Kaan Kural kimdir?

Kaan Kural 1974 Ankara doğumlu dizi oyuncusu, gazeteci, basketbol ve espor yorumcusudur.

İlk ve ortaokulu Ankara Koleji’nde okuduktan sonra, önce Robert Koleji ardından Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu.

Tesadüfen girdiği medya sektöründe Fast-Break Dergisi’nde yazı işleri müdürlüğü ve Yeni Yüzyıl Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı. Ntv’de Murat Kosova ile birlikte NBA Stüdyo programını sunan Kaan Kural, 2000 yılında Fasulye adlı komedi filminde, Acemi Cadı ve Lise Defteri dizilerinde koç olarak rol aldı. 2015 yılında Riot Games Türkiye bünyesinde maç sunumu ve yorumculuğuna başladı.

Öncelikle röportaj teklifimizi kırmayıp, bizi cafenizde ağırladığınız için çok teşekkür ederiz. İlk sorumla başlamak istiyorum:

W: Basketbol ve League of Legends yorumculuğu aynı anda devam ediyor. Basketboldan League of Legends yorumculuğuna nasıl bir geçiş oldu? Bize biraz bundan bahsedebilir misiniz? 

K: Aslında tam geçiş dememek lazım, sonuçta ben bir gamerım. Zaten oyun cafem var oyun oynamayı ne kadar sevdiğimi çevremdekiler biliyor. 2014 Sonbaharında Dark Passage ilk kez dünya şampiyonasına gitmişti. Ben de aslında o dönemlerde League of Legends oynamıyordum ama merak edip takip etmeye başladım. Bir Türk takımının dünya sıralamasına girip, dünya şampiyonasına katılması ilgimi çekti. Bizimkilerin rakibi olan Kore ve Çin’li takımları görünce ilgim daha da arttı. Daha da fazla ilgimi çekti ve ne kadar ilginçmiş diyerek turnuvanın sonuna kadar seyrettim Dark Passage elenmesine rağmen çok anlamasam da. Nedense çok hoşuma gitti izlemesi. Twitter’da birkaç Tweet attım, Riot Games de bunu görüp benimle iletişim geçti. Ardından konuk olarak gittim. Sonra ertesi sene bizim için yorumculuk yapar mısın diye bir teklifte bulundular fakat ben anlamadığımı söyledim, 3 ay izin istedim onlardan. O 3 ay boyunca ders çalışır gibi E-Spor yorumculuğuna çalıştım. Oyunu oynadım, incelikleri kavradım, maçları izledim ve ardından başladım. 

W: Önceden yapımcılıkla da uğraştığınız biliyoruz, hatta Acemi Cadı’da oyunculuk da yaptınız. Halihazırda basketbol ve espor yorumculuğu var bunların hepsini bir arada götürmeyi nasıl başarıyorsunuz? 

K: Oyunculuk aslında çok kısaydı, gelip biraz renk kattım. 2 dizide rol aldım fakat süreleri kısaydı ve seneler oldu. Hatta kendi kızım seyrediyor internette, izlerken bana: “Baba çok az çıkıyorsun” diyor. Toplamda 10 repliğim yok bölüm başında, öyle bir görünüp geçtim. Yapımcılıkta ise şöyle: 1999’da ara verdim, bir film şirketi kurma fikrim vardı ve 2 sene ara verdim. Daha iyi bir fırsat olduğunu düşündüğüm için  film yapımcılığı yapma kararı aldım fakat sonrasında basketbol yorumculuğuna geri döndüm. 

W: Warcraft’a ne zaman başladınız? 

K: Warcraft’a Vanilla’nın sonunda yani 2002 sonu 2003 başı gibi başladım tam emin değil dönemden. 

W: League of Legends’ı ne sıklıkla oynuyorsunuz? 

K: Şu an az oynuyorum, cidden zamanım kalmıyor. Moba aslında benim çok fazla sevdiğim bir tür değil oynamak için. Seyretmeyi çok çok daha fazla seviyorum. Atıyorum League of Legends maçlarını haftada 12-13 saat seyrediyorum, toplam oynadığım 4-5 oyundur. 

W: League of Legends’ı çok fazla oynamanız, yorumculukta size bir dezavantaj sağlıyor mu? Süre ve verim anlamında? 

