İzmir’in sevilen gruplarından Başıbozuk ile bir akşamüstü bir araya geldik ve grup üyelerinin arasındaki muhteşem uyumun da katkısıyla sohbet tadında bir röportaj yaptık. Keyifli okumalar dileriz.

Öncelikle grup ismini sormak istiyorum. “Başıbozuk” isminin kaynağı nedir?

Tibet Çakar (vokal): Aslında kaynağı Osmanlı’daki düzensiz ordu. Hatta bir anlatımla deliler ordusu deniyor. Biraz kendimizi öyle gördüğümüz için herhalde çok hoşumuza gitti. Bir arkadaşımız önermişti bu ismi bize, duyup anlamını da araştırdıktan sonra isim fonetik olarak da hoşumuza gitti.

Cüneyt Aykulteli (gitarist): Düşün ki bir savaş alanındasın. Zırhını falan giymişsin, tam savaş kıyafeti. Ama karşındaki düşman çırılçıplak ve silahsız. Kendini kırmızıya boyamış ki yara aldığında kan belli olmasın diye. Öyle bir inançla savaşıyor başıbozuklar. Bu psikolojik olarak da karşı tarafı çok etkilermiş. 1-0 önde başlıyorsun yani psikolojik olarak.

Grup üyelerinde zaman zaman değişiklikler olmuş. Peki son olarak bu dört insan “Başıbozuk” için nasıl bir araya geldi?

Ulaş Artukoğlu (davul): Aynı mekanlarda çalışıyorduk zaten arkadaştık. Ben Onur’un askere gidişiyle dahil oldum ilk önce gruba. “Yak Işıkları” albümünü kaydettik daha sonra.
Cüneyt Aykulteli: Tibet ile ben lisede aynı sınıftaydık beraber çalmaya başlamıştık. Lise sonrası grup toplamaya karar verdik. 2003 yılında Onur Yıldırım (davul), Tibet, ben ve Cemal toplaşıp Tibet’in yaptığı besteleri düzenlemeye ve kaydetmeye başladık. Grup ismi de o dönem koyuldu zaten. 2006’da gruba benim lise yıllarında dershane arkadaşım olan Ozan Çoruk saksafonu ile dahil oldu ve Başıbozuk’un bar program dönemi başladı. 2011’de Onur askerliği nedeniyle gruptan ayrıldı ve zaten aynı mekanlarda çaldığımız için tanışıklığımız olan Ulaş gruba dahil oldu. 2013 yılında gruba klavye dahil etmek istedik ve Melih Kılıçarslan bize 2016’ya kadar eşlik etti klavyesi ile. Sonra başka projelerde yer almak için ayrıldı gruptan ama hala müzik desteği alıyoruz ondan sağ olsun. Ozan da 2017 de askerlik sonrası gruptan özel nedenleri için ayrılmak istedi. O da gitti ama hala görüşürüz bir sıkıntımız yok yani. Böylece bu 4 adam baş başa kaldı.
Bu dört adam genelde İzmir’de konserler veriyor. Farklı şehirlerde farklı dinleyiciler de sizi bekliyor olmalı, ne dersiniz sizi bu yıl farklı şehirlerde ya da festivallerde dinleyebilecek miyiz?
Tibet Çakar: Açıkçası önceki yıllarda çok fazla gezdik. Bu aralar genelde İzmir’de bar programı yapıyoruz. Ama aklımızda bir turne var. Festivallerden talep geldikçe katılıyoruz zaten nerede olursa olsun. Son iki senedir pek konser yapmadık ama yapmayacağımız anlamına gelmiyor.
Cüneyt Aykulteli: Tibet’in dediği gibi bir şeyler planlıyoruz. Aslında ciddi planlarımız var ve kafamızda grupla ve gelecek ile ilgili güzel şeyler düşünüyoruz daha çok şehirde çalmak için.
Sahne almanıza tanık olan dinleyiciler özellikle samimiyetinizden bahsediyorlar. Gerçekten dinleyici için müzisyenlerin müzik kimliği dışında dinleyiciyle bağ kurabilmesi de çok önemli oluyor. İzmir’in vazgeçilmez gruplarından biri olmanızı sağlayan da müziğiniz kadar samimiyetiniz belki de,dışarıdan bir gözle bakarsanız ne dersiniz? Sizce de öyle mi?

Ulaş Artukoğlu: Egoları olmayan müzisyenleriz aslında, çalarken de insanlara yakın olmak onlardan enerji almak ve bunu sahnemize yansıtmak hoşumuza gidiyor. O samimiyet sayesinde besleniyoruz sahnede ve bu da bizi enerjik kılıyor. Kendi aramızda da çok eğleniyoruz çalarken.

