiştir. Küçük çocukların bilgeliğini, samimiliğini ve doğuştan iyi olduklarını över. Onun zamanı giderek daha fazla bürokratikleşmiş ve akla dayalı olmaya başlamış, yetişkin dünyasının hakim olduğu zamanlardır, Rousseau yine de asıl isyancı, saf ve iyi olan her şeyin temsilcisi, eğitimsiz yetişkinlerin dışında olan çocuğun önemini belirtmiştir o zamanlarda bu eserinde. Ona göre Çocuk yaratıcılığın kendisidir çünkü.

1770’lerde Thomas Chatterton adında daha küçücük olan, şiirleri Percy Shelley, John Keats, William Wordsworth ve Samuel Coleridge gibi dönemin en önemli İngiliz romantik sanatçılarını etkileyen İngiliz bir şair vardır, daha 11 yaşındayken çok olgun şiirler yazan küçük bir şairken, 17 yaşında ufak bir çatı katında intihar eder çünkü kimse o yaştaki bir çocuğun bilgelik ve güzellikle ilgili şiirlerini yayımlamak istememiş, ailesi bile onun hayallerini bir kenara itip avukat olması için onu zorlamıştır. Bu olay üzerine Chatterton, romantikler için çok önemli bir sembol haline gelir; yani, acımasız dünya tarafından reddedilmiş sanatçıyı, kaderine terk edilmiş bir kişiyi temsil eder.

Alman yazar Goethe, yine bu yıllarda tipik bir aşk hikayesi yazar; Genç Werther’in Acıları. Bu hikaye, Charlotte adında genç, güzel bir kadın ile Werther adında genç bir şair arasındaki tutkulu bir aşkı anlatır. Charlotte’ın evliliği bu aşkı en başından beri imkansız yapar Werther için, bu olay onu durdurmasa da sonunda intihara sürükler. Goethe, Werther için hissettiğimiz, romantizmin kendi içinde olan bu duygular sayesinde akımın önde gelen isimlerinden olur böylece. Onun sayesinde birçok insanda olan aşk fikri bambaşka bir hal almış, insanlar sınıfsal farklılıklar ya da para konusunu bir kenara atıp, heyecanlı duygular besleyerek bakmıştır artık aşka. Ona ve diğer bütün romantiklere göre, asıl soylu olan şey, insanların her zaman kalplerinin sesini dinlemeleridir.

Sanatçı Francis Goya, Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır adında simgesel bir gravür yapar. Bu eserinde hassas zihinler üzerinden mantıksızlığın gücünü ve aklın sınırını gösterdiği tipik bir romantiği yansıtmayı amaçlar. Kendini çizim yaparken uyuyakalmış ve kabus görürken çizen sanatçı, kabusunda yaratıklar gördüğünü resmeder, yaratıklar, o dönemin çıldırmış, yozlaşmış ve alay edilesi İspanyol halkını temsil eder. Romantik olmak deliliğe sempati duymak demektir ve onun bu eseri o dönemdeki insanların peşinden koştuğu akılcılık, bilim ve mantığın zaferine ilişkin gösterişli durumlara karşı intikamcı ve delice bir tavır sergilemektir.

1800’lere gelindiğinde ise İngiltere’de William Wordsworth adında genç bir şair, doğayla iç içe olan bir eve taşınır, bu sayede İngiliz şiir tarihi, onun doğayı, dünyayı öven en mükemmel şiirleriyle tanışır. Kelebekler, ağaçlar, bulutlar, nehirler hakkında yazdığı bu şiirler bütün Avrupa’yı etkisi altına alıp taşındığı yere çok fazla turist çekmeye başlar. Onun şiirleri de sanayileşmeye nefret, doğaya aşk içerir. Romantik olmak, her zaman teknolojiye karşı doğanın tarafını tutmak demektir. Yani onun için, bir çiçek bir trenden, bir ağaç ise bir fabrikadan çok daha değerlidir.

Aşk, ölüm, tabiat gibi belli başlı konuların dikkat çektiği, romantik sanatçıların, eserlerinde kişiliklerini gizlemedikleri, olaylarla ilgili görüşlerini açıkça ortaya koydukları, edebiyat dilindeki kalıplaşmış kelimeler yerine, günlük konuşma dilini kullanmayı benimsedikleri, duygu ve coşkunun önem kazandığı, seçilen kahramanların ya çok iyi ya da çok kötü olduğu,  sade bir dilin kullanıldığı akımdır romantizm.

Kısacası bu akım duyarlılıklarımızı kalıcı olarak değiştirmiş, akılcı ve teknolojik olarak büyüyen dünyaya karşı daima çocuk saflığının, doğa güzelliğinin, saçmalığın, mantıksızlığın tarafında yer almayı savunmuştur.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here