K: Yok aslında olmuyordu. Başta çok oynadım oyunu iyice öğrenmek için ama hiçbir dezavantajı olmadı. Basket oynamanın basketbol yorumcusuna ne zararı olabilir ki? Bir süreden sonra yararı da kalmıyor ama zararı da hiç olmuyor yani. 

W: Yoğun iş temponuz çok fazla ilgimizi çekiyor.Bu yoğun iş temposunu idare etmeyi nasıl başarıyorsunuz? 

K: İnsanın zamanını ayarlaması mümkün. Artı benim yaptığım 5 işin çoğu birbirine paralel. Amerikan tabiriyle labor intensive yani iş saati yükü fazla olan işler değil. Mesela sabah Nba maçı anlattım toplamda 4 saatimi aldı günümde. Sonra gidip başka bir şey de yapabilirim. “Amerikan Mutfak” çekebilirim ya da Tivibu’da bir şeyler de yapabilirim. Benim en çok zamanımı alan şey basketbol maçı deplasmanları, il dışına çıktığımda neredeyse tüm günümü alıyor bu maçlar. Onun dışında çok işim var ama hepsi birbrine bağlı ve zaman alan işler değil. Esas dert bu işleri yaptığım zaman dışında çalışmak. Çok fazla okumak gerekiyor, çok şey izlemek gerekiyor. Yoğun olduğum zamanlar aslında haftasonları. Cumartesi ve Pazar günleri hariç aslında çok da yoğun değilim. Burada da az uyumamın avantaji var çok az uyuyorum. O yüzden bana çok zaman kalıyor. Diğer insanlara göre daha az uyumamın avantajı bu. 

W: Günde kaç saat uyuyorsunuz?

K: 4 saat uyuyorum. 2 saat okuyorum, 3-4 saatimi de izlemeye ayırıyorum.

W: Youtube’da Socrates Dergi ile Amerikan Mutfak programınız yoğun bir ilgi ve beğeni görüyor, program nasıl gidiyor? 

K: Çok güzel ve rahat gidiyor. O benim için en kolay şeylerden Nba maçlarını izlediğim için. Haftada 2 saatimi bile almıyor. İnan Özdemir ile iletişimimiz çok iyi. Programa çok iyi adapte oldum, seyircisi de oturdu. Harika gidiyor şu anda. 

W: Şu anda yorumculuk yapmadığınız ama ileride yapabilirim diyeceğiniz bir branş var mı aklınızda? Spor veya espor’da? 

K: Aslında pek yok. Yorumculuğun iki tarafı var, sporu iyi bilmek gerekiyor sığ olmamak için. İnsanlar benim yaptığım işte bir bilgi temeli olduğunu biliyorlar. Birçok spora ilgim var ama hiçbirine basketbol kadar hakim değilim o yüzden hakim olduğum alanı tercih ediyorum. Bir sporun her şeyine hakim olduktan ve işi bildikten sonra tercih ederim. 

W: Espor, fiziksel sporda dönen pastadan mı pay alıyor yoksa kendine yeni bir kulvar mı açtı? 

K: Kısmen ikisi de. Aynı zamanda yeni bir pasta da yarattı. Hem de olan pastadan biraz pay aldı.

W: Bununla bağlantılı olarak espor’un, uzun vadede fiziksel sporu ikinci plana atma ihtimalini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

K: Yok çünkü fiziksel sporların çok büyük bir kültürü var, 100 yıllık geçmişleri var. Mesela futbol Türkiye’de çok başarılı değil ama hala bir numaralı spor dalı. Bundan biraz törpülenir ve yayılır ama bu ikisinin beraber gidebileceği anlamına geliyor. Futbol veya basketbolu sevip, espor izlemeyi de sevebilirsin bunda bir sakınca yok. 

W: Legends of Runeterra’yı ilk deneyimleme fırsatına sahip olanlardan biri olduğunuzu biliyoruz, oyunun espor olma ihtimali var mı? 

K: Bence Türkiye’de yok, dünyada olacak. Çünkü Türkiye’de kart oyunları tutmuyor. Türkiye kültürü gereği kart oyununa yatkın değil. Çok ciddi sabır ve uzun süreli strateji gerektiren bir oyun. Türkiye aksiyon sever, Türkiye FPS ülkesidir. Ben çok sevdim fakat Türkiye’deki oyuncular için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. 