Tibet Çakar: Ben biraz arkadaşlığımıza da bağlıyorum. Kendi aramızda bir enerji var. Sonuçta ister istemez karşıya yansıyor ve işimizi de çok sevdiğimiz için sıcak geçiyor sahnelerimiz.
Cemal Kayaoğlu: Sahneye çıkmadan başlıyor enerji. Çünkü sürekli birlikteyiz ve uzun yıllardır birlikteyiz. Sahnede oldukça eğleniyoruz.
Müziğinizin üzerinde etkili olduğunu söyleyebileceğimiz isimler var mıdır?
Ulaş Artukoğlu: Bireysel olarak hepimizin dinlediği örnek aldığı ya da etkilendiği birtakım gruplar, insanlar var tabii. İsim veremiyorum çünkü çok farklı şeyler dinliyorum hemen hemen her şeyi dinlemeye çalışıyorum.
Tibet Çakar: Ben her şeyi dinliyorum. İsimler çok tabii, etkisi de olmuştur ama benim için spesifik bir isim yok. Son yıllarda Peyk üzerimde etki bırakan grup ama. Yani son işlerimde etkilerini hissediyorum biraz.
Cüneyt Aykulteli: Genel bir soru bu. Herkesin ayrı zevkleri var grupta. Benim son dönemde Aşık Veysel, Erkan Oğur, Yansımalar, Fikret Kızılok. Gençlik döneminde Gary Moore, Pentagram listenin başında gelen isimler…
Cemal Kayaoğlu: Gençken özenerek dinlediğim Metallica, Megadeth biraz daha sertti. Ama son yıllarda hemen hemen her şeyi dinliyorum. Duymaya çalışıyorum. Sürekli evriliyorsunuz bir de yaşam şekilleri, dinlediğimiz müzik, alışkanlıklarımız… Birlikte konserlere gidiyoruz. Kendimizi eleştiriyoruz. Birbirimizden feyz alıyoruz.
Birlikte gidip de keşke bir daha gitsek dediğiniz bir konser oldu mu?
Ulaş Artukoğlu: En son birlikte gittiğimiz konser Victor Wooten Trio.
Ya da keşke onun konserine birlikte gidebilsek dediğiniz birileri var mı?
Cüneyt Aykulteli: Dream Theater iyi olurdu. 🙂
Cemal Kayaoğlu: Queen. Şahsen filmden sonra canlı izlemek isterdim.
Tibet Çakar: Victor Wooten Trio çok iyiydi. Hayatta olsa bir Nirvana bir de Queen çok makbule geçerdi. Pink Floyd olsun bir de.
Peki şarkı sözlerindeki ilham kaynağınız nedir?
Ulaş Artukoğlu: Tibet’in ruh hali sanırım. 🙂
Tibet Çakar: Aslında çok fazla etken var bir kere okuduklarınız da etkiliyor. Yaşantınız da, bazen atılan kazıklar bazen sizin attığınız kazıklar bazen başka bir hikayeden etkilenip yazıyorsunuz bazen bir şiir okuyup ruh halinizi değiştiren bir şiir yani onun etkisinde yazıyorsunuz. Üzerinde çok fazla değişken var. Yani anlatmak istediğimi anlatma yolum bu. Bazen sitem bazen içinde bulunduğum çıkmazlar. Bazen yalanlar bazen kadınlar 🙂 Cevaplanması zor bir soruydu bu gerçekten.
Okumaktan ve şiirden bahsetmişken, sizi en etkileyen şiirleri ya da şairleri de sorayım o zaman.
Tibet Çakar: Cemal Süreya, Edip Cansever, Cahit Sıtkı Tarancı, Orhan Veli, Can Yücel, Nazım Hikmet. Birhan keskin son zamanlarda. Şiir çok var ya, son zamanlarda kafaya taktığım Manastırlı Hilmi Bey’e Mektuplar şiirleri Edip abimizin.
Yak Işıkları şarkısı özellikle dinleyicilerinizi derinden etkileyen bir şarkı. Bu şarkının bir hikayesi ve en çok dinlenen şarkılardan biri olduğu için özel bir yeri var mı sizin için?
Tibet Çakar: Oldukça depresif bir şarkı aslında. Bana sorarsanız aynı etkiyi yaratacak şarkılar var ikinci albümde de. Sadece çok insanla aynı şeyi hissettiğimiz bir şarkıda buluştuğumuz için tuttuğu kanaatindeyim. Şarkıların hikayelerini anlatmayı doğru bulmuyorum. Çünkü herkes için başka şeyler ifade ediyor bir şarkı. Şunu yaşayıp yazdım demek dinleyen insan için büyüsünü bozuyor gibi geliyor bana.
