Tarihteki önemli olaylar ve bu olayın özneleri olan kişilerin hayat hikayeleri her daim sinemayı besleyen en önemli kaynaklar arasında yer almakta. On yıllar boyunca, diğer türler gibi biyografik filmler de kendi kalıplarını oluşturmuştur. Bu filmlerde genellikle olayların kahramanının hayatının belli bir bölümü ya da tüm yaşamı ele alınır.

Bu kalıpların dışına çıkarak, biyografi türünün sınırlarını genişleten nadide filmler ise kendilerine özgü yapılarıyla kendilerine sinema tarihinde kalıcı bir yer edinebiliyorlar. Son yıllarda I, Tonya (2017), Molly’s Game (2017) ve Neruda (2016) gibi yapımların üretilmesiyle beraber yukarıda bahsettiğim ‘farklı’ biyografik filmlerin sayısında gözle görülür bir artış oldu.

Ä°lgili resim

Bu filmlerin arasında adı anılabilecek, Jennifer Fox’un yönettiği The Tale, HBO kanalının yayınladığı bir televizyon filmi olmasına rağmen prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nden beri eleştirmenlerden ve seyircilerden aldığı övgülerle bu yılın dikkat çeken filmlerinden birisi oldu. Çocuğun cinsel istismarı gibi bıçak sırtı bir konuyu ele alış şekliyle dikkat çeken filmi bu yazıda incelemeye çalışacağım.

Filmin konusu şöyle özetlenebilir; sevgilisi Martin’le (Common) beraber yaşayan orta yaşlı bir belgesel yönetmeni olan Jennifer (Laura Dern) çocuklara yönelik cinsel tacizleri konu alan bir belgesel çekmektedir. Jennifer, bu çekim süreci boyunca taciz mağdurlarıyla röportaj yaparken çocukken maruz kaldığı istismarla da yüzleşmek zorunda kalacaktır. Annesi Nettie’nin (Ellen Burstyn) desteğiyle, yıllardır bilinçaltına bastırdığı bu trajedinin failleri olan Bayan G. (Frances Conroy) ve Bill’le (John Heard) yüzleşecektir.

Yönetmen Jennifer Fox’un nispeten kendi yaşadığı hikayesinden uyarladığı film, kolayca ajitasyona ve sömürüye kayabilecek riskli bir konu olan çocuk istismarını oldukça farklı ve yaratıcı bir şekilde ele almış. Nettie’nin Jennifer’ın çocukken yazdığı günlüklerini bulmasıyla başlayan süreçte Jennifer ilk başta bu olayı hatırlamıyor ve reddediyor. Daha sonra annesinin ısrarları sayesinde, psikolojisini korumak için bilinçsiz bir şekilde bastırdığı ve yadsıdığı olumsuz yaşantıları ortaya saçılıyor.

the tale 2018 ile ilgili görsel sonucu

Çok geçmeden, film boyunca Jennifer’ın gözünden tanık olduğumuz olayların anlatıcı tarafından manipüle edildiğini anlıyoruz. Cinsel istismara uğradığı yaş, olayla ve insanlar gibi kilit noktaların kendisini korumaya çalışan bilinç tarafından değiştirildiği anlatıda olaylar ilerledikçe hikayenin flu noktaları netleşiyor. Bu sırada kendi küçüklüğüne de sık sık sorular soran ve içini rahatlatacak cevaplar arayan Jennifer’ın bu çabaları da bir sonuca ulaşmıyor.

Yönetmen Fox, Sigmund Freud’un ego savunma mekanizmalarını hikayesine alt metin olarak kullanarak bu sayede filme psikolojik bir derinlik katmayı başarmış. Yönetmenin, filmde kendi başından geçen gerçek bir öyküyü anlattığını da göz önüne alırsak kullanılan bu tercihler daha da anlamlanıyor. Sinemacı, adeta bütün filmi kendi geçmişiyle yüzleştiği bir terapi seansına dönüştürmüş.

Oyunculuklardan bahsetmek gerekirse; deneyimli oyuncu Laura Dern’in psikolojik açıdan zorlayıcı rolünde çok iyi bir performans verdiğini söyleyebilirim. Jennifer karakterinin küçüklüğünü oynayan genç oyuncu Isabelle Nélissen başta olmak üzere tüm oyuncu kadrosu başarılı ve aksamayan oyunculuklar sergilemişler.

the tale 2018 ile ilgili görsel sonucu

Çocuğun cinsel istismarı gibi riskli bir konuyu farklı içerik ve biçim tercihleriyle ele alan The Tale’i tüm sinemaseverlere tavsiye ederim.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here