W: League of Legends’ın gelecekte esspor konusunda tahtını sallayacak bir oyun görüyor musunuz? 

K: Taht zorlamak demeyelim, belki bir süre sonra League of Legends da kan kaybedebilir, olaya tür tür bakmak gerekiyor. FPS’in zirvesinde Cs:Go var. PUBG ve Fortnite var. Moba’nın kralı LoL. Aslında espor’a en uygun olan moba türü. Maçtayken oyuna tanrı gözüyle bakabiliyorsun herşeye hakimsin yani. Counter Strike: Global Offensive’in en büyük dezavantajı tam olarak bu. Moba da tüm aksiyonu görebiliyorsun. İzleyici deneyimi olarak da Moba diyebiliriz. 

W: Türkiye’de Twitch hakkında ne düşünüyorsunuz? 

K: Twitch bir platform içine ne koyarsan öyle kullanırsın, herkes Twitch’i değişik şekilde kullanabilir. 

W: Peki Türkiye Twitch’i nasıl kullanıyor? 

K: Türkiye’de Youtube, Instagram ve televizyon dünyası nasılsa Twitch de çok farklı değil aslında. Popülizme dayalı genelde. Belli yayıncıları çok takdir ediyorum, cidden kaliteli yayın yapmaya çalışıyorlar. Seyircilerine bir şey katmaya çalışıyorlar. İnsanlar ne izlemek istiyorsa yayıncılar da onu veriyor aslında. Küfürlü konuşmak, cinsellik kullanmak ya da iyi oyun oynadığını göstermek bence bunlar işin kolay yönleri ama diğer tarafta oyunları öğreten insanlar var, hayatı anlatan ve keyiflendiren insanlar var. Bu demek değil ki her şey de çok öğretici olmak zorunda, eğlendirici de olabilir tabii. Televizyonda da birkaç ekstrem örnek dışında sürekli aynı şeyler dönüyor. O yüzden kimle konuşursanız konuşun izlediği Netflix dizisini veye HBO yapımını anlatıyor çünkü Türkiye’de ki işler seyirciyi artık eskisi kadar kendine çekmiyor. Twitch de bunun aynısı ve Türkiye’yi yansıtıyor. 

W: Kaan Kural’ın Twitch’de izlediği bir yayıncı var mı?

K: Zaman çok ayıramıyorum fakat iyi bir yayıncı dendiğinde aklıma ilk Pintipanda (Tuna Akşen) geliyor. Başarılı bir yayıncı bence. İşini iyi yapıyor, insanlarla doğru düzgün iletişim kurmaya çalışıyor, gereksiz küfür etmiyor, belli bir saygınlığı ve çizgisi var. Eğlenceli, öğretici bir ortam yaratıyor.

W: Peki Kaan Kural bir yayıncı ve yorumcu olarak izleyicilerine ne katmak istiyor, nelere dikkat ediyor? 

K: İki şeye önem veriyorum. İlk olarak yayın ve yorum yaptığım basketbolu da espor’u da çok seviyorum ve bu sevgimi filtresiz bir şekilde izleyiciye yansıtmak istiyorum. İkinci ve daha önemli olan nokta ise niye sevdiğimi anlatmaya çalışıyorum. İzleyici sonuçta izlediği şeyi seviyor fakat ben ona farklı bir şekilde göstererek ve anlatarak daha fazla sevdirmeye çalışıyorum. Yorumculuk denen şey biraz da rehberliğe benziyor, ben de aslında rehberlik ediyorum. Ben de izleyicilerime daha fazla tat vermeye çalışıyorum izlerken. Eskiden bir şey söylerdim: “1 sene önce beni izleyen bir seyircimin basketbola verdiği değer o kadar yüksek olsun ki, gelecek sene bilmediği bir dilde spikerin anlattığı basketbol maçı izlediğinde bana göre daha keyifle izlesin. Daha önceden aldığı keyif alabileceği noktaları keşfetsin.” Tek yapmaya çalıştığım bu aslında. 

W: İzleyici kitlenizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

K: Çok geniş bir kitle ama genel itibariyle sporu bilerek izlemeyi seven, sporu da sadece spor olduğu için seven ve eğlenmeyi seven insanlar olduğunu düşünüyorum. 

Kaan Kural’a teşekkür ederiz.

RÖPORTAJ:

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here