Being John Malkovich, 1999 ABD yapımı bir fantastik dram filmidir. Yönetmenliğini Her filmi ile adını daha geniş kitlelere duyuran başarılı yönetmen Spike Jonze‘un üstlendiği filmin senaryosu, sıra dışı hikâyelerin arkasındaki isim olan Charlie Kaufman‘a aittir. Ayrıca filmin başrollerini John Cusack, Cameron Diaz, Catherine Keneer ve John Malkovich paylaşmaktadır. 3’ü Oscar olmak üzere toplam 15 ödüle sahip olan film, 1999 yılında izleyicisiyle buluşmuştur ve bir kapıdan geçen insanların ünlü bir oyuncunun zihninden hayata bakmalarının sonucu hayatlarının nasıl değiştiğini anlatıyor.

Çünkü bilinç korkunç bir lanet. Düşünüyorum, hissediyorum, ızdırap çekiyorum. 

Film, bilindik senaryoların oldukça dışında olmasının yanında fantastik havasından ziyade basitliği ve işleyişi ile dram ögelerini ön plana çıkarmayı tercih ediyor. Craig Schwatz (John Cusack), kuklacılık yaparak hayatını sürdürmeye çalışan evli bir adamdır. Craig, aslında işini oldukça başarılı yapan yetenekli bir karakterdir ancak kuklacılık popüler kültür içinde kendine yer bulamadığından bir çocuk eğlencesi olarak görülmektedir. Schwatz, parasızlık ve eşinin de isteği sonucu farklı bir iş bakmaya başlamış ve bir şirkette arşiv görevlisi olmuştur. Bu süreçte özgüvensizliği ve para kazanma mecburiyeti Craig’i kendinden daha çok uzaklaştırmaktadır. Eşi olan iletişim kopuklukları, hayata farklı bakışları, monoton bir evlilik ortamı yaratmış, Craig’in kendini gerçekleştirmesi önüne set kurmuştur.

Craig’in eşi Lotte (Cameron Diaz)’nin duruşu ise eşinden çok farklı değildir. Kocasından farklı olarak hayatının amacını henüz bulamamış biri olan Lotte, vaktinin çoğunu evinde beslediği hayvanlarla geçirmektedir. Koyu yeşil ve kahve tonlarının ağırlıklı olarak kullanıldığı evde, çiftin sıkıcılığı ve yaşamlarının bunaltıcılığı her noktada kendini gösteriyor. Buraya ait olmayan ikili, bu evliliği ve evliliğin getirdiği hayatı kabul etmiş, geçim sıkıntısı içinde yaşamını sürdürmekte. Sıradan yaşamının içinde absürt tarafı ile oldukça doğal olmayı başaran ve Cameron Diaz’ın performası ile hayat bulmuş olan Lotte, filmin içindeki en sıcak ve keyifli karakter. Filmin başında sakin biri olarak görünse de filmin temposunda etkili olan bir isim oluyor ve film boyunca duygusal tarafı ile dikkatleri üzerine topluyor.

Orada olmak beni garip yaptı. Kim olduğumu biliyordum, her şey anlamlı gibiydi.

Craig’in yeni iş yerinde tanıştığı, Maxine (Catherine Keener), güzel ve özgüveni yüksek bir iş kadınıdır. Güzelliğinin farkındadır ve bunu kullanmaktan çekinmeyerek Schwatz ailesini her tavrıyla küçümsemektedir. Başlarda tepeden baktığı bu ikiliye bakışı  olağanüstülüklerin gelişi ile birlikte değişmekte, hepsinin hayatında yeni bir sayfayı da beraberinde getirmektedir.

Filmin gerçeklikten kopuşu Craig’in işe başlamasıyla birlikte hikâyeye dahil oluyor. Ofisinin 7 1/2. katında oluşu ilk başta soru işaretleri bırakmayı başarıyor. Ardından Craig’in tesadüf eseri bulduğu küçük kapıya girmesi ve başka bir zihin içinde dünyayı görmeye başlaması ile tavan yapıyor. Craig, bir anda kendini başarılı aktör John Malkovich’in zihninde buluyor. 15 dakika boyunca kalabildiği bu zihinde kendi dünyasının çok ötesinde bir adam olarak karşımıza çıkıyor. John Malkovich ise filmde kendini canlandırıyor. Tiyatro ve beyaz perdede başarılı oyunculuğu ile dikkat çeken ismin, filmde de bu arzu edilen konumu asıl nokta oluyor.

-Bu oyuncak bebekle oynamak değil.

-Hayatım, bu daha öte bir şey, bu insanla oynamak. 

Craig, bu kapıyı ilk gördüğü anda etkilendiğini ve ilgisini çekmek için çırpındığını Maxine’e söylüyor. Maxine ise olayın fantastikliğinin büyüsüne kapılmadan bunu ticari faaliyete dönüştürüyor. Kısa sürede çokça kişinin kulağına gelen bu haber ile insanlar, 200 dolar karşılığında başarılı bir aktörün gözünden dünyayı görme şansına sahip oluyorlar. Lotte’nin bu kapıyı keşfetmesi ise onun kendi ile yüzleşmesine neden oluyor. Kendi hayatına ait olmadığını fark eden Lotte, tercihlerinden ve duygularından emin olduğu bu bedene sürekli ziyaretlerde bulunmaya başlıyor.

Filmin ana dayanağı ise başkası olma isteği oluyor. Elbette bilincine ziyarette bulunulan kişinin John Malkovich olması bir tesadüf değil. İnsanların kendileri ile olan sorunlarının bitmesi ve paranın, şöhretin, karizmanın var olduğu noktada bulunma arzuları bu bilinç ziyaretlerini vazgeçilmez kılıyor. Filmde, kendi ve hayatı ile en büyük sorunu yaşayan karakter Craig, John Malkovich olmayı, asıl ait olduğu hayat olarak görüyor. Tüm sakinliğinin yanında bu fantastik dünya da sinirsel gelgitleri ile zayıflığını kanıtlamayı başarıyor. Malkovich’in zihninde onu bir kukla olarak yönetmeye başlayan Craig, bu yeni bedeninde aşkı ve başarıyı bularak düşünemeyeceği güzellikleri yaşamaya başlıyor.

Evet, doğrular vardır, bir de yalanlar. Sanat her zaman doğruları söyler, yalan söylediğinde de.

Bireysel çıkmazlar üzerinde çokça durulan filmde, karakterlerin ne yapacaklarından asla emin olamayacağız ancak en hakim olabileceğimiz karakter John Malkovich. Filmin sonlarına doğru insan zihninin görselleştirilmesi ile zihinsel dünyaya yeni bir kapı açılıyor. Alt metinlerin izleyenleri sıkça ele geçirdiği hikâyedeki fantastik dünya ise olay örgüsü içinde gerçeklik kavramına başarılı bir biçimde eklemlenmiş. Mekânsal seçimlerin etkileyici olduğu filmde, karakterlere bakış için net bir pencere oluşturulmamış.

İlk sahneleri oldukça durağan ilerleyen filmin ikinci yarısı, heyecan ve merak duygularına seslenmeyi başarmış. Hayattaki yerimizi, yapabileceklerimizi ve insan zihninin gizemini düşünmeye sevk eden film, keyifli bir absürt yapım olarak karşımıza çıkıyor. Karakterlerin daha sağlam temellere oturtulduğu bir film olmasını tercih etsem de, senaryosu ve görselliğiyle kesinlikle izlenmeye değer bir film.

 

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here