Kliplerin senaryoları ve çekimleri de size mi ait? 
Ulaş Artukoğlu: Baştan sona kendi imalatımız klipler de var. “Aynalar, Altın Tozu” gibi.
Tibet Çakar: “Aynalar” klibini kuzenimle beraber çektik hep beraber grupla. Onun dışında yazdığımız senaryolar da oldu ama genelde yönetmenlerin eline bıraktık diyebiliriz. Altın Tozu’nu da kuzenim çekmişti (Doğukan Çakar).
Cemal Kayaoğlu: Mete Kekilli ile son yıllarımızda birlikteyiz. Derya Nebi Sezgin ile de bir çalışma yaptık. “Yorulmadan” klibini İstanbul’da çalıştık.
Grubun aslında çok eski olduğunu konuştuk ama albümler birkaç tekli yayınladıktan sonra çıkmış. Bu bir uygun zamanı bekleyiş miydi? Yoksa tamamen hayatın akışına uygun bir gelişme miydi?
Cüneyt Aykulteli: Aslında biz ilk kurulduğumuz günden itibaren kendi şarkılarını yapmaya çalışan bir ekip olduk. İlk bandrollü albümümüz “Karanlıkta” 2012’de yayınlandı. Sonrasında “Altın Tozu, Perdeler, Aynalar ve Melankoli” isimli tekli çalışmalarını yayınladık. En son 2016 yılında “30” isimli albümümüzü yayınladık. Daha önce Youtube’a yüklenen çalışmalar demo niteliği taşıyan çalışmalarımızdı. “Kimsecikler (2004), Yak ışıkları (2005), Bizden Geçti (2005)” ilk amatör kayıtları yapılan ve bir şekilde internetin kullanımının yayılmasıyla yayılan şarkılar oldu. Hayatın akışı harici bizden kaynaklanmayan aksilikler oldu. Yani 2008-2009 döneminde çıkması gereken bir albümün 2012 Aralık ayına sarkması zaten bilinen şarkıların dinleyicilerimiz üzerindeki heyecanını ve etkisini kaybetti kanımca. Bizdeki heyecan bitmişti ilk albüm yayınlandığında.
Sizi ilk yıllarınızdan itibaren tanıyan dinleyicilerinız arasında şarkıların yeni versiyonunu sevenler kadar bu yeniliklere biraz mesafeli yaklaşanlar da oldu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Tibet Çakar: Bazen demolarda daha samimi olabiliyor işler. Bazen de kulak aşinalığı oluyor. Mesela yeni kaydı dinleyen eski versiyonu eski kaydı dinleyen yeni versiyonu sevmeyebiliyor.
Cemal Kayaoğlu: Ekipman değişimleri, şarkı düzenlemeleri farklı soundlar yaratabilir. Sonuçta müzik yapıyoruz. Belirli bir kalıpta değerlendirmemek lazım sanki.
Cüneyt Aykulteli: Ben de hissiyatla alakalı olduğuna inananlardanım. Yani bir şarkıyı ilk kez kaydederken bağımsız olarak sadece o an olan hissettiğin gibi çalınca bir başka etki oluyor. Ama daha genel, endüstriyel sounda uyarlamaya çalışınca biraz ilk etkisini vermiyor bence. Mesela şuan Aşık Veysel tekrar “Uzun ince bir yoldayım” parçasını en teknolojik haliyle kaydetse aynı etkiyi, hissiyatı alamayız. Ancak o mutlu ve aynı hissiyatla çalarsa o etkiyi alabiliriz diye düşünüyorum..
Bir İstanbul süreciniz olmuş. Müzik ve İstanbul’u bir arada düşünsek ne dersiniz,sizce iyi bir ikili olabiliyorlar mı? Ve siz bu süreçte bu ikiliyi sevdiniz mi?
Cüneyt Aykulteli: Evet albüm çalışmalarını hızlandırmak adına bir İstanbul macerasına giriştik 2012 yılında. İstanbul’da müzik yapmak ya da müzik kariyerini İstanbul’da devam ettirmek Türkiye’deki birçok müzisyenin hayalidir bence. Çünkü sektörün kalbinde olmak istiyorsunuz hem pr açısından hem cevre ve etkinlikler açısından. Ancak dışarıdan kolay görünen şey oraya gittiğimiz de bizi çok zorladı. Maddi ve manevi anlamda çıkmaza düştüğümüz dönemler oldu. Sonrasında düşündüğümüz gibi olmadığına karar verip tekrar İzmir’de hayatımıza devam etme kararı aldık…Müzik ve İstanbul demişsiniz. Yani tabii ki de İstanbul kendi başına bir ülke gibi ya da küçük Türkiye diyebilirim. Her tarz müziğin kendine alan bulabildiği bir şehir. Biz de kendimize bir yer bulduk o alanda ancak daha mutlu olduğumuz yere dönmeye karar verdik.
