“İçinde ideal bir eşya cesedi var kadavrası kayıp
Ne de olsa gecenin müsveddesi akıl hastası

Sana gelen tüm yollar güzel morga açılıyor aslında
Ayrılığın bilinçaltına inmeli kedersiz intihar”

(Bu Defa Çok Fena Sf.69)

Derman İskender Över, namı- diğer küçük İskender, 1964 yılında İstanbul’da doğdu. Yaşadığı geminin dümeninde her zaman kendi olan şair, bitirdiği Kabataş Lisesinin ardından, son sınıfta bırakacağı İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesine kaydoldu. Ardından İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde eğitim görürken, üçüncü sınıfta kendinden emin bir karar vererek bu bölümü de yarıda bıraktı.

Bu yaşadıklarını daha sonra şu sözleriyle anlattı:

“Çocukluğumdan beri meslek sahibi olmayı istemiyordum. Hayalim sinema, tiyatro ve şiirdi. Hala büyük paralar kazanamama nedenim bir mesleğimin olmamasıdır.”

Çağdaş şiirde kendi imgesini yaratan İskender’in ilk şiiri Milliyet “Genç Sanat Dergisi’nde” çıktı. Bu şiirlerinde İskender Över ismini kullandı. Marjinal şair olarak tanınması 1985 yılına tekabül eder. 1985’te “Adam Sanat Dergisi”nde çıkan şiirleriyle ünlenmeye başladı. İtalya’da gerçekleşen Avrupalı Genç Şairler Yarışması’nda (La Giovane Poseia D’europa Nel 1999) dereceye girdi ve şiirleri bu şairler ve şiirlerle kitaplaştırıldı.

New York ve Kuzey Carolina’da üniversitelerde konuşmalar yaptı. 2000’de Orhan Murat Arıburnu Ödülleri’nde Bir Çift Siyah Eldiven şiir kitabıyla birinci oldu. Sonrasında 2006 yılında da Melih Cevdet Şiir Ödülü’nü İskender’i Ben Öldürmedim şiir kitabıyla kazandı. 2014’te 7.si verilen Erdal Öz Edebiyat Ödülü de şaire verildi. 2017’de ise Necatigil Şiir Ödülü’nü kazandı.

“Bizde umut, doğu kültüründe yani Ortadoğu ve bu kültürde bir masal olarak kalmak zorundadır. Çünkü bizim tamamlanmamış hikâyelerimiz vardır ve o hikâyelerin tamamlanmaması için umut etmeyi sürdürmemiz lazım. Onu gerçekleştirirsek sıkıntı doğar. Umut bizi hayatta ve ayakta tutuyor.”

Çocukluğuyla ilgili olarak bir programda şu sözleri söylemişti:

“Yani beni bıraksalardı da hiç büyümeseydim ve bütün gün oyun oynasaydım. Çünkü yaşadığım zamanda ve gezegende bu hayatı hiç sevmiyorum. Yani çocuk kalmak benim için en güzeldi. Galiba o yüzden küçük İskender ismini iyi ki koymuşum. En azından ismim yaşlanmayacak diye düşünüyorum cismim yaşlansa bile.”

Bohem yaşam tarzının yanı sıra hayatın kelimenin tam anlamıyla “yaşanması” gerektiğini savunan bir şairdi. Samimi bir insandı. Evinin kapılarını neredeyse herkese açardı. Genç – yaşlı birçok yazar ve şairi misafir etti. Kişilik olarak özgün, asi, muhalif ve sözünü sakınmayan bir insandı. Şiirlerinde kullandığı bazı kelimeleri belki de sadece kendisi kullanmıştı. Başkaldırı kelimesiyle hala en çok özdeşleşen isimlerden biridir edebiyat dünyasında.

“Sessem, sersem bir heceysem eğer
seni bir kelime edersem diye korktum
seni kötü bir cümlede kullanırsam
adını söylerken takılırsam, yanlış telaffuz edersem
böyle bir günah işlersem
tanrı affeder diye korktum

Yağmura çok teşekkür ederim
bu gece yalnızca bu şiire yağdı…”

Sabah beşte şiir yazmak için uyanırdı. Bir röportajında İlhan Berk’in ona söylediği cümleyi şöyle tekrarlamıştı; “Türkiye’de şairler, müezzinlerden önce uyanır.”

Divan tarzında şiirler yazdı. Gazel türüyle dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.

“Ormana inen sis gibi iniyorsun içime
Gecenin kokusu yarayı terk etmeme engel

Bedeninde milyonlarca hücre var
Her birinde müebbet yatsam, bana yaşadıkça yeter…”

Aldığı tıp eğitimi şiirde de kendini gösteriyordu. Eserlerindeki kelime ve dil seçimiyle bunu belli ediyordu. Bir programda simyacı olduğunu, kelimelerin anlamlarını değiştirmeye çalıştığını söyledi. Sınırlara karşıydı, özellikle kelimelerde. Bir küçük İskender şiirinde olması imkânsız tek bir sözcük yoktur. Şiirini özgürleştiren, ayrıştıran ve şahsına münhasır kılan da budur.

Adıyla bütünleşen Marjinal şair’i bir dayatma olarak gördü. Aykırı olmadığını, geçmiş şairlerin dildeki bazı sözcükleri kullanmayarak yok saydığını ve zamanla kullanılamaz hale getirdiğini belirtti. “Bu kelimeleri reddeden şairleri de ben reddediyorum” dedi. Yine bir röportajda, “Ben ne görüyorsam onu yazıyorken, çiçeğe çiçek diyebiliyorsam, gökyüzüne gökyüzü diyebiliyorsam göte de göt derim.” diyerek bu konudaki tepkisini ortaya koydu.

“Özgürlüğü ararken özgürlüğü kaybettik”

Şiirden çok sinemaya bağlı olduğunu düşündürdüğü zamanlar oldu. Ağır Roman ve O Şimdi Asker filmleriyle birlikte beş filmde oyuncu olarak rol aldı. Şiir kitaplarının dışında iki günlük, üç roman, iki özel derleme, bir inceleme, üç deneme, bir antoloji olmak üzere birçok kitap sığdırdı hayatına.

küçük İskender mahlasının nereden geldiğini bir televizyon programında şöyle anlatmıştı:

“küçük İskender, Büyük İskender’in oğludur. Henüz beş yaşındayken -birtakım entrikalar sonucu öldür(t)ülmüştür. Ben şiir yazıp şair sıfatını kazanmaya başladığım dönemlerde bir furyayla herkes kendine ‘büyük’, ‘mega’ v.s. gibi sıfatlar buluyordu… Madem siz ‘büyük’sünüz ben de ‘küçük’ kalacağım diyerek bu ismi kullanmaya başladım. küçük İskender, Büyük İskender’in beş yaşında öldür(t)üldüğü için hiç büyümeyen oğludur.”

Yazımı yine şairin kendi sözleriyle noktalıyorum.

“Benim öldüğümü duydukları gün dansa gitsinler. Bir gün önce dansa gidenler de çok özledikleri sevgililerini arasınlar. Arayanlar varsa parti versinler. O gece çok eğlensinler. Ben öldüm diye eğlenmesinler. Böyle bir adam yaşadı diye eğlensinler.”

Bir de naçizane bir seslendirme iliştiriyorum buraya. İyi dinlemeler.

Şiir: Bir Organ Nakli Gibi Sevmiştim Seni
Fon: Fazıl Say – Chopin: Nocturne No.21, in C Minör, Op.posth B.108

Kaynak : 1 2

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here