“Bırak Seveyim” coverınız çok seviliyor.Yeni bir albüm yapsanız bu şarkıya yer vermek ister misiniz? Yoksa coverı sahneyle sınırlamak mı daha iyi?
Tibet çakar: Zamanında albüm için şirketimiz bir görüşme yapmış olumsuz cevap almıştı dolayısıyla sahneyle sınırlandı. Bundan sonraki albümler için böyle bir düşüncemiz yok.
“Sokarım Politikana” benzerliğinde ve bu coverın güzel olmasından yola çıkarsak grupta hakim olan bir Nazan Öncel sevgisi olduğunu söyleyebilir miyiz?
Tibet Çakar: Benzerlik (her ne kadar kimse inanmadıysa da) tesadüfi oldu. O albümü hiç dinlemişliğim yok. “Bırak Seveyim” şarkısıyla televizyonda bir müzik kanalında karşılaştım. Nazan Öncel zamanında yaptığı işlerle kendini kanıtlamış biri, tabii ki değerli bir sanatçı ve seviyoruz kendisini. Ben de kendisinin “Göç” albümü vardı sadece. Sonradan ismini öğrendiğim “Demir Leblebi” albümü elime hiç geçmedi “Sokarım Politikana” şarkısını hiç dinlemedim. Sokak ağzına aşina biri olarak açıkçası kendim de yazarken çok özgün bir tabir olduğunu düşünerek yazmadım şarkıyı. Ama herkes çok özgün olduğunu düşünüyormuş 🙂 Biraz başımı ağrıttılar bu konuda. Çoğunu gereksiz buldum. Şarkılar da anlattıkları şeyler ve melodileri ile birbirinden apayrı iki şarkıdır. İsim benzerliğidir ve özgün olmayan tabirlerde benim için yerini almıştır 🙂
Yaptığınız müziği bir türle tanımlamak istesek siz ne derdiniz buna ya da bir türe tabir yerindeyse sıkışmamak daha mı uygun olur müziğiniz için?
Cemal Kayaoğlu: Bahsettiğiniz gibi yaptığımız şey müzik. Yani bu organizasyon 2003 yılında yola çıktığımız bir serüven. Biz birlikte yaptığımız bu işi bir kalıba sokmak istemiyoruz. Ama illa MTV müzik ödüllerine aday gösterileceksek 🙂 ve bir dal aranıyorsa Türkçe sözlü Rock müzik olarak adlandırılabilir. Dediğim gibi kalıplardan uzak kalmak lazım. Çünkü insan duygusal bir varlıktır. Aynı şarkıyı birden fazla defa dinlerken farklı duygular içinde olabilirsiniz ya da bir şarkının farklı versiyonlarını farklı müzik dinleyicileri tarafından takip edilebilir. Bu duruma en büyük örnek Müslüm Gürses. Tabii ki konuya örnek vermek için çok usta bir isim. Farklı tarzlarda uzun yıllar takip edildi. Eserleri ve yorumu sayesinde daha çok uzun yıllar arkasından kitleleri sürükleyecektir. Rahmetle anıyoruz.
Yani toparlarsam biz 4 kişiden oluşan ve yaptığımız şarkıları insanların beğenisine sunan bir grubuz 🙂
Son olarak sizi daha önce tanımayıp Wannart’ta okuyacakları bu röportaj ile tanıyacak olan dinleyicilere grup hakkında demek istediğiniz bir şeyler var mıdır?
Ulaş Artukoğlu: Wannart takipçilerine sevgiler. Bize yer verdiğiniz için Wannart ailesine teşekkür ederiz. Biz her zaman içimizden gelen müziği en samimi şekilde yapmaya devam edeceğiz. Yeni şarkılarda yeni projelerde daha çok insana dinletebilmek daha çok insana dokunabilmek için çabalayacağız bizi takipte kalın…
Başıbozuk grubuna bu keyifli röportaj için teşekkür ediyoruz ve sizin için küçük bir listeyi buraya bırakıyoruz. Keyifli dinlemeler